![]()
![]()
![]()
Bir gurup sofi oturmuşlar Gavs hz. lerinin geçmesini bekliyorlar.
Diğer yandan da ellerindeki çekirdek poşetlerinden çekirdek çit-
liyorlar...
Gavs hz. hanelerinden çıktığı anda çekirdek poşetlerini bir kena-
ra atıp başlıyorlar naza;
-Sultanım bir kerrecik baaak be yaa...! Diyerek bir kaç kez tek-
rarlıyorlar...
Gavs hz. leri sanki hiç duymamış gibi gözleri kapalı devam edip
geçiyorlar... Ta ki merdivenleri inmeye başlayınca bizimkiler;
-Sultanım baaak dedim baaakmadın, baaak dedim baaakmadın,
diyerek ritimle tekrarlayıp duruyorlar...
Bilvanis .net ten alintidir
SIBYAN
noluyo yaa ne karışıyosunuz sofinin GAVSIYLA arasındaki münasebete halallaaa
ehehh..
ben yazmadım pek köyden bişiler buralara..
emme bu tam yerine rastgeldi yazayım
iki tane deli sofi.. camiyle hane arasında bi kasım gecesinde..
battaniyelere sarılmış yerlerde debeleniyolar
fok balığı gibi aynen..
ben zaten perperişan..ayakta debelenirkene..gittim yanlarına noluyo diye..
aynı "bak dedim de bakmaadıın" benzeri sayı kurmuş içlerinden daha deli olanı
kalmak istiyo hizmete bi türlü ayarlayamamış işi..
sabaha kafile kalkacak, veda edecek BABASINA..
onlarla ilgileneyim de kendimi unutayım diye çöktüm yanlarına..
soğukmuş geceymiş umurunda değil sofinin..
beni de aldı battaniyenin içine..kendi bağrı açıkta..
yaw üşüyecen kurban diyorum, "yanıyorum ben yaaa" diyo..
"ah Babaaa sen beni yaktııın" diyo başka bişi demiyo
"benim aklım gitti başımdan" diye sayıklayıp duruyo..
sonra töbe töbe estağfirullah sen bana bakma BABAM benim aklım başımda diil diyo
adı kaldı "battaniyeli deli" nolcak!
amaan burnum sızladı yine beah!
ah be deli çocuk..inşALLAH selamettesindir..inşALLAH gönlün olmuştur.. 
____turab _____________________
![]()
.
Arkadaş çevrenize dikkat edin.Sofilerden ayrılmayın. Buraya kadar geldiniz tövbe ettiniz.Tövbenizi bozmayın tövbe etmek demek pişman olmak demektir.Pişmanlık bu dünyada olur.Öbür dünyada olmaz.İnsan bu dünyada pişman olmalıdır. Babam söylemişti.İnsanoğlu çok ahmaktır.3-4 yaşlarındaki bir çocuk şu delikte yılan var elini sokma dese insan o çocuğun sözünü dinliyor elini sokmuyor,velevki yılan olmasada elini o deliğe sokmuyor. Peygamber Efendimizde(s.a.v.) defalarca söylemiş ebedül ebed bir hayat vardır.Ebedül ebed ne demektir?Yani 10 sene değil 50 sene değil 100 sene değil bir trilyon sene değil sonsuz bir hayat demektir. Yavrularım siz daha gençsiniz dikkatli olun.Şeytan düşmanınızdır.Düşman düşmana acımaz.Tövbenizi bozmayın.Namazınızı kılın.Buraya kadar geldiniz.Pişman oldunuz. ALLAH sizden razı olsun yavrularım. 
Mesela uyuşturucu kullananın hem ailesinde hemde kendisinde huzur görünmez.
Hep beraber ya Rabbi bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım dedik. ALLAH’a söz verdik.Sözümüzde duralım.Tekrardan yaptığınız kötülüklere dönmeyin.Tövbenizi bozmayın oyuncak değildir bu.
ALLAH korusun daha beter olursunuz.
Baba Ademden beri 124.000 Peygamber gelmiş onca Evliya söylemiş Cennet var Cehennem var buraya hazırlanın bunların sözünü dinlemiyorlarda o çocuğun sözünü dinliyorlar.
Nasıl ki Türkiyenin Suriyenin Irak’ın elçileri var bunlar aralarında konuşuyorlar birbirlerinden haberleri var.Peygamberlerde ALLAH’ın elçisidir.Onlarda ALLAH’ın izniyle birbirlerinden haberdardırlar.
ALLAH (C.C.) insana bu dünyada 2 yol vermiştir.Hangisini isterse ALLAH o yolu verir.ALLAH (C.C.) bu dünyada cezasını vermez ama ebedül ebed bir hayatta hepsinin hesabını sorar.İnsan ikisinden birisini seçmelidir.
Biz size dua ederiz ama sizde tövbenizi bozmayın.Hepiniz hoş gelmişsiniz.Sefalar getirmişsiniz.
Cenab-ı Hak, iki cihanda bizi bu kapıdan ayırmasın
doğru yolundan ayırmasın inşALLAH…
ALLAH c.c. razi olsun kurbanım…

ne de guzel YAVRULARIM diyorsun…..

sohbeti okuyunca gönlümüze bu düştü…
vesselam… 
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
Birinci Sohbet
İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devam eder. İşte Eshabı Kehf’in köpeği. Köpek olması münasebetiyle haram, necisülayndır. Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak lâzım gelir. Çünkü haramdır (1). Fakat iyilerle kaldığı için, Allah-u Teâla onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necisülayn olduğu halde cennetlik oldu ve cennette de iyilerle beraber bulunacak.
Halbuki Nuh Peygamberin oğlu, Ulü’l-azm bir peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla beraber bulunduğu için imanını kaybetti. Rabbü’l - Alemîn de onu kâfirler zümresinden yazdı. Peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine, imansız olarak gitti ve Cehennemlik oldu. Öte taraftan haram olan bir köpek ise Cennetlik oldu. Çünkü iyilerle beraberdi, onlardan ayrılmadı.
Bu mevzuda Peygamber (S.A.V) şöyle buyuruyor : İnsan her kimi seviyorsa (Kıyamette de) onunla beraber (haşr olacak kiminle arkadaşsa Haşirde de onunla arkadaş olacaktır.)
Öyleyse kimlerle arkadaş olmamız lâzım geldiğini, kimleri sevmemiz icap ettiğini bilmemiz lâzım; dolayısıyla Hazret’i sevmemiz, şeyhlerimizi sevmemiz, Sâdât-ı sevmemiz lâzımdır ki, ;Kıyamet gününde de onlarla beraber olup sevdiğimizden menfaat görmüş olalım.
Düşmanlarına bile iyilik yapan, onlara ihsanlarda bulunan Rabbü’l – Alemîn çok büyüktür. Kâfirler ki Allah’ın münkirleridir, Allah’ı inkar ederler, dolayısıyla Allah’ın düşmanlarıdırlar, onlara bile iyilik eden, mal veren, evlât veren, dünya keyfi ve zevki veren Rabbü’l – Alemîn nasıl olur da doslarına, yüzünü Allah’a çevirip onu seven kimselere iyilikde bulunmaz, onlara nimetler verip ihsan etmez?
İnsan kendisine fenalık eden, düşmanlık yapan kimselere, elinden geldiği kadar kötülük yapmak ister. Halbuki çok büyük olan Allah-u Teâlâ kendisini inkâr eden düşmanlarına bile ihsanlarda bulunurken, tabii ki dostlarına da ihsanlarda bulunacak, yüzünü ona çevirip onu sevenlere de ikramlarda bulunacaktır.
Her kim ki, Allah’a doğru bir adım atarsa, Allah da ona on adım yaklaşır. Her kim ki, yüzünü Allah’a döndürürse Allah da ona yüzünü döndürür. Fakat her kim Allah’a sırt çevirirse, şüphesiz Allah da ona sırt çevirir. Demek ki her şey insanın elindedir. Çünkü Allah-u Teâlâ insana cüz’i ihtiyar vermiş ve doğru yolu da göstermiştir. Doğru yolu tutup o yoldan giden herkes Allah’a kavuşur. Fakat eğri yoldan giden kimse ise kendini helâk etmiş olur. Böylece en büyük düşmanlığı kendi kendine yapmış olur. Haşa Allah kimseye kötülük yapmaz. Haşa Allah kimseye zulmetmez. İnsan kendi nefsine zulüm yapmakta, kendi nefsine kötülük etmektedir.
Dünya ve âhirette olan her şeyin, hâtırı için yaratıldığı Peygamber (A.S.V) her an için tâât ve ibadette bulunurdu. Peygamber (A.S.V) o kadar büyük halk edilmiştir ki, O’nun şefaati olmasa Kıyamet günü hiçbir Peygamber bile Cennete giremez. Hal böyle iken O’nun şefaati olmadan başkaları nasıl Cennete girebilir? Bütün Cennete girecekler ancak ve ancak O’nun şefaati neticesi Cennete girebileceklerdir. İşte bu kadar mükerrem yaratılmış olan Peygamber (A.S.V) devamlı olarak Allah’a tâât ve ibadette bulunurdu. O kadar ibadet ederdi ki, ibadetinin çokluğundan mübarek dizleri şişerdi. Bununla beraber Rabbü’l-Âlemîn :
(Emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket et.)
… diye buyurmuştu. Bu hitap Peygamber ve şahsında bütün ümmete gelmektedir. Demek ki biz ümmet-i Peygamber (A.S.V) de Allah’ın emrettiği ve Peygamberin (A.S.V) tebliğ ettiği şekilde hareket etmemiz lâzımdır.
Öyleyse insan bu çok aziz ve kıymetli ömrünü Allah yolunda, Allah rızası uğrunda harcamazsa, salih amellerle tüketmezse çok yazık etmiş olur. Çünkü insanın bu kadar kıymet verdiği aziz ömrü, mutlaka ihtiyarlık gelip, hastalık gelip tükenecek, neticede de toprağın altına girecektir. Sonu böyle olunca, artık insan ömrünün ne kıymeti kalır? İnsan, ancak yüzünü Allah’a çevirip, O’nun dostluğunu kazanmak suretiyle ömrünü değerlendirebilir. Allah’ın fazlında nihayetsiz istifade eder; dünyada da rahat eder kabirde de rahat eder, haşirde de rahat eder ve nihayet Cennette ebedi rahata kavuşur.
Allah’ın emrine uymayan ise ebedi olarak zahmet çeker. İnsanın aklı vardır, deli değildir. Dünya işlerinde kimse insanı kolay kolay kandıramaz. Kimse kolay kolay hile yapamaz insana. Halbuki âhiret işinde aldanıyor. Şeytan hileler yaparak çok çabuk insanı kandırabiliyor. İnsanın Allah yolunda da akıllı olması icap eder. Nasıl dünya muamelesinde insan aldatılamıyorsa âhiret işinde de aldatılmamalıdır. Yüzünü Allah’a döndürmeyen kimse aslında delidir. Halbuki insan kendini çok akıllı zannetmektedir.
Bir zamanlar bir padişah vardı. Çok muazzam, mükellef bir köşk yaptırmıştı. İçinde her türlü dünya süsleriyle, ziynetleriyle donatmıştı. Bir gün o taraflara Allah dostlarından birinin yolu düştü. Padişah ihtimamla yaptırdığı sarayını o Allah dostlarından birinin yolu düştü. Padişah ihtimamla yaptırdığı sarayını o Allah dostuna da göstermiş, o Allah dostunu da sarayında gezdirmiş ve sormuştu : “Nasıl, sarayım güzel olmuş mu? Beğendin mi sarayımı? Allah dostu ona şu cevabı vermişti : “Padişahım, sarayında iki büyük ayıp var. Ben iki büyük ayıp gördüm sarayında.” Padişah bu cevaba sinirlenmiş, kızmış : “Nasıl olur da sarayımda iki büyük ayıp görebiliyorsun? Ben hiçbir noksan bırakmadım. Onu dünyanın altın ve gümüşlerini harcayarak süsledim. Senelerce emek verip bütün gücümü bu sarayın yapımında kullandım. Sen ise iki büyük ayıp gördüğünü söylüyorsun.” Allah dostu olan zat cevaben, “Darılmayın padişahım. Sizim sarayınızda gerçekten iki büyük ayıp vardır. Birincisi, yapılan saray birgün yıkılacak; bunca emek boşa gidecek. İkincisi ise bu sarayı binbir ihtimamla yapan zat da nihayet ölecek; sarayı bırakıp gidecek” deyince, padişah o zaman hakikatı görebilmiş, başlamış ağlamaya. “Çok doğru diyorsun.” demiş. “Gözümüz kör olmuştu, böyle bir gerçeği göremedik. O köşk, o saray yıkılacak. Sonunda toprağa karışacak. Ne kıymeti olabilir? Ve o saray ki yaptıran sahibi ölecek. Artık o neye yarar? Hakikat böyledir. Biz bu iki büyük ayıbını maalesef görememişiz.”
Şeyh Fethullah Verkanisi (K.S.) iki kardeştiler. Bir kendisi, diğeri kardeşi Şehmuz. Şeyh Fethullah kendisine yol olarak ilim tahsilini seçti. Medreseye gitti. Daha sonra Seyda-i Tâği Hazretlerine gidip ona intisab etti. Seydaya hizmette bulunarak sâdâtı Nakşibendî’nin arasına karıştı. Sâdât-ı Nakşibendî olduğu içindir ki, kıyamete kadar, bu tarikatı Nakşibendî durduğu müddetçe, onun amel defteri kapanmayacak; kıyamete kadar ismi anılacak, kazancı yazılmaya devam edecek.
Kardeşi Şehmuz ise aksine dünyaya yöneldi. O da dünya cihetinden ilerledi. O kadar zengin oldu ki, her vilâyette bir mağazasını bulmak mümkündü. Bankalarda o zamanın parasıyla, banknot hariç kırkbin altını vardı. Bu kadar zengindi. Fakat sonunda, bu kadar zenginliğine rağmen, kıtlık yıllarında açlıktan öldü. Hatta kefen alacak para bulamadıklarından yorganının yüzünü söküp ona kefen yaptılar. Bugün için ismi kayboldu. Hiç kimse Şehmuz diye birinin yaşayıp yaşamadığını bilmemektedir. İşte dünyanın sonu. Dünyaya bel bağlamanın neticesi. Bunca zenginliği kendisine fayda vermediği gibi, öldüğü zaman kefen bile bulamadı.
Kardeşi Şeyh Fethullah ise yüzünü Allah’a çevirdiği için Alah ona kerem etti, lütfetti ve onu Sâdât-ı Nakşibendî’nin arasına aldı. Kıyamete kadar ismi anılacak. Her gün ona belki onbin, belki de yirmibin Fatiha okunmaktadır. Nakşibendî yolu olduğu müddetçe, tâ kıyamete kadar böylece devam edecektir.
İşte böyle, Allah yolunda gidenlerin zahmetleri kaybolmaz. Dünyada da, âhirette de zahmetleri boşa gitmez.menfaatleri, ticaretleri ebedü’l ebed devam eder.
Keşif ehli bir kimse bir gün Gavsı Hizani’ye (K.S.A) gelip, “Kurban, kabristanımızda hristiyanlar vardır.” demiş. Gavs, “Nasıl, hristiyan var?” deyince, “Kurban kabristanda yüzleri değil de sırtları Kıbleye çevrilmiş olan mevtalar gördüm” karşılığını almış. Gavs (K.S.A) tebessüm ederek, “Hayır, onlar kâfir değil, müslümandırlar. Onların dünyaya karşı aşırı muhabbetleri olduğu için, melekler onların yüzünü Kıble’den çevirip sırtlarını Kıble’ye getirdiler. Dünyaya olan muhabbetleri yüzünden öyle oldular” buyurmuştur.
İnsanın sevgisinin tamamı Allah olmalı, Allah’tan gayri hiçbir şeye muhabbet beslememelidir. Çünkü Allah-u Teâlâ yalnız kendisinin sevilmesini, yalnız Zâtına muhabbet edilmesi arzu eder. Başka şeyin sevilmesine, başka şeye muhabbet beslenilmesine asla razı değildir.
Ancak Allah muhabbeti, Allah dostluğu, Allah sevgisi kazanıldıktan sonra insan her şeyden yana rahata kavuşur. Dünya da rahat olur; kabir de rahat olur; her şey, her şey rahat olur. Ebedi olarak rahata kavuşulur.
Kazançların en kârlısı Allah dostluğudur. Yüzünü Allah’a çevirip Allah dostluğu kazanan kimseye eziyet olmaz.
Nemrud’un ateşe atıp yakmak istediği İbrahim Peygamber (A.S) da Allah dostlarındandı. Nemrut dağlar kadar odun yığmış, ateş yakmıştı. Öyle bir ateş ki kimse yanaşmaya muktedir değildi. Onun için dağda bir mancınık kurup Hz.İbrahim’i mancınıkla ateşe attılar. İbrahim Peygamber ateşe atıldığı sırada Cenab-ı Hak, Cennetten bir taht getirtip ateşin içine kurdurdu. İbrahim (A.S) ateşin içinde oturdu da asla ateş onu yakamadı. Çünkü Rabbü’l - Âlemin ateşe, (Biz ateşe “Ey ateş, İbrahim’e selametli bir serinlik ol!” dedik) (Enbiya : 79) diye emir buyurmuştu. Ateş de yakmadı, yakamadı. Zaten yakan ateş değil ki. Yakan Allah’tır Ateş ise Rabbü’l – Âlemin’in vazifeli bir memurudur. Eğer ateş yakıcı olsaydı Hz.İbrahim’i de yakardı. Çünkü o da etten, kemikten, sinirden yaratılmıştı. Bizim gibi bir insandı. Halbuki olan zebaniler devamlı Cehennem’de ateştedirler. Ama ateş onlara zerre kadar zarar veremez. Rahatsız edemez onları. Demek ki yakan ateş değildir. Ateş ancak almış olduğu emre göre hareket eden bir memurdur sadece.
Meselâ, Seyyid Ahmed er-Rufâî (K.S.A) Hazretleri’nin tarikatinde olan müridleri de yanan tandırın içine girerler, fakat ateşten zarar görmezlerdi.
(1) Şafiî mezhebi fıkhı iktizasınca
http://www.menzil.net webmaster@menzil.net
Sitelerinde yayınlamak isteyenlerin kaynak belirtmeleri zorunludur !!
Muhammed Raşid Hazretlerinin (k.s) sağlığında
kardeşi ve halifesi Abdülbaki Hazretlerine soruluyor:
- Seyidim, kitaplarda rabıtanın çeşit çeşit tarifleri yapılmış,
siz nasıl yapıyorsunuz?
Abdülbaki Hz. şöyle buyuruyor:
- Rabıta akşam namazından sonra yapılır.
15 dakikadan az olmaz, bir buçuk saate kadar uzayabilir.
Rabıta yapacak olan yüzünü kıbleye döner ,
otururken sağ ayağını sol ayağının altından çıkarır,
gözlerini yumar, 25 Estağfirullah çeker.
Estağfirullahlar ile günün ağırlıkları ve dünya didişmelerinden kirlenen kalbi temizlemeye başlar.
Daha sonra Sultanımızı azim, nurani ve latif makamda düşünür.
Mesela bir kürsüde durduğu yerin başından arş-ı ala’ya uzanan nurani bir sütun tasavvur eder.
Allah’ın rahmeti Sultanımızın başına nurani bir sütunla iner ve birleşir.
Mürid o nurani sütundan nurani bir ziyanın kılıç gibi kendi kalbine aktığını düşünür.
Kalpteki günahların mermere damlayan asit gibi
kalpte yara açtığını düşünerek bu nurun o yaralara merhem olup kalbi cilaladığına inanır.
Cilalaya cilalaya bir hafta rabıtanın içinde kaybolursa,
rabıtası yoğunluk kazanır ve o insan istikamet sahibi olur.
Tarikattan çıkmak istese de artık çıkamaz.
- Ya Seyidim, bir insanın rabıta zamanında bir işi olsa
bu rabıtayı sonra kaza mı edecek?
Şöyle cevap verdiler:
- Bizi birisi çağırırsa 25 Estağfirullah çekip gözümüzü açarız.
Giderken gözler açık olduğu halde rabıta devam eder.
Mecbur olmadıkça konuşmayız.
Elimiz işte olsa bile, gönlümüz rabıtada olur.
______________________________
nasihatler net ten alintidir.
Gavs- Sani Hz. (K.S.A.)Adana ya bir hasta gönderdi. orda ki görevli doktor kardeşimiiz de, emanet diye onla gayet iyi ilgilendi. (kendisi doktor) ancak gelen hasta o kadar rahatsız ki, ağrı kesici vuruyorlar 1-2 saat acısı diniyor ve yeniden bağırmaya başlıyor hasta kardeşimiz. 3 gün süren acı veren bir hastalık sonunda vefat ediyor. görevli doktor kardeşimiz diyor ki:” Allah Allah! biz insanlara son anda Sadatlar gelir, rahat ve huzurlu bir şekilde ölürsünüz diye anlatıyor. ama şu vefat eden kardeş acılar içinde ve bağırarak vefat etti. ve şunu ekliyor: ” bu kalp dedi ki, HİMMET BUNUN NERESİNDE?”
dayanamadım ve Gavs-ı Sani hz lerine (k.s) dedim ki” Efendim! siz bize bir hasta gönderdiniz. Biz de elimizden geldiğikadar ilgilenmeye çalştık. ancak gönderdiğiniz hasta 3 gün boyunca o kadar acı çekti o kadar acı çekti ki ve bağıra bağıra vefat etti. bu kalp dedi ki, ” Himmet bunun nerseinde?” cevaben
GAVS-SANİ HZ. ” O ZAYIF BİR KULDU. AMEL İŞLEYEMEYECEĞİ BİR YERE GİDİYORDU. SADATLAR İSTEDİLER Kİ YÜKSEK MAKAMLAR ELDE EDEREK GİTSİN!”
Bunu duyunca aklıma şu hadis geldi.RESUL-İ KİBRİYA (SAV):
” ÖYLE MAKAMLAR VARDIR Kİ, HASTALIK VE GEÇİM SIKINTISI DIŞINDA HİÇ BİR ŞEYLE ELDE EDİLMEZLER!”
SADATLAR BİZİM İMANIMIZ VE İİLİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYR. BİZ BİR ŞEY İÇİN DUA İSTEDİĞİMİZDE, ONUN İLLA İSTEDİĞİMZİ ŞEKİLDE OLACAĞINI DÜŞÜNMEYELİM. İMAN VE MAKAM İÇİN NE GÜZELSE O OLACAK DEMEKTİR.
ALLAH BU KAPIDAN AYIRMASIN!
add text, images, video, widgets, etc...
Bir gün bir sofi Seyyid Abdulbaki Hz. lerine (k.s) dediki;
Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?
Seyyid Abdulbaki Hz. leri (k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, sofi dedi;
- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar yaparsa ona fayda vermiyor.
- Dedi, bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.
- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.
- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.
avs Saninin sohbet hakkındaki sözleri
—Sofiler Sohbet muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır.
—Sofiler sohbeti rabıtayla dinlerlerse Rahmet zuhur eder.
—-Dergahlar’da vekiller bol bol Tasavvufi sohbeti yapsınlar.
—-Bir vekilin sohbet yapması, islamı anlatması için illa Mola olması, alim olması şart değildir. kitaplardan Okuyabilir Hazırlık yaparak kitaplardan çıkardığı özeti okuya bilir.
—-Gavs Sani Hz. lerine bir vesile ile sorduk;
“Sultanım cemaat çok kalabalık olduğu halde yapılan sohbetlerden bir feyiz ve muhabbet alamıyoruz. Bazen de üç beş kişilik bir ortamda yapılan sohbette çok daha fazla feyz ve muhabbet olduğunu müşahede ediyoruz. Acaba bunun nedenleri nelerdir?”
Gavs Hz. leri buyurdular ki;
“Bunun üç sebebi vardır, bu üç sebepten biri ya da bir kaçı zuhur edince o ortamdan feyiz ve muhabbet kesilir.”
“1-Ya sohbet eden kendi nefsinden konuşuyordur…Yani gafildir. Varlık duygusu ile konuşuyordur. Allah ın rahmetine, Sadatların himmetine yönelmemiştir.”
“2-Ya da cemaat aynı şekilde gaflet içindedir ve adabı gözetmeksizin mecliste bulunmaktadırlar. Yani kalpler dağınık beklentiler farklıdır. Allahın rahmetine, Sadatların feyzine yönelmemişlerdir.”
”3-Veyahut cemaat sohbette geçen konularda birbirlerinin eksiklerini görme gayreti içindedir. Yani şu şunun eksiği, bu da bunun eksiği gibi düşünerek herkesin topu birbirlerine atmasıdır.”
Sonra Gavs Hz. leri durdular ve üçüncü maddeyi işaretle buyurdular ki;
“Vallahi biz bundan nefret ediyoruz….”
—Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor
‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir’
–Gavs-ı sani hz. (k.s) neden sohbet etmiyor
Abilerimizden biri Gavs hz. ne sordu ( tanıyorum bu abimizi): ” Efendim, burada o kadar alim var, siz varsınız. insanlar da buraya ziyarete geliyorlar. İşleri yok. çay ocağında vs yerlerde vakit geçiriyorlar. Söyleseniz, alimler sohbet etse, siz sohebt etseniz…?”
GAVS-I SANİ HZ. sadece şunu söyledi:” HACI! BİZ KONUŞURSAK DOĞRUYU SÖYLERİZ!”
GÜNAH
–“Günahlara meyil etmeyin.”
–“Günahlar seytanin gıdasıdır.
–” Üç günahı kebair sofinin mürşid’den yardım almasına engel olur,üç gıybet bir günahı kebair yapar ,işlenen dokuz gıybet üç günahı kebair yapar. işlenen üç günahı kebair mürşidden gelen himmeti keser, sofiden ervah ayrılmaz ,fakat sofiye manevi yardım yapamaz.elektirik olupda şartelin açık olmaması gibi ,onun için siz burdasınız en az ayda bir sekiz şart yapmanız gerekir.”
–“üç tane küçük günah işleyen bir büyük günah işlemiş gibi olur.ona gelen feyzi keser.”
–“Günah işleyenler kalplerini zayiflatıp seytani kuvvetlendirmis olurlar.
Seytani kuvvetli olanin dini zayif olur.Onun için haramlardan uzak durmalidir
–“Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir.”
–“ Bu hizmetleri yaparken de kendinizi günahlardan muhafaza edeceksiniz. Yoksa su ateşi nasıl söndürüyor, yok ediyor, günahlar da sevapları yok ediyor.”
– Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur.
Son nefes
–“Biz ümmeti Muhammedin imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz.”
-“-İnsana en lazım olan şey imandır. En mühim olan husus imandır ve insanın en mühim meseleside
sekeratta İmanla gidebilmesidir.insan imanla gittikten sonra ahirette işi kolaydır. Çünkü canabı hakkın
Yüz rahmeti vardır. Dünyaya bir rahmetini, ahirete doksandokuzu saklamış bu dünyadaki rahmetini
Tüm kullarına vermiş mümin fasık kafir hatta onu inkar edenede, ama doksan dokuz rahmetini mümin kullarına saklamıştır. insan Mümin olarak imanla göçerse orada işi çok kolaydır. Takva imanı kurur, ameli salihde onu kuvvetlendirir. Sekerat zordur. Ölüm anı tülbent nasıl böyle keralice tülbent bilgi vezneki dikenlerTemizlenirken( Ölüm anı tülbent nasıl dikenler özerinde alınmak istendiğinde) nasıl onu gerer ona onuDefoma eder. Aynen öylede ruh vücuttan çıkarken insan ızdırap çeker, açı çeker, sıkıntı duyar. Buda Yetmiyormuş gibi şeytan son nefeste ona insana musallat olur. En sevdiğinin kılığında gelir. Vefat etmiş olanlardan, o insana telkinde bulunur. Derki bak seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Ben senden önce Gittim orada gördüm orda geçerli din Yahudilik dinidir. Gel sen o dine geç perişan olma. Onu kandırmaya çalışır ikna edemese Hıristiyanlığı teklif eder eğer yinede kandıramasa elinde bir bardak Su sekerattaki o acı çeken insana onu gösterir. O lisanı haliyle ondan bana su ver diye talep ettiğinde’de veririm ama başınla bana bir secde et diye onu imansız götürmeye çalışır.Neuzibillah içte bu Sıkıntılı ve şeytanın musallat olduğu esnada insan kalbinde iman hakikatleri ile ilgili bir nebze şüpheye Düşese, tereddüde düşse,inkara düşse bu hal üzere ölürse imansız gider. Bütün hayatı boşa gider.
Bu tasavvuf, bu sadatı kiram en büyük faydası son nefestedir. Sadatı kiram onların ervahı canabı hakkın izniyle sekareta mevtanın başına gelir. O mekanı şeytan terk eder kaçar ve insan iman üzere ölür. Canabı hakkın huzura varır.”
–“ Kim o Sadatların elini tutarsa, sekiz sartı yaparsa İlahi noterde bunlara, vekalet vermiş oluyor, İlahi noterde o Sadata vekaletname veriyor. Son nefeste ölürken imanla ölme vekaletnamesi, şeytana karsı yardım vekaletnamesı, kabirde sual melekleri gelince yardım vekaletnamesı, mahserde hesap verirken şefaat vekaletnamesı, sırattan gecerken yardım vekaletnamesi. O vekaletnameyle o zaat gelir şeytan kacar, melekler neden geldin dediğinde de Allah (c.c.) onun vekaletı var, Ben kabul ettım ona karısmayın der.O şekilde gerek son nefeste, gerek kabirde, gerek mahserde, gerek sıratta o vekaletnameyle gelirler, ümmeti Muhammede yardım ederler. Şart değil amma bu kadar da faydası var ne dersiniz buyurmus”
–“BUNLAR BİR SÜRÜDÜR BU SÜRÜNÜN SAHİBİ PEYGAMBERİMİZDİR. BİZDE ACİZANE BU SÜRÜNÜN ÇOBANIYIZ. SÜRÜNÜN HİÇ BİRİNİN ZAYİ OLMAMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPARIZ. YORULURSA SIRTIMIZDA TAŞIRIZ HASTA OLURSA İLAÇ VERİRİZ İYİLEŞTİRİRİZ İLLA ÖLÜCEKSE MUNDAR GİTMESİN DİYE KESERİZ ÇOK ŞÜKÜR BU POSTA OTURDUGUMUZDAN BERİ HİÇ BİRİNİ KURDA KAPTIRMADIK İMANSIZ GÖNDERMEDİK
sohbet
—Sofiler Sohbet muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır.
—Sofiler sohbeti rabıtayla dinlerlerse Rahmet zuhur eder.
—-Dergahlar’da vekiller bol bol Tasavvufi sohbeti yapsınlar.
—-Bir vekilin sohbet yapması, islamı anlatması için illa Mola olması, alim olması şart değildir. kitaplardan Okuyabilir Hazırlık yaparak kitaplardan çıkardığı özeti okuya bilir.
—-Gavs Sani Hz. lerine bir vesile ile sorduk;
“Sultanım cemaat çok kalabalık olduğu halde yapılan sohbetlerden bir feyiz ve muhabbet alamıyoruz. Bazen de üç beş kişilik bir ortamda yapılan sohbette çok daha fazla feyz ve muhabbet olduğunu müşahede ediyoruz. Acaba bunun nedenleri nelerdir?”
Gavs Hz. leri buyurdular ki;
“Bunun üç sebebi vardır, bu üç sebepten biri ya da bir kaçı zuhur edince o ortamdan feyiz ve muhabbet kesilir.”
“1-Ya sohbet eden kendi nefsinden konuşuyordur…Yani gafildir. Varlık duygusu ile konuşuyordur. Allah ın rahmetine, Sadatların himmetine yönelmemiştir.”
“2-Ya da cemaat aynı şekilde gaflet içindedir ve adabı gözetmeksizin mecliste bulunmaktadırlar. Yani kalpler dağınık beklentiler farklıdır. Allahın rahmetine, Sadatların feyzine yönelmemişlerdir.”
”3-Veyahut cemaat sohbette geçen konularda birbirlerinin eksiklerini görme gayreti içindedir. Yani şu şunun eksiği, bu da bunun eksiği gibi düşünerek herkesin topu birbirlerine atmasıdır.”
Sonra Gavs Hz. leri durdular ve üçüncü maddeyi işaretle buyurdular ki;
“Vallahi biz bundan nefret ediyoruz….”
—Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor
‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir
–Gavs-ı sani hz. (k.s) neden sohbet etmiyor
Abilerimizden biri Gavs hz. ne sordu ( tanıyorum bu abimizi): ” Efendim, burada o kadar alim var, siz varsınız. insanlar da buraya ziyarete geliyorlar. İşleri yok. çay ocağında vs yerlerde vakit geçiriyorlar. Söyleseniz, alimler sohbet etse, siz sohebt etseniz…?”
GAVS-I SANİ HZ. sadece şunu söyledi:” HACI! BİZ KONUŞURSAK DOĞRUYU SÖYLERİZ!”
AMELİ SALİH
–“Ameli Salih Allahın (cc) emirleri yerine getirmektir.”
–“En büyük ameli Salih birlik ve beraberliktir.”
–“Bu asırda en kıymetli ameli Salih insanların imanını kurtarmak ve cehenneme Gitmelerine mani olmaktır.”
–“Takva imanı kurur, Ameli salihde onu kuvvetlendirir.”
–“ Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri(ameli Salih) yapın”.
NEFİS
– Nefs düşmandır, Düşman düşmana acımaz, düşmanda hiçbir zaman hayır istemez.daima
Kötülüğü ister Allahu teala buyurduki- “inne nefse le emmaretun bis’sui”Yusuf 53
Nefsi emare daima kötülüğü emr eder.
–Şeytan ve nefs çok büyük düşmandır. Kedi nasıl fareyi delikten gözetiyor nefes bile almıyor,
Ses çıkarmıyor fare kendisini bilmesin çıksın diye şeytan ve nefiste öyledir.şeytanda aynı kedi gibi nerede nokta görürse oradan vurur.
–Şeytanı kandıran nefistir. Allah Teala şeytana Adem’e (a.s) secde et diye emretti, hemen nefis devreye girip, Hayır sen daha kıymetli maddeden yaratıldın ,o çamurdan yaratıldı; sen nasıl ona secde ediyorsun diye onu emre itaatten alıkoydu ve helak etti
–Bu tarikatı nakşibendiyenin gayesi cihadtır. En büyük cihad nefs ve şeytan ilk önce insan kendi
Nefsine dikkat etmesi gerekir.
–Şeytan kurt gibidir en ufak bir sesten korkar kaçar, şeytan Allah zikir edilince orada duramaz siner kacar, ama nefis öyle değildir.
–“Bu kapıda kişinin ne kadar hizmet ettiğine değil nefsinin ne durumda olduğuna bakılır.”
-Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.?
-İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir.
-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?
RABITA
—Seyda hz buyurduki- üç çeşit Rabıta vardır.
1-Şeyhin Vucudunda kaybolmak.
2-Şeyhin suretini, karşısında düşünmek.
3- Şeyhin evini, bahçesini vb düşünmek.
–Soruldu- Akşam rabıtasında mürşidimizi hatırlayabildiğimiz en güzel şekilde rabıta yapabilirmiyiz?
Cevap: Size en güzel nasıl görünüyorsa öyle rabıta yapı
–Soruldu- Abdestsiz rabıta yapılabilir mi?
Cevap: Normal rabıtalarda olur. Akşam rabıtaları hariç
–Sofilerde ikide hastalik mevcuttur. bunlar
1-Benlik Hastaliği, Bunun ilaci Mürsid rabitasidir.
2-Tuli Emel Ilaci ise ölüm rabitasidir.
–Zikir çekmeyen Rabıta yapmayanı tanımıyoruz
–Gavsımız halifelik döneminde rabıta hakkında şunları söylemiş
sual: Seyidim, kitaplarda çeşitli rabıtalar tarif edilmiş, Siz nasıl yapıyorsunuz?
” Rabıta akşam namazından sonra yapılır 15 dakikadan az olmaz, birbuçuk saate kadar uzayabilir. Rabıta yapacak olan yüzünü kıbleye döner. Otururken sağ ayağını sol ayağının altından çıkarır. Gözlerini yumar. 25 estağfirullah çeker. Kendi sesini duyacak kadar söyler. Estağfirullah’lar ile, günün ağırlıkları ve dünya didişmelerinden kirlenen kalbini silmeye başlar. Daha sonra Sultanımızı azim, nurani ve latif bir
makamda düşünür. Mesela bir kürsüde. Durduğu yerin başından arş-ı alaya uzanan nurani bir sütun ile iner ve birleşir. Mürid, o nurani sütundan bir ziyanın kılıç gibi kendi kalbine aktığını düşünür. Kalpteki günahların, mermere damlayan asit gibi kalpte yara açtığını düşünerek, bu nurun o yaralara melhem olup kalbi cilalandırdığına inanır. Cilalaya cilalaya bir hafta kadar rabıtanın içinde kaybolursa rabıtası yoğunluk kazanır ve o insan istikamet sahibi olur. Tarikattan çıkmak istese de artık çıkamaz.
—Bir gün sordular- kurban rabıta yapmak için bir sofi oturur ama mürşidi hariç her şeyi düşünüyor
Bunda bir kazanç varmıdır.diye sordular Gavsı sani”Vardır” buyurdular sofi tekrar sorarak kurban
Ama sofi hiç mürşidini düşünmedi deyince Gavsı sani buyurduki—o sofi adab üzerine oturup ben
Rabıta yapacam demesi sadatların emri yerine getirmek içindir ve emre itaatte sofiye çok şey kazandırır
Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor
‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir’
–“ Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”
–bir gün gavsımıza sofinin teki gitmiş vird kuyruğuna girmiş, virdini sorduktan sonra sormuş
- Ya Gavsım kalp tasfiyesi nasıl olur?
- “amel-i salih yapacaksınız, terketmeksizin hergün virdlerinizi çekeceksiniz, rabıta yapacaksınız ondan sonra her şey olur” buyurmuş
Hızmetli bir sofi aradı menzilden…
Diyor ki;
Diyor ki;
“Vallahi hala beyazlar giyiyor…
Buna ne kadar dayanacağımı bilemiyorum…
O mübareği beyazlar içinde…
Kelebekler gibi görmeye artık tahammülüm kalmadı…
O’nu kem gözlerden de sakınır oldum…
Sanki bir şey olacakmışcasına…
Eee dedim gurbanım böyle de olmaz ki…
Bize de yazık…
Gel etme eyleme…
Çıkarıver şu beyazları…
Vallah sebebim olursun…
Artık ne dayanacak gücüm…
Ne de bakacak gözüm kaldı…
Bir insana ki beyaz bu kadar mı çok yakışır…
Gurbanın olayım…
Deyiver ki nasıl dayanayım…
Sarığın beyaz…
Sakalın ki çoğu beyaz…
Cübben beyaz…
Etrafa saçtığın nur haleleri ki…
Beyazdan da beyaz…
Bittim ben gurban bittim…”
—
gonuldagi
http://s1.dosya.cc/gonuldagi.mp3.html
Gönüldağı yağmur yağmur rahmet yağınca
Seydam sultanbizimle olunca
Dünya dolu düşman olsa hey
Hepsi vız gelir, hepsi vız gelir.
İnsanoğlu nasuh tövbe edince
Seydam sultan mürşid olunca
Dünya dolu günah olsahey
Hepsi affolur, hepsi affolur.
Talib yapar rabıta Seyyidimize
Seydam sultan efendimize
Kalbi dolu isyan olsa,bühtan olsa, küfür olsa
Tabib iyi eder,Seydam hoş eder.
Sofi yapar hatme vakti gelince
Seydam Sultan hazır olunca
Dünya dolu altın olsa, gümüş olsa ,zümrüt olsa
Tenezzül etmez, dönüp de bakmaz.
Kurban çeker virdin seher vaktinde
Seydam sultan himmeti ile
Olur sofi mevla ile
Kimseler bilmez, melekler görmez.
YARENLER
İyice dinleyin söz benim değil
Bu dünyaya biz çok aldandık yarenler
Babanın sözüdür bu kez benim değil
Tutmazsak narına yandık yarenler
Gittik ellerinden öptük kaç kere
Tuttu tuttu çıkardı battık kaç kere
Hazineyi bir pula sattık kaç kere
Yalancı çobana döndük yarenler
ALLAH rızasıyla çıkıp haneden
Taş değil tezek ol hadi yeniden
Bizi bize koyan bin bahaneden
Gitti hepsi bire indik yarenler
Alçak gönüllü ol dedi kalpleri kırma
Yumuşacık konuş sakın bağırma
Yanlışın peşine düş önüne durma
Yinede yanlışa kandık yarenler
ALLAH’ın resulu işi buyurdu
Çağırdı herkesi bizi duyurdu
Himmetle bezedi bütün yeri yurdu
Yine nefise dayandık yarenler
Kucaklaşın dedi bitti kırgınlık
Mazide kalmıştır artık dargınlık
Bir ömür değil bu söz sanki bir günlük
Hemen hiddete boyandık yarenler.
Edep dedi yürünmez onsuz bu yolda
Niyet ALLAH değilse noksanlık kulda
Sadakat temel taşı bil bu okulda
Onuda hep ondan kıskandık yarenler
Bir devlet kuşudur kondu başlara
Döndü kahkahalar gözde yaşlara
İsteksizce sarılıp biz bu işlere
Ölenede dek bizim mi sandık yarenler
Kimindir harmanın savrulduğu yer
Diller ayrı ayrı cahil bu beşer
Sevgiyi kalplere koymazsak eğer
Dünyaya ahireti gömdük yerenler
Gavs-ı Sani hz. lerine sordular;
-Gurban bazen sofiler muhabbet olsun diye Sadatlardan zuhretmemiş
hal ve sözler naklediyorlar. Kötü bir niyetleri yok ancak Sadatlardan
zuhretmemiş veya değişik şekilde zuhretmiş sözler ve haller anlatılı-
yor. Bunun mahzuru varmıdır.?
Gavs-ı Sani hz. leri buyurdular;
-Sadatlardan zuhretmemiş hal ve sözleri sanki zuhretmiş gibi anlatmak
Sadatlara iftira olur.
bilvanis.net ten alintidir
***GAVS-I SANİ HAZ.SON SOHBETLERİNDE BUYURDULARKİ !***
SOFİLERİN MUHABBETİ HOŞ ANCAK İKİ ŞEYDEN DOLAYI MAKAM ALAMIYORLAR.
***1- ABDESTLERİNİ GAFLETLE ALIYORLAR. SOFİ ABDESTİNİ HUŞU İÇERİSİNDE ALMASI LAZIM. TAHARETİNE DİKKAT ETMESİ LAZIMDIR.
***2- SOFİLER YEDİKLERİ YEMEKLERİNE DİKKAT ETMELERİ LAZIM. NİYETİ ALLAH İÇİN , HİZMET ETMEK İÇİN YEMEK OLURSA YEMEKTE İBADET OLUR.
***DEVAMINDA SOFİLERDE İKİDE HASTALIK MEVCUTTUR.***
***1- BENLİK HASTALIĞI , BUNUNDA İLACI MÜRŞİD RABITASIDIR.
***2- TULİ EMEL İLACI İSE ÖLÜM RABITASIDIR. BUNU ANLATIRKEN HZ.GAVS-IMIZ ELİYLE İŞARETEDİP BİTTİ HAYAT BUYURUYOR
bilvanis.net ten alintidir
menzile giderkene kafile başkanı muzaffer amca anlattı, ALLAH ondan razı olsun:
1.bir gün menzile kafile giderken otobüs yolda bozulmuş. saatlerce uğraşmışlar ama bir türlü yapamamışlar, sonra bir sofi "çekilin kurbanlar bi de ben bakayım" demiş..bizimkiler de "iyi hadi bak demişler" sanki yapabilecekmişsin der gibi.. bizimkinin eli değince iki dakkada tamir olmuş otobüs.. bizimkiler hayret içinde "yaw kurban nasıl yaptın, biz saatlerce uğraştık olmadı da" diye sormuşlar.bizimki oldukça tevazu içinde "ben motor ustasıyım" demiş. bu sefer "öyleydin de bizi bunca saat niye beklettin" demişler. bizim tevazu: "nefis olmasın diye" demiş..
2.evli bi sofi çift varmış.adam karısına hiç güzel söz söylemezmiş.(tipik türk erkeği) karısı artık bi gün dayanamamış, ya sen niye beni hiç sevmiyosun, hiç güzel söz söylemiyosun, bi eline sağlık bile demiyosun demiş...adam: "ben nakşiyim de ondan" demiş..
3.sultan Muhammed Raşid hz.(k.s)'nin URFALI bi sofisi Sultan'a sormuş: "kurban biz cennete gidince çiğ kögte yiyecek miyiz?" Mübarek gülümsemiş. Urfalı tekrar: "kurban peki biz mi hazırlayıp yiycez, yoksa hazır mı gelecek?" diye.. M.Raşid hz.lerini görenler, "Biz Seyda'nın ne ondan önce, ne ondan sonra bu kadar güldüğünü hatırlamıyoruz" demişler..
4.yine sultan hz. leri (k.s) zamanında: mübarek sürgüne gönderilince sofilerden biri hasretine dayanamamış, mürşidine gitmenin bir yolunu aramış. gazeteci gibi gidecekmiş, fotoğraf makinesi boynunda, sakal bir karış, gitmiş.. kapıda asker çevirmiş, sormuş: "kimsin" sofi: "gazeteceyim inşALLAH" asker: "sofi misin?" sofi: "değilim kurban"
bilvanis.net ten alintidir
Nasıl bir aşktır ki bu yaktı içimi ey Sultanım!
Unutamam seni o ilk gördüğüm günü... Unutamam öptüğüm cennetten güller toplayan o mübarek ellerini... Unutamam o nur yüzünle bebekler misali gülümsemeni... Unutamam elinde tutupta göğsüne bastığın reyhanları, gülleri... Unutamam seni görüpte ALLAH diye semaya yükselen bağrışları... Unutamam ALLAH'a yürüyen o nazlı adımlarını...
Oysa şimdi sana uzaktan bakıyor gözlerim Ey Sultanım!
Sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, o yumuşacık sesin duyulur kulaklara, "Esselamün Aleyküm..." derken melekler alır selamını bizlerden önce...
Sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, nazarın değer gözlerime, bir nur iner semadan göğsüme...
Sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, başlar kalplerde bir heyecan, durmaz akar yaşlar gözlerden...
Ve sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, ALLAH bakar arşdan o mübarek nazlı kuluna!!!
***********************************
İşte ayrılık vakti geldi, birazdan gideceğiz Menzil'den...
Peki şimdi ben senden nasıl ayrılacağım ey Sultanım, varıpta kimlerle avunacağım? Kim benim ellerimden tutup derdimi dinliycek, kime akıtacağım gözyaşlarımı senden başka...Hasretin içimi yakarken, ben sensiz nasıl yaşayacağım.. Senin gül yüzün dururken, ben kimin yüzüne bakacağım...
Aşığım ben sana........Delinim, Divanenim.......
Sen benim babamsın ben senin evladınım, hiç et tırnaktan ayrılırmı babam. Canım yanıyor babam canım yanıyor! ayırma beni yanından, karanlıklarda yalnız bırakma ne olur. Ne istersen yap ama, bu yetim kalbimi sensiz bırakmaaaa!
NE İSTERSEN YAP AMA, BU YETİM KALBİMİ SENSİZ BIRAKMAAAAA
bilvanis.net ten alintidir
Menzildeyiz... Günlerden salı, işte akşam ezanı okuyor. Mescidin dış kısmı itinayla hazırlanmış namaz için. Ezan bitiyor, büyük bir sessizlik var cemaat içinde, hepimiz hane-i saadetin kapısını gözlüyoruz. Minarede kuşlar var, güvencinler var, onlarda sanki Sultanımızın yolunu gözlüyor. O gelecek diye kalplerimiz heycanla çarpıyor...
Ve işte çıkıyor hazret kapıdan, ALLAHım bu ne güzellik böyle! Üzerinde bembeyaz bir cüppe, mübarek ellerinde bir demet çiçek, ağır ağır yaklaşıyor. O yaklaştıkça başlarımız düşüyor önümüze edepten, utançtan... Kuşlar onu görünce kalkıyorlar kondukları yerlerden, sanki pervane olup dönüyorlar tepesinde.
Ve akşam ezanı bitiyordu, görevliler sesleniyordu, tövbe almak isteyen gelsin. İnsanlar tövbe alıyorlardı. Görevliler tekrar soruyordu başka tövbe almak isteyen varsa gelsin. Herkes tövbe almışdı. Bu sırada cemaatin arkalarından önlü arkalı iki tane küçük çocuk yaklaşıyordu sultanımıza doğru. Görevli sultanımızın arkasından eliyle işaret ediyordu çocuklara, geriye gidin diye. Fakat çocuklar yaklaşmaya devam ettiler, ve hazrete iyice yaklaşıp şöyle dediler, bize tövbe vermiyecekmisin!!?? Bütün cemaat o an bu olaya kilitlendi. Sultanımız başını kaldırıp o iki çocuğa bakdı, ve eliyle işaret ederek onları yanına çağırdı. Çocuklar gelip sultanımızın önüne diz çöktüler. Mübareğimiz onlara gülümsedi, ve o nurdan ellerini uzatıp çocukların minik ellerini avuçlarının içine aldı. Sonrasında tövbe verdi. Ancak bu öyle bir manzaraydı ki, salı günü menzilde olan arkadaşlar varsa bu anlattığımı mutlaka onlarda görmüşlerdir. Cemaatin büyük bölümü sultanımızın o iki çocuğa tövbe verişini görünce, cezbeye kapıldı. Çok büyük bir manevi hava vardı o an. Sultanım sana aşıktım, bir kez daha aşık oldum. ALLAH'a sonsuz şükürler olsun ki, senin gibi bir sultanımız var, bu pis dünyada!!!
bilvanis.net ten alintidir
Kurbanlar inşALLAH sizlere Menzilde Bir Sofinin zikirle ilgili başından geçen
bir hadiseyi kendi ağzından dinleyelim.
yaklaşık on sene önce bir gün görevlilerden birisi kurban ne kadar vird çekiyorsun diye sordu? 33.000 dedim. ohoo sen hala ordamısın. haftada bir gel senin virdini artırayım dedi. artıra artıra 65.000'e çıkardı. Bende bir haller olmaya başladı. Kendimi Mehdi zannetmeye başladım. Daha sonra çocuklarımı, kardeşlerimle birlikte çuvallarla un, şeker, fasulye, nohut alıp, bir mağaraya gittim. bekliyorum, bekliyorum. ortada bişey yok.
dedim bari gidip, mürşidime durumumu anlatayım. Gavsımıza durumumu anlattım. direk olarak bana şunu sordu. sofi ne kadar vird çekiyorsun? 65.000 dedim. Gavsımız sordu. senin virdini kim artırdı? kurban bir görevli artırdı, dedim. Dedi Sofi bundan sonra 33.000 çekeceksin. Ondan sonra her şey normale döndü.
Letaif virdini Mürşid yada artırma yetkisi verdiği kişiler hariç, kimsenin artırmaması gerektiğinin hikmetide ortaya çıkmış oluyor. O yüzden büyüklerimiz buyurmuş ki; mürşidin izni olmadan çekilen vird, fayda yerine zarar verir.
bilvanis.netten alintidir
HEEEPSİİİ ĞAAAYEEE BU DUUUR Size bir kaç şey söyleyeceğim... Bu Nakşibendi tarikatının gayesi ALLAH-u Teala'nın rızasıdır...Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir.... ALLAH-u Teala'nın emrini yerine getirmek ,ALLAH-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır....Hepsi gaye budur.... Bu da insanın gaye kalbini nakşetmektir...Bu da ibadettir...ALLAHu Teala Kur'an- ı Kerimde böyle buyurmuş : "Ya ademoğulları, şeytana tabi olmayın. O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin..."Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir.... Hepsi gaye odur...Gaye ALLAHu Tealanın emrini yerine getirmek , ALLAHu Tealanın yasak ettiğinden uzak kalmaktır...Hepsi gaye odur. Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur...Ameli Salih ise ALLAHu Tealanın rızasıdır...İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz....Bu tarikat-ı ala nın gayesi ALLAHu Telanın rızasını almaktır...Ve ALLAHu Tealanın emrini yerine getirmektir...Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım... Niyet koymak lazım....Sonra bütün ameller de niyetle olur.Niyet olmazsa o amel olmaz.İnsan abdest alırken niyet olması şarttır.İbadet yaparken niyet olması şarttır...Bütün ameller de kalben olmalıdır.Gavsımız kaddesALLAHu esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı: İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken , bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır.Yarabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır,dünya işi de şarttır.ALLAHu Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil.Sonra şer olursa insan mahvolur, zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için...Yarabbi ben sizin için gidip çalışacağım . Gayemiz bizim rızasını almaktır. Gaye bu çalışmak kendi rızkım için değildir..Razıkı mutlak sensin. Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin ben rızkını vereceğim diye söylemişsin. Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz Yarabbi bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Yarabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Yarabbi. Böyle bir niyet ederse kalbinden sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar ALLAHu Tealaya ibadet yapmış olur. Doğru bu da ibadettir dünya değil , sonra dünya olursa ALLAHu Teala lanet getirir ona.Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :"Eddünya vema fiha melune illa zekerALLAHu" dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur . ALLAHu Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse ALLAH rızası için bu hariçtir.İşte bu niyet onun içindir. Dünyanın melanetinin altın girme sakın. Daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek daima ALLAH rızası için yapmak , ki ibadet olsun. Ki o çalışmasını menfaat almak için lazımdır. Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır.ALLAHu Teala şartı koşmuş. Bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi. Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım. Sonra onlar düşmandır. Düşman düşmana acımaz. Düşmandan düşmana hayır gelmez. Daima kötülük ister. Sonra ALLAHu Teala Kur'an-ı Kerimde : "inne nefse leemmaretün bissui" diyor. Nefsi emmare insadan daima kötülük ister. Hayr istemez. Sonra düşmandır o da...E.. ALLAHu Teala insan bir dönerse ALLAHu Tealaya , ALLAHu Teala onun kademesine gelir . Bir insan ALLAHu Tealaya bir kademe gelirse ... ALLAHu Teala ona on kademe gelir...Sonra dünya çok pistir. İnsana çok zarar verir...Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam "...dünyanın mihnetini günahların anasıdır." Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır. Dikkatli olacaksınız. Niyetini ALLAH rızası için gidip çalışmak lazım. Sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda. Özellikle bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır. Çünkü biz gaye Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi. Başka peygamberler gibi değildi. Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü ALLAHu Teala insan eziyet görmezse cennete giderse o cennet hoşuna gelmez. Eziyet görünce yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü ALLAHu Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) Yarabbi beni kurtarın ,Yarabbi beni kurtarın , diye bağırıyorlar. Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp Yarabbi benim ümmetimi kurtar diyor. Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor. Biz de onun için çalışmalıyız. Sonra çok sever. Başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam ALLAHu Tealaya dua etti : Yarabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Yarabbi. Sonra kıyamet yaklaşıyor. Ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor. Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır , kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından benim ümmetimin sevabı azdır diye utanıyorum Yarabbi. İsterizki ümmetimiz de biraz fazla olsun diye Yarabbi istiyorum. Hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum diye dua etmiş. Onun için ALLAHu Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi.Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu ALLAHu Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için ALLAHu Teala ona mükafat vermiş. Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır.Bu sevaplar çoktur.O da ALLAHu Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan Mekke'de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap ALLAHu Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir...Mekke'de Medine 'de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. ALLAHu Teala yazdırıyor.Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor. Bir de ALLAHu Teala mesela kalp ALLAHu Tealaya mahsustur. ALLAHu Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse ALLAHu Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp ALLAHu Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için ALLAHu Teala haram niyeti de yazdırmaz. Hayır sevabı yazdırır.Mesela insan niyet ederse Yarabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım bu Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır. Ama bir insan günaha niyet ederse ben filan adamı haşa öldüreceğim harekkette ediyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz. Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama ALLAHu Teala yazdırmaz yaparsa da yazdırır yapmazsa yazdırmaz. Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır. Yaparsa ALLAHu Teala sevabını verir yapmaza ALLAHu Teala onu mahrum etmez.Gavs k.s.a her sene hac niyeti yapıyoruz. Daima niyetimiz ;kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer ALLAHu Teala bize nasib ederse onu ALLAHu Teala yazdırır sevap. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır. Daima o niyetle insan bir şey yazdırır. Sizin geldiğinize çok memnun kaldık. ALLAH razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : daima ALLAH rızası için çalışalım ALLAH rızası için yola gidelim. ALLAH rızası için kalpten niyet edelim. Ki ALLAHu Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin. Yani Türkiye'nin her yerinden geldiniz ALLAHu Teala her kademden ALLAHu Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet ALLAH rızası içindir. İnşALLAH başka şeyler olmasın . Bunları silip atmak lazım yani ALLAHu Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu vesselamın keyfi gelsin.Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim. ALLAHu Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş sonra büyük Peygamberlerden biridir...Sonra ALLAH-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi ALLAHu Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir. Onun için ümmeti de böyle sadık olsun . Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır. Müstakimdir.Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dur. O sıdkıyla gidiyor. O sıdkıyla sadık olmak şarttır. Sadık olalım biz menfaat görelim Peygambe Aleyhissalatu Vesselamın....ALLAHu Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin . Bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar. Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın. Bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın. ALLAH yardımcınız olsun.İnşALLAH bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim. Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlike zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır. Gündüz gece çalışacağız sonra çalışmak ALLAHu Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor.Onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız ALLAHu Tealanın keyfine gitmek için nazarlarını beraber olmak için ALLAHu Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin. ALLAH yardımcınız olsun. ALLAH muhafaza etsin. İnşALLAH kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz. ALLAH yardımcınız olsun.... | ||||
| ||||
Bir gün bir sofi Seyyid Abdulbaki Hz. lerine (k.s) dediki;
Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?
Seyyid Abdulbaki Hz. leri (k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, sofi dedi;
- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar yaparsa ona fayda vermiyor.
- Dedi, bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.
- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.
- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.
menzıl netten alıntıdr
13- Mürşidinin çare bulması için iyi veya kötü tüm olayları ona açıklamalıdır. Çünkü mürşit doktor gibidir; müridin halini öğrendiğinde onun sorununu düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışır. Bu nedenle nasıl olsa şeyhim benim sorunumu biliyor diye sorunu ona iletmemek doğru değildir. Çünkü bazen mürşit keşfinde yanılabilir. Velilerin keşfinde yanılması alimlerin içtihatda yanılması gibidir, yanılan da sevap kazanır. Şeriatın kurallarına uymadıkça keşiflere uyulmaz. Gerçek bile olsa bunlarla karar verilmez.
insan karışık bir yapıdır...
yani içinde en uç iki şeyi barındıran..
birincisi en azgın ve düşmana dost olan nefis..
ikincisi rabbin emrinde olan ruh...
insan amel işleyemez günaha düşer çareyi bilir tevbe etmek, bir şekilde pişmanlıkla şeyhine yönelir...
saidi nursi haz der ki alimin helaki kendinden üstün yoksanır ve günahıyle kalır,
halbu ki ilmi olmayan sofi günah işleyince pirine koşar...
bizim asıl hastalığımız bu değil belki,
bizim hastalığımız ALLAHu alem hayır işler sevap kazançlar ve belli bir birikim sonrasında kendimizde olmayarak vehimlerin sonucunda bir yerlerde görmemiz kendimizi...
insan yaptığı amelinin ve çalışmasının semeresini de görür kendi içinde,ama nefis ve şeytan işte sen artık bir çok yeri geride bıraktın,sen artık bilmem nesin, filancanın yanlışını görüyorsun falancanın hali ayan sana sen bir mevki ve makamdasın..
diyor ya işte bu bir sofi için daha tehlikelidir...
ve bu gibi kişilere asla ikaz da faide vermemektedir...
bu hale düşen kişi sadata kesinlikle halini arzetmelidir...
...........
biz her şeyimiz ile sadatı kirama teslim iken bir zamanlar(iddiamız bu idi)
şimdi bazı işleri beğenmiyor ve isyan ediyoruz..
aslında şeytanın sureti haktan görünmesi tam burada ortaya çıkıyor..
beğenmediğimiz iş son tahlilde sadatın elinden çıksa da biz önceki bağlamların haksızlıkla yapıldığını ileri sürüp son verilen kararı da nakıs buluyor ve şeyhimize itiraz ediyoruz aslında..
her nerede lursak olalım illaki bu bir imtihan olarak karşımıza çıkıyor, belki yakınlık ve teslimiyet iddiası bunu başımıza bela ediyor...
bir adem çok hizmet etmiştir, belki bizim bile tevbemize sebeptir.okadar hizmet ehlidir ki,
o beldede elinden geçmeyen olay kalmamış ve bu kardeşimiz her olayda dirayetini ispat etmiştir...
hatta bulunduğu yerin en eski bağlısı olabilenler bile vardır...
şimdi genel yıkım burada oluyor.zaman içinde bazı yapı değişiklikleri belirli insanlardan hizmetin genele yayılmasını bir kişini her yere değil her kişinin bir yere ulaşarak hizmetin kökleşmesini ve hizmet içinde insanların gelişip yolu benimsemesi ve yetişmesi sağlanmış oluyor...
işte bu raddede hizmeti eskiden beri omuzlayan kardeşimizde bir burukluk meydana geliyor ki bütün tasarrufat kendisinde ve bütün feyz ve bereket kendine akmakta gibidir önceleri ama işte sadatın hizmeti yayması sonucu artık ancak belirli bir alanda hizmet verebilecek yada küsecektir.
halbuki ona buyur burada otur ve bize akıl ve tecrübeyle yardımcı ol da denmektedir...
sdatın kapısında dua erleri vardır..cepheden geri çekılen kişiler artık dua ordusundadırlar.. kimseden hizmet alınmıyor ki sonuçta.. hem biz herşeyi ALLAH için yapmıyor muyduk, hem sadat için değil miydi gayretimiz.. yapılacak işin başkasına havale edildiğinde nefsimiz ciyaklıyorsa demek ona da bir pay ayrılıyormuş...
kardeşlerimiz, abilerimiz bu şekilde yetiştiler ve onlara dönüşüm zor geldi,belik tecrübesiz ve maneviyattan eksik de görüldü yeni gelenler ama kontrol onlarda değildi bu zamana kadar işin tökezlemeden yükselerek ilerlemesi de bunu açık delilidir...
şimdi bize ağır gelen sevdiğimiz insanlara zülüm edilmiş hakkı gasbedilmiş gibi geliyor ve kendimizi sofilerden soyutlamış bir vaziyette hizmetin dışına itiyor ve her şeyi sorgular hale geliyoruz.. ama her şeyi..
bazı memleketlerde bazı olaylar sadata kadar intikal etmiş ve biz de bu işin içinde bulunmuş biri olarak sadat kararını vermiş ve bize ağır gelmiştir..
halbu ki nedersen başımız üstüneydi daha düne kadar, kovsa gitmyecek öl dese ölecektik..
ne oldu? olan şu ; asıl işte baş rol oynayan sofi rahat, hatta sakin ve sessiz onu ALLAH için ve sadat için sevdiğini söyleyen ikinci ve üçüncü çoğul şahıslar ise nefislerinin mal bulmuş mağribi gibi olaya atlaması vedidiklemesi sonucu hem o sofi zor duruma düşüyor hemde onu sadat için sevdiğini söyleyenler...
burada nefislerimiz bize bir şey fısıldıyor;evet sadat dedi ama adamı sadata haksız yere şikayet ettiler...
sofiye düşen haksız da olsalar sadata intikal etmiş bir olayda şeyhin ağzından çıkan söz son söz olmalıdır...
yukarıdaki alıntılarda sofinin edeplerinde şeyhinin muradını kendi muradına tercih etmeli ve hiç bir şekilde itirz etmemelidir deniliyor..
artı madem ki insan şayhin kandırıldığını düşünüyor ozaman nasıl sofilik yapacak ve himmet isteyecek istimdat istiyecek.. madm bir olayı çözemeyecek durumdaysa şeyh..
ben bile anlayabiliyorsam ALLAH dostu kamil bir mürşid nasıl anlayamaz bukadar da nefsin oyununa düşmemeli.. anlamış ve öyle karar vermiştir ki büyük bir ihtimalle senin"sadat için her şey " sözünü denemiştir...
elek dönüyor zaman eriyor.. sadatın bile tasarrufatını sorgular hale getiriyor iç çıkmazlarımız...
eğer gerçekten haklıysak er bir sofi sdatın önüne diz çöker ve sultanım bu olay böyle böyle oldu sofiye haksızlık yapıldı der..ama görülecek ki bu düşünceye hemen kovacağız ve diyeceğiz ki "sadatın makamında böyle bir söz edilir mi ne kadar küçük bir mesele"
işte nefsin kıvırması ve "seni boğamam gidersen" demesidir bu...
biz kendimizle oynuyoruz...
hayatımızı zindan ediyor, küçük meseleleri beynimizin orta yrnden hayatımızın orta yerine döküyor ve sorumlu olduğumuz eşimizi ihmal ediyor ,çocuğumuzu ihmal ediyor, nekadar üzerimize yük verilmişse bırakıyor sadece bir meselenin analiziyle hayatımızı perişan ediyoruz...
günah işleyene değil hayır işleyene sdatın mürşid olması, günah işleyenin ağlaması ibadet edenin kibirinden sevimlidir ALLAHa, ondan bize daha çok mürşid gerekli..
bizim yolumuz daha çok kesiliyor...
biz sadata muhtacız yolumuzu kesenlere karşı...
bizi bizden korusun diye..
biz bişey değiliz sadece güneşe tutulmadı amellerimiz kiri pası görünmüyor okadar...
bilvanis.net ten alintidir
uykucu
![]() |
Sabah namazı yaklaşıyor, görevliler tek tek herkesi uyandırıyor... Uyumayanlarda var örtülerinin altında vird çekiyorlar... O sırada yeni bir kafile giriş yapıyor Menzile, herkes abdesthaneye koşuyor, tam bu sırada mübarek beldeden ezan-ı muhammedi yükseliyor...Binlerce sofi mescide dolup sesiz ve derin bir bekleyişe geçiyorlar...Görevliler geliyor "Sofiler ALLAH razı olsun, bu arayı boş bırakalım, Sultanımız geçecek" diyorlar... Diğer yandan ise Sultan'ın rahlesi, minderi, yaslanacağı yastığı itina ile hazırlanıyor...Ezan-ı Muhammed'i bitiyor, cemaat büyük bir sessizlik içinde hane-i saadetin kapısını gözlüyor, görevli kapıdan işaret ettiğinde ise herkes ayağa kalkıyor, hane-i saadetin kapısından önce seyyidlerimiz çıkıyor ve hemen adaba geçiyorlar...Kalpleri yerinden çıkacak gibi çarpan sofilerin beklediği an geliyor... Hazret kapıdan dışarıya adımını atıyor, onu gören sofiler nurundan cezbeye kapılıp ALLAH diye bağırıyorlar...Gavslık makamını tasdik ediyorlar....Hazret ağır ağır yaklaşırken, sofilerin yüzlerine bakıyor... Ve o yumuşacık huzur veren sesiyle "Esselaaaaamün Aleyküm" diye selam veriyor. Bu mübarek sesi duyupta yerinden zıplayan sofilerde oluyor...Sultan nazlı nazlı mihraba yürüyüpte yerini aldığında, namaz için kamet getiriliyor, kamet tam biterken Sultanımızın yeniden o mübarek ve gönüllere huzur veren sesi duyuluyor. Ezan duasını okuyor "ALLAHümme Rabbe Hazihi'd-da'veti't-tamme..."Namazın ardından görevliler sesleniyor :"Kurban tövbe almak isteyen varsa gelsin" Ve Sultanımızın hani eli öpülürken yine görevliler uyarıyor "Sadat'ın elini sıkmadan yavaşca tutun, bir kere öpün..." Ve dertlilerin derdi dinleniyor, herkes derdini anlatıyor... Sultanımız her dertlinin derdini itina ile dinliyor, önce rahlenin üzerinden müberek ellerini uzatıp dertlinin ellerini tutuyor, mübarek başını ona doğru yaklaştırıp kulağına söylemesini istiyor, kimsenin derdinden dolayı gönlünün incinmesini istemiyor...Yerinden kalkıpta hane-i saadetine çekilirken, mutlaka kapıda onbeş yirmi sofi hazır oluyor, ve o daha evine girmeden müberek ellerini öpmek istiyorlar... Ve bir diğer namaz vaktine kadar hasret dolu bir bekleyiş başlıyor... | ||
bilvanis.net ten alintidir
SULTANIM'a HİTABEN Bir bayram günüydü Menziline varmıştım... Hasretle gözlerim seni aramıştı, hane-i saadetinin önünde bekliyordum belki çıkarsın diye, çıkarda belki bir şey söylersin diye! Dalmıştı gözlerim hayaline, o an menzilinde bulunan binlerce insanında gözleri dalmıştı o hayale! Herkes seni bekliyordu, her göz seni arıyordu. Öyle dolmuştu ki özlemin içime, kalbim feryat ediyordu SULTANIM gel artık diye.... Ve açılmıştı kapın çıkmıştı önden seyyitlerin, daha sen çıkmadan gül kokun dolmuştu içime.. Gözlerim hala kapındaydı.. Ve işte ağır ağır geliyordun... Bir elinde asan bir elinde güllerin yaklaşıyordun. Kapıdan dışarıya adımını attın ve başını kaldırıp gök yüzüne baktın, bir şeyler söylüyordu mübarek dudakların... Sonra tekrar yürümeye başladın, yanımıza kadar yaklaştın "esselaaaaaamün aleyküm verahmetullaaaahi veberakütüh" diye selam verirken yüzlerimize bakıyordun.. Bakışların içimizi deliyordu sanki SULTANIM! Heybetle duruyordu zahirin, merhametle doluydu kalbin. Hani bir çocuk getirip koymuşlardı mescidinizin kapısına, 6 veya 7 yaşlarındaydı, özürlüydü, felçliydi, nefes almakta zorlanıyordu..Siz tam mescide girerken görmüştünüz o çocuğu yerde yatıyordu, gözlerini dikmiş öylece bakıyordu..Durdunuz, mübarek bakışlarınızı onun yüzüne çevirdiniz, babası geldi koşarak yanınıza, eğildiniz bir şeyler söyledi kulağınıza... Ve siz ellerinizi açtınız yüce makamlara, belli ki çok üzülmüştünüz o çaresiz yavrucağa, merhamet dalga dalga mübarek gözlerinizi ıslatmıştı, o an yanınızda bulunan herkes sizinle beraber ağlaşmıştı... Kuran okumak için yere oturuyordunuz, ellerinizle cübbenizi tutup her yerinizi örtüyordunuz, biz ayakta durup büyük bir zevkle mübarek yüzünüze bakıyorduk, bir ara başınızı kaldırıp yüzlerimize nazar etmiştin sonrada mübarek ellerinizle işaret ederek oturun demiştin...Biz oturuyorduk, siz bir müddet daha kutsal kitabı okuyup daha sonra tefekküre dalıyordunuz.. Unutmuyorum SULTANIM o halinizi unutmuyorum, bir eliniz dizinizin üzerinde, bir eliniz yanağınızda ve gözleriniz kapalıydı, kim bilir hangi alemlerde dolaşıyordunuz, kim bilir hangi sırlara vakıf oluyordunuz...Kim bilir SULTANIM belki de ceddin RESULULLAH'laydın... Ben kapında bir kıtmirim SULTANIM, uzattım başımı bekliyorum okşarmısın diye...Senin için gözlerimden akan yaşları silermisin diye.. Ama ben biliyorum sen SULTANSIN, sana bağlı kıtmirini yalnız bırakmazsın.. Her gece yatağıma girdiğimde o gül yüzün gelir hayalime, gözyaşlarım dökülür yastığımın üzerine, bazen anlamaz eziyet ederler bana, seni düşünürüm ağlarım, SULTANIM ne olur gel, himmet diye...Duyarım kulaklarımda sesini, SABRET SOFİM SADAT'LAR SENİNLE DİYE......! | ||
bilvanis.net ten alintidir
BİZİM İŞİMİZ DUA ETMEK
Dostlardan biri anlatıyor;
Görevimize son verilince yeni bir iş tumak ve halimizi arzetmek için
Gavs hz. nin huzuruna koştuk mahzun, çaresiz...
Hane-i Saadetin girişinde bekledim ki daha teferruatlı bir şekilde ko-
nuşmak fırsatımız olsun.
Namaz çıkışı geldiler bizi görünce teveccüh buyurdular ve,
-Haah dediler.
Dedim ki;
-Sultanım bir dünyalık meselemiz vardır ki müsade buyurursanız ar-
zedeyim.
Dediler ki;
-Nedir bu dünyalık meseleler? Bir taraftan da tebessüm buyuruyor-
lardı.
Dedim;
-Sultanım bir işim yoktur ki çalışsam şöyle şöyle de fırsatlar vardır
ancak ne yapacağıma da karar veremedim. Ne iş yapmamı buyurur-
sunuz.
Çevrelerinde bulunan Seyyidlerime ve hızmetlilere tebessüm buyu-
rarak baktılar ve dediler ki;
-Bizim işimiz bu değil, bizim işimiz dua etmek.
İçimden geçirdim ki "Sultanım eğer bu sizin işiniz değil ise ben kime
gider halimi arzederim"
Buyurdular ki;
-Yapacak çoook iş var...! Git ara ve gez de bak...!
Ben hemen ısrar ederek sordum;
-Sultanım lütfedin ne iş yapayım?
Baktılar ki hakikaten üzgün ve çaresiz bir haldeyim merhamet buyur-
dular. Bir taraftan sırtımı, diğer taraftan da göğsümü sıvazlayarak,te-
bessüm buyurup dediler ki;
-Kendi işin olsun, kendin yap (bir traraftan da yapmamız gereken işi
el hareketleri ile tarif buyuruyorlardı) ufak ufak başla, yavaş yavaş ar-
tırırsınız.
Mübarek ellerini öpüp sevinç içinde huzurlarından ayrıldım o hal ile çok
ağladım. Babasının şefekkat ve merhametlerine nail olan tüysüz bebeler
gibi bütün sıkıntı ve hüznüm yok oldu.
"Bizim işimiz bu değil" sözleri üzerine çok düşündüm. Himmet ile aklıma
gelenler; ALLAHh Teala yarattığının rızkına kefildir o verilmiştir bizim işi-
miz aramak çalışmak ve ibadet ile O na dua etmektir.
bilvanis.net ten alintidir
bilvanis.net ten alintidir
![]() |
bilvanis.net ten alintidir
bilvanis.net ten alintidir
Sofinin biri ALLAH ın lutfU olarak güzel bir mertebeye erer.Sofi ise artık kendini ALLAH a adar,solugu berberde alır,saçını usturaya vurmasını söyler,berber sofinin kafasının yarısına gelmişken ebucehil kılıklı biri gelip içeri girer ve ;
- KAL ULAN KABAK BEN TRAŞ OLUCAM der ve sofinin kafasına bir tokat atar.
eee sofi olmak kolay degil sofi sukunet eder.Bu zulumkar adam ise traşı bitene kadar habire sofiye KABAK,SEN BÖYLESİN SEN ŞÖYLESİN diye agır hakaretler eder ama sofiden gık çıkmaz.Adamın tarşı bitmiş tam giderken sofinin yarıkel kafasına bir tane daha tokat atar.
Bizim ebucehil kılık lı adam tam dükkandan çıkarken yukarı yolunbaşında eskimiş bir atarabasının demiri kopar ve hızla aşagıdogru gelir ve bizim ebucehilin karnına HAŞIRT diye saplanır ve oracıkta ölüverir.
Meger bizim berberde güzel insanmış.Sofiye dönüp şöyle der
-Sofi bu çok olmadımı?
Bzim kabak sofi ise lafı özetler
-VALLAHİ KURBAN BEN BU ADAMA BEDDUA ETMEDİM HATTA ALLAH TAN AFFI İÇİN DUA ETTİM.BEN KIZMADIM AMA KABAGIN SAHİBİ KIZMIŞSA ONA BEN KARIŞAMAM.
bilvanis.net ten alintidir
SABIRLA AMEL ETMEK
Gavs Hz.leri (k.e.) hatme-i haceganı yaptırdıktan sonra gözlerini kapatıp
biraz bekledikten sonra buyurdular;
"Sofiler size bir şey anlatacağım"
*
*
*
Bu yol tertemizdir, bembeyazdır leke kabul etmez.
Biz Şafi mezhebine göre amel ediyoruz. Bizim Şafi mezhebinin en büyük
alimi İbni Hacerdir. O kadar büyük alimdir ki, o kadar büyüktür. O ilim
öğrenirken çok çalışıyordu, çok gayret ediyordu amma anlamıyordu. Ma-
dem ki öğrenemiyorum, o zaman yaşlı anneme ve babama hizmet edeyim
onlara bakayım diye niyetlenip, bu nniyetini Seydaya söylemek için yanına
çıktı.
Seydaya "Gurban ben çok çalışıyorum, çok gayret ediyorum amma bir
türlü anlayamıyorum. İzin verirseniz bari gidip memleketteki yaşlı ve
hasta olan anne ve babama hizmet edeyim." dedi.
Seyda da O na;
"Doğru sen çok çalıştın, çok gayret ettin. Biz de senin için gayret ettik
çalıştık amma olmadı. Madem ki öyle gidebilirsin." diye O na izin verdi.
İbni Hacer yola çıktı. Bir süre yürüdükten sonra yoruldu. Yakında kayalık
gölgelik bir yere dinlenmek için oturdu. Dinlenirken yukarıya baktı. Yuka-
rıdan damlayan su damlalarının sert bir taş üstüne damlayarak o taşı del-
diğini gördü. O büyük, acayip sert taştı. Bu su damlaları böyle sert bir
taşı deldiğine göre ben de anlayabilirim diye düşündü ve tekrar Seyda-
sının yanına dönüp başından geçenleri anlattı. Devam edip Şafi mezhebi-
nin en büyük alimlerinden birisi oldu. Onun fetvası üzerine fetva veren de
yoktur.
Bu su damlaları yumuşak ve kuvvetsizdir amma devamlıdır. Çok çalışmak
ve çok gayret etmek lazım. Takvayla amel etmek sadık olmak lazım.
TAKVANIN OLDUĞU YERDE FETVAYA GEREK YOKTUR.
Eskiden insanlar az amel ederek ALLAH a c.c. ulaşıyorlardı. Şimdi çok çalış-
mak, gayret etmek, devam etmek, sadık olmak lazım.
Resulullah a.s.v. "Dünya ve içindekiler melundur, lanetlenmiştir" dedi.
ALLAH c.c. için niyetlenenler ve ALLAH c.c. çalışanlar hariçtir. Evinizde sabah-
leyin elbisenizi giyerken rızık kazanmak için değil ALLAH c.c. için niyetlenin.
YA RABBİ! BİZ SENİN İÇİN, SENİN RIZAN İÇİN ÇIKIYORUZ. HANE HAL-
KININ RIZKINI ÜZERİMİZE VACİB KILDIN. BU VACİBİ YERİNE GETİRMEK
İÇİN ÇIKIYORUZ. SEN RIZKA KEFİLSİN. RIZKIMIZI VERECEKSİN.
(Haşa O c.c. nun sözünde yalan olmaz.
bilvanis.net ten alintidir
BİZE DE YAZIK...
Hızmetli bir sofi aradı menzilden...
Diyor ki;
"VALLAHi hala beyazlar giyiyor...
Buna ne kadar dayanacağımı bilemiyorum...
O mübareği beyazlar içinde...
Kelebekler gibi görmeye artık tahammülüm kalmadı...
O'nu kem gözlerden de sakınır oldum...
Sanki bir şey olacakmışcasına...
Eee dedim gurbanım böyle de olmaz ki...
Bize de yazık...
Gel etme eyleme...
Çıkarıver şu beyazları...
VALLAH sebebim olursun...
Artık ne dayanacak gücüm...
Ne de bakacak gözüm kaldı...
Bir insana ki beyaz bu kadar mı çok yakışır...
Gurbanın olayım...
Deyiver ki nasıl dayanayım...
Sarığın beyaz...
Sakalın ki çoğu beyaz...
Cübben beyaz...
Etrafa saçtığın nur haleleri ki...
Beyazdan da beyaz...
Bittim ben gurban bittim..."
İşte böylece anlatıp durdu gurbanlar dövsem mi idi aceb..)
Vesselam.
bilvanis.net ten alintiidir
Masamın üzerinde küçücük bir kavanoz var...
İçinde de teberrüken Gavs hz. lerinin sofrasından gelen yiyecekler var...
Arkadaşlara ikram ediyorum kırıntılar halinde bir, bir...
Kala kala geriye kabuklar ve posalar kalmış tabiri caizse...
Çook zaman öylece kaldılar artık kimselere de ikram etmiyorum ki dursunlar diye...
Bir gün bir derviş geliverdi yanımıza, bembeyaz olmuş sakalları ve çakmak çakmak gözleri ile
deruni bakışlarla etrafını süzen. Kavanozun ahvalinden zahiren haberi olmayan. Hasbihalden
sonra biz işimize devam ettik. O pür dikkat kavanoza bakmaya başladı bir taraftan da kaça-
mak bakışlarla bizi süzerek. Hesapta çaktırmadan biz de onu izliyoruz. Gözleri sulandı hareket-
leri daha bir heyecanlandı. Artık yerinde duramaz bir hal almıştı. Göz ucuyle izliyoruz. Dayana-
madı birden kavanozu kaptığı gibi içindekileri eline boşaltıverdi ve ağzına boca etti...Bir taraf-
tan muhabbetten hem gülüp hem de ağlayarak... Sonra da kavanozu dahi cebine attı...
Ben artık gülmekten ne yapacağımı şaşırmıştım... Bir müddet birbirimize bakarak öylece muhab-
bete daldık hiiiç konuşmadan hemi güldük hemi de ağladık.. Yüzünde muhabbetten güller gibi
haleler açılmıştı.
Ya Rabbi nasıl bir sevgi, nasıl bir muhabbet...
bilvanis.net ten alintidir
bilvanis.net ten alintidir
19 ağustos depreminde olay bi olayı anlatayım ins bismillah
Gölcükte sofi bir çift varmıs ve sofi hep hatuna dermis ki hatun ben ölünce beni menzile götür oraya göm dermis hatunda kurban ben tek basıma seni nasıl götüreyim kimse bilmiyor bizim sofi oldugumuza diyormus sonra iste 19 ağustos depremi olmus ve bu sofi evlerinin altındakı fırının içine düsmüss ve yanarak ölmüs hatunu sofiyi yüzüğünden tanıyabilmis ve sofinin yanan kemiklerini bi toraya koyuyorlar ve hatuna veriyorlar tam o sıradada hatunun aklına sofinin dediği gelmis ve vakıf aracılıyla köye haber salmıs ve mübarek gelsin buyurmus hatun kafile ile gitmis köye ve mübarek kendi elleri ile sofinin kemiklerini yıkamıs
sonra kefenlemisssss ve sofiler bu vefat eden sofiyi kabre koydular.
(Yüzük sofiye Mübarek tarafından hediye edilmişti. Anlatılan kişi sofi
Harmancı Arif adıyla bilinen bir emekli askerdir bizim de aile dostu-
muzdur
. Eşi dahi İstanbul da deniz kazasında Anneleri kurtarırken ve-
fat etmiş ve Menzile defnetilmiştir. SIBYAN)
bilvanis.net ten alintidir
![]()
![]()
![]()
Bir bebek doğdu.ALLAHın izniyle...bir erkek bebek....anna-baba kararlı isim Menzilden istenecek...ama ogünlerde giden yok....bideee valide tutturmuş dedesinin ismini koyun diyee...ona da bişey diyemiyorlar kırılacak diyee....7. gün gelince koyacağız ismini sürpriz deyip oyalıyorlar...bu arada ne yapsınlar????????????sonunda bir vekil bacı aracılığı ile annelere sordurmaya karar veriyorlar....bacıda diyor nasip olursa sorarız ..bekleyinn....vee o günün akşamı tel çalıyor....arayan vekil bacııı..diyor sorduk elhamdülillah....anneye ilettik isim ne olsun diyee...dedi kurban Seyda yanımdadır dur ona sorayım.....ve diyor anneyle Mübareğin konuşmalarını duydum....söylenen isim şuyduu.....Mübarek .......olsun dedi....ve anne-baba şoktaaa......çünkü gelen isim aynı zamanda validenin istediği bebeğin dedesinin ismiiiiii......ya işte BU YOL OKADAR İNCE...HEM VALİDENİN GÖNLÜ OLUYOR HEMM ANNE BABA MURADINA KAVUŞUYOR.......inşALLAH ahirettede umduklarımıza nail olmak dileği ve duasıyla.....DUABÜKE...... 
_______________________
Bilvanis.net ten alintidir
Ankaradayız... Dostlardan biri anlattı... O zaman kafileler Hacı Bayram Türbesi önünden kalkıyordu... Bazen olurdu yedi sekiz otobüs kalkardı Ankara dan... Bir gün kafilelerin hareket etmesine yakın bir kadın, yanında bir adamı tartaklayarak getirdi kafilelerin olduğu yere... Dedi "Bunu alın götürün usandım artık...!" Baktık ki adam sarhoş ve "Gitmeeeem" diye feryad ettikce... Kadın "Gideceksiiin" diye karşılık veriyordu. Kadına "Bacım dedik bu adam gitmek istemiyor. Bu iş zorla olmaz rızası yok gel vazgeç ısrar etme." Kadın"Olmaz gidecek dedi. Ben onun içkisinden de eziyyetlerinden de usandım artık. Ya bunu alın götürün, yada ben onu öldürürüm..." Baktık ki bacımın gözü dönmüş ve kararlı bu işi daha fazla uzatmadan adamı karga tulumba attık rabaya...Biraz sıkıntılı bir yolculuk oldu amma vardık menzile... Oraya varınca adam uslandı. Vardı bir güzel tevbesini aldı...Şartlarını da orada yaptı ve camiide yattı... Sabah cenaze var dediler...Acaba kim bu devletlü diye gıpta ile birbiri- mize baktık...Sorduk soruşturduk, araştırdık ki bizim getirdiğimiz sarhoş imiş...! Öylece birbirimize bakakaldık bir müddet...Daha dün burun kıvırarak baktığımız bu sarhoştu işte...Hep arzusu ile yanıp tutuştuğumuz şu kutlu nasip onu bulmuştu...Sadatlar herkese ayırmaksızın hizmet götü- rüyorlar ki hidayet ALLAH tandır (c.c.). Hani diyorlar ya hızmetin küçük- lüğüne büyüklüğüne bakmayınız ve zayi etmeyiniz...Fırsatlar ganimet gibidir kıymetini biliniz...Bazen bir kuş bazen de bir karınca hidayetinize nasip olabilir Belki de hakikate götüren ecir çok büyük zannettiğiniz sevaplarınızda değil de çok küçük görüp önemsemediğiniz amellerinizdedir...Nihayetinde böbürlenmemek gerektir. Mübarek cenazeyi yıkattırdı, kefenlettirdi, namazını kıldırdı Rabbine havale etti... Dostlardan biri ağladı ve dedi ki; "Bu gün için bana bundan daha büyük bir ders, daha büyük bir ibret yoktur...Kimseyi hor ve hakir görmeye- ceğim...! |
_____________________ Bilvanis.net ten alintidir SIBYAN |
__________________
Bilvanis.net ten alintidir
![]()
![]()
![]()
2006 Hacc’ında
Mehmet Yarbay Arafat’ta Gavs-ı Sani Hazretleri’ni arar. Gavs Hazretleri
kendisine:
- “Bizi de duanıza ortak ediniz..” buyurur.
Mehmet Yarbay:
- “Kurban biz sizsiz dua etmiyoruz ki siz bizi duanıza ortak edin..” der.
Bunun üzerine Hazreti Gavs şöyle buyurur:
- “Biz sofileri yalnızca duamıza değil bütün amellerimize ortak ettik!..”
_____________________
Bilvanis.net ten alintidir
Dostlardan birir anlatıyor;
Her cuma günü olduğu gibi mübarek menzil topraklarında bulunduğumuz
bu cuma da Gavs hz. leri ziyaretlerini yapmak üzere merkad ın yolunu
tuttular. O ne yürüyüş ve o ne adab Ya Rabbi. Merkad ın bahçesinden gi-
rişleri, adabla süzülüşleri ve huzura iki büklüm varışları...
O güzeller güzeli Gavs ım merkadın içine özenle serilmiş yumuşacık halısı-
nın üzerine adabla diz çökmüş rahlelerinin üzerindeki kuran ı okuyorlar.
Mübarek yüzlerindeki nur halelerine dalmış kendimizden geçmiş dinliyor..
dinliyoruz...
Öylesine bir nisbet kokusu sardı ki merkadın içini dayanılacak gibi değil.
Hiç bir çiçek ve hiç bir kokuda böylesine bir huzur, böylesine bir huşu duy-
mak mümkün değildir.
Bu kokular içinde mübareğin o tatlı sesine öylesine dalmışımki hiç bir şeyin
farkında olmadan o mest-i perişan halim ile yanımdaki sofiye dönerek şöy
le mırıldanmışım...
-Ne güzel bir ses ve ne güzel bir okuyuş değilmi gurban...? Deyivermişim.
O anda o sofi ve sesimi duyan diğerleri taaccüb ve şaşkınlıkla yüzüme bak
tılar...baktılar...ve;
-Gurban ALLAHh razı olsun da Gavs hz.leri sesli kuran okumuyorlarki ses-
siz okuyorlar biz de duymuyoruz....!
Öylesine utandım, öylesine mahçub oldum ki ne yapacağımı bilemez bir
hal ile kalakaldım.
Yetimlerin nazı ile gelsem kapına
Nail olsam engin merhametine
Bir hakirki muhtaç Şahlar Şahına
Ol nisbetler meftun bereketine.
Bilvanis.net ten alintidir
SIBYAN
Dostlardan biri anlatıyor;
Gavs-ı Sani Hz. leri inşaat yapımı sırasında yapılan çalışmaları
teftiş buyuruyorlar. Cübbesi ile, sarığı ile, mübarek ellerinde a-
saları ile geziyorlar sofilerin arasında. Herkesler gayrete gelmiş
başka bir aşk ile kazma ve kürek sallıyorlar mübareğin teveccüh-
lerini kazanmak için.
Salına salına geliverdiler bir sofinin yanıbaşına. Kazma ile kazmakta
olduğu çukura bakarak tebessüm buyurdular. Sofi, Gavs hz. lerini
yanıbaşında görünce heyecanlanıverdi. Çıkarmaya çalışmakta oldu-
ğu boruyu da çıkarabilecek kazma darbesini bir türlü istenilen yere
isabet ettiremiyordu. Ter basmıştı hasılıkelam. Mübarek o muhteşem
tebessümleri ile buyurdular sofiye yardımcı olmak için;
-Sofi ALLAHh razı olsun kazmayı şuraya vur...
Sofi habire aynı yere vuruyor bir türlü isabet ettiremiyor buyurulan
yere. Gavs hz. leri biliyor tabii ki sofinin o heyecanlı halini. Bir taraf-
tan yanındakilere tebessüm ederek diğer taraftan da sofiye nazire
yaparcasına.
-Sofi ALLAH razı olsun sen de akıl kalmamışmıdır kazmayı ha şuraya
vursan ya...
Sofi o telaşlı ve heyecanlı amma illa bir muhabbet hali ile mahçub
dönüverdi Gavs'ıma ve deyiverdi...
-Sultanım bende akıl mı bıraktın...? Aklım başımdan gidiverdi.
Gavs hz. leri güller gibi tebessüm buyurdular yanındakilerle beraber.
Bir tebessümüne ki meftun aşıklar
Gayrı dünya ile malı neylesin
Yusufu Züleyha gibi şaşıklar
Yele verdi canı, aklı neylesin
_______________________
Bilvanis.net ten alintidir
SIBYAN
![]() |
![]()
![]()
![]()
Müslümanların emellerini (maksadlarını) kendisinde toplayan,kurtulmuş olanların kutbu,müttakilerin tutanağı,tevekkül edicilerin vesilesi,müslümanlara cömertlik ve kerametsahibi,mütevazilere muhabbeti çok olan,şeriatın ve nakşibendi tarikatının sahibi,efendim,şeyhim,dayanağım,bağlandığım,güvencim üzerine olan ve sebebi iftiharım,her türlü yardımı kendisinden aldığım,iki göz bebeğim,efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil serverimiz,Bilvanisli Hazreti Şeyh Esseyyid Gavsı Sani ... Elhüseyni Buhari (k.s)
KASRİARİFANDAN ALINTI
___________________
Bilvanis.net ten alintidir
ÖYLE BİR BAKIVER Kİ GÖRESİN
Dostlardan biri anlatıyor;
Yıllarca görüşemediğim bir okul arkadaşım vardı, bir vesile ile tekrar görüşmek nasib oldu. Menzile gitmek istediklerini,
ailece gidebilirmiyiz talebinde bulundular. Eee "tilkiye tavuk sorulurmu" bayıldık tabi bu işe ve derhal yola revan olduk.
Vardığımızda dikkatlice etrafı incelemeye başladı meraklı ve öğrenmek isteyen bir iştiyak ile. Hızmet etmek istediklerini
söylediler. Böyle bir imkanın olup olmadığını sordular. Tam o anda da eskilerden bir dost hızmet gurubu ile inşaat işinde
çalışıyorlardı. Bizi de davet ettiler. Biz de "isteyene verilir" nimetine şükür ile varıverdik davet edilen yere. Kırkbeş dere-
ceye varan sıcağın altında müthiş bir muhabbet ile çalışan sofilerin yanına vardık, onlara bir bir bakıverdi ve;
-Bunlar kimdir ne için çalışıyorlar? dedi.
-Kurban bunların kimi öğretmen kimi müdür kimi emekli kimi amir...kendileri için bir fırsat buldular ki ahiretlikleri olsun. Sırf
ALLAH rızası için hızmet ediyorlar. Buraya dünyanın her bir tarafından insanlar gelir. Gavs Hz. leri buyurur ki "İnsanlar akın
akın bir kucak para harcayarak buraya ALLAH içün geliyorlar biz de onlara hızmet edelim, onları rahat ettirelim ki ALLAH içün
amelleri olsun"
Şaşkın bir amma ibret alıcı bakışlarla inceledi ve;
-Şunlara bak yaaa. Sırtlarında parça parça olmuş eski püskü elbiseler, güneşten enseleri meşin gibi olmuş sanki doğuştan
amele bunlar nasıl bir aşk ile çalışıyorlar... dedi paçaları sıvadı ve kendine bir kürek ve bir el arabası bularak o sıcağın altın-
da kum çekmeye başladı. Halbu ki kendileri devletin hatırı sayılır bir makamında idiler. Hiiiç nefs yapmadan amele gibi
çalıştılar.
Sonra onu çorba içerken seyrettim yanında dokuz yaşlarında çocuğu ile... Sonra tevbe alırken...Sonra adab yaparken...
Yanlarında çocuğu ile beraberce. Birbirlerine şartları anlata anlata... Ya Rabbiiii... Sonra kaç kez markad da kuran okurken... 
-Yaaa burda nasıl bir huzur, nasıl bir sükunet var böyle deyiverdi dalgın dalgın bakarak... 
Mübarek olsun dedim. Mübarek olsun...bize de dua ediverin... 
Gül yüzün dönme benden
Ölürüm geçmem senden
Kapına kul olayım
Selamın kesme benden
Gül dikeyim bağlara
Sarılsın yapraklara
Kurban olayım Gavs ım
Bastığın topraklara.

__________________
Bilvanis.net
SIBYAN