madca

Niyet Ettim ALLAH (cc) Rizasi Icin..

GAVS'IM BAAAK...!

 

Bir gurup sofi oturmuşlar Gavs hz. lerinin geçmesini bekliyorlar.
Diğer yandan da ellerindeki çekirdek poşetlerinden çekirdek çit-
liyorlar...

Gavs hz. hanelerinden çıktığı anda çekirdek poşetlerini bir kena-
ra atıp başlıyorlar naza;
-Sultanım bir kerrecik baaak be yaa...! Diyerek bir kaç kez tek-
rarlıyorlar...

Gavs hz. leri sanki hiç duymamış gibi gözleri kapalı devam edip
geçiyorlar... Ta ki merdivenleri inmeye başlayınca bizimkiler;
-Sultanım baaak dedim baaakmadın, baaak dedim baaakmadın,
diyerek ritimle tekrarlayıp duruyorlar...

 

Bilvanis .net ten alintidir

SIBYAN

noluyo yaa ne karışıyosunuz sofinin GAVSIYLA arasındaki münasebete halallaaa x

x  x  x

ehehh..
ben yazmadım pek köyden bişiler buralara..
emme bu tam yerine rastgeldi yazayım  x

iki tane deli sofi.. camiyle hane arasında bi kasım gecesinde..
battaniyelere sarılmış yerlerde debeleniyolar  x
fok balığı gibi aynen..
ben zaten perperişan..ayakta debelenirkene..gittim yanlarına noluyo diye..
aynı "bak dedim de bakmaadıın" benzeri sayı kurmuş içlerinden daha deli olanı  x
kalmak istiyo hizmete bi türlü ayarlayamamış işi..
sabaha kafile kalkacak, veda edecek BABASINA..
onlarla ilgileneyim de kendimi unutayım diye çöktüm yanlarına..
soğukmuş geceymiş umurunda değil sofinin..
beni de aldı battaniyenin içine..kendi bağrı açıkta..
yaw üşüyecen kurban diyorum, "yanıyorum ben yaaa" diyo..
"ah Babaaa sen beni yaktııın" diyo başka bişi demiyo  x  x
"benim aklım gitti başımdan" diye sayıklayıp duruyo..
sonra töbe töbe estağfirullah sen bana bakma BABAM benim aklım başımda diil diyo  x


adı kaldı "battaniyeli deli" nolcak! x  x

amaan burnum sızladı yine beah!
ah be deli çocuk..inşALLAH selamettesindir..inşALLAH gönlün olmuştur.. x

____turab _____________________

Gavs Ks: “Yavrularım!”

.

Gavs-i Sani Hazretlerinin Gençlere Sohbeti:

 

Yavrularım yaklaşın beni iyi dinleyin.
Uyuşturucu iyi bir şey değil kullanmayın.
Kuran-ı Kerimde de kesin olarak yasaklanmıştır.
Hem zahiren hem manen insana zarar verir.
Mesela uyuşturucu kullananın hem ailesinde hemde kendisinde huzur görünmez.
Hep o evde huzursuzluk vardır.
Geçimsizlik vardır.
Dikkatli olun.Bu maddeyi Kullanmayın.

 

Arkadaş çevrenize dikkat edin.Sofilerden ayrılmayın.

Onlarla beraber olun.Dergahlara gidin.
Hatme-i haceganlarınızı kaçırmayın.
Münafıklarla oturan münafık olur.
evliyalarla oturan evliya olur.

 

Buraya kadar geldiniz tövbe ettiniz.Tövbenizi bozmayın tövbe etmek demek pişman olmak demektir.Pişmanlık bu dünyada olur.Öbür dünyada olmaz.İnsan bu dünyada pişman olmalıdır.
Hep beraber ya Rabbi bütün yapmış olduğum günahlardan ben pişmanım dedik. ALLAH’a söz verdik.Sözümüzde duralım.Tekrardan yaptığınız kötülüklere dönmeyin.Tövbenizi bozmayın oyuncak değildir bu.
ALLAH korusun daha beter olursunuz.

Babam söylemişti.İnsanoğlu çok ahmaktır.3-4 yaşlarındaki bir çocuk şu delikte yılan var elini sokma dese insan o çocuğun sözünü dinliyor elini sokmuyor,velevki yılan olmasada elini o deliğe sokmuyor.
Baba Ademden beri 124.000 Peygamber gelmiş onca Evliya söylemiş Cennet var Cehennem var buraya hazırlanın bunların sözünü dinlemiyorlarda o çocuğun sözünü dinliyorlar.
Nasıl ki Türkiyenin Suriyenin Irak’ın elçileri var bunlar aralarında konuşuyorlar birbirlerinden haberleri var.Peygamberlerde ALLAH’ın elçisidir.Onlarda ALLAH’ın izniyle birbirlerinden haberdardırlar.

Peygamber Efendimizde(s.a.v.) defalarca söylemiş ebedül ebed bir hayat vardır.Ebedül ebed ne demektir?Yani 10 sene değil 50 sene değil 100 sene değil bir trilyon sene değil sonsuz bir hayat demektir.
ALLAH (C.C.) insana bu dünyada 2 yol vermiştir.Hangisini isterse ALLAH o yolu verir.ALLAH (C.C.) bu dünyada cezasını vermez ama ebedül ebed bir hayatta hepsinin hesabını sorar.İnsan ikisinden birisini seçmelidir.

Yavrularım siz daha gençsiniz dikkatli olun.Şeytan düşmanınızdır.Düşman düşmana acımaz.Tövbenizi bozmayın.Namazınızı kılın.Buraya kadar geldiniz.Pişman oldunuz.
Biz size dua ederiz ama sizde tövbenizi bozmayın.Hepiniz hoş gelmişsiniz.Sefalar getirmişsiniz.

ALLAH sizden razı olsun yavrularım.

 

 

_________________________
Bilvanis.Net ten alintidir
 
ALLAH (cc) Hepsinden razi olsun ,Hizmetlerini mübarek etsin
amin
__________________
Ve bu icin  yaziya yapilan  baziyorumlar.
 
Hay Sultanım hay
Nasıl şefkatle okşamış “yavrularım!” diye
Manevi Baba diyoruz ya sürekli, işte delili olsa gerek
Diyarbakır’dan birkaç kardeşimiz de aynı sıkıntılarından dolayı başvurmuşlardı
Gavs-ı Sani (Kuddise Sirruh) Hazretleri yaklaşık yarım saat kadar
bu üç kardeşimize özel sohbet etmişlerdi…

 

Cenab-ı Hak, iki cihanda bizi bu kapıdan ayırmasın
doğru yolundan ayırmasın inşALLAH…

ALLAH c.c. razi olsun kurbanım…

 
Bu sohbeti buraya taşıman cok hoş ve güzel kardeşim
ALLAH razı olsun
Rabbimiz bizleri Gavsımız dan, sadatlardan , kendi yolundan ayırmasın…  amin
“Dilim gönlüme tercüman olsada diyebilsem”  x
BABAMMMMMMMMMM… x x x x x x

 

ne de guzel YAVRULARIM diyorsun….. x x x


dostlardan biri anlatmıştı.
Muhammed Raşid hz.leri vefatından önceki son afyona gidişinde
mübarek hanesinden çıkarken,
ona yaklaşmaya çalışan sofileri görevliler uzaklaştırmaya çalışır
Mübarek başını kaldırıp gayet hooş bir tebessümle görevlilere;
BIRAKIN KUZUCUKLARIMI GELSİNLER
der….  x

 

sohbeti okuyunca gönlümüze bu düştü…
vesselam…  x

 

 

GAVSUL AZAM SEYYİD ABDULHAKİM EL HÜSEYNİ HAZRETLERİNDEN ===SOHBETLER===1. Sohbet

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

Birinci Sohbet



İnsan hep iyilerle bulunmalı, iyilerle arkadaşlık yapmalıdır. İyilerle bulunmanın menfaati ebediyete kadar devam eder. İşte Eshabı Kehf’in köpeği. Köpek olması münasebetiyle haram, necisülayndır. Islakken dokunduğu yerin temizlenmesi için yedi defa yıkamak lâzım gelir. Çünkü haramdır (1). Fakat iyilerle kaldığı için, Allah-u Teâla onu beraber kaldığı iyilerin hürmetine cennetlik yaptı. Haram ve necisülayn olduğu halde cennetlik oldu ve cennette de iyilerle beraber bulunacak.

Halbuki Nuh Peygamberin oğlu, Ulü’l-azm bir peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapıp onlarla beraber bulunduğu için imanını kaybetti. Rabbü’l - Alemîn de onu kâfirler zümresinden yazdı. Peygamber oğlu olduğu halde kâfirlerle arkadaşlık yapmasından dolayı son nefeste küfür üzerine, imansız olarak gitti ve Cehennemlik oldu. Öte taraftan haram olan bir köpek ise Cennetlik oldu. Çünkü iyilerle beraberdi, onlardan ayrılmadı.

Bu mevzuda Peygamber (S.A.V) şöyle buyuruyor : İnsan her kimi seviyorsa (Kıyamette de) onunla beraber (haşr olacak kiminle arkadaşsa Haşirde de onunla arkadaş olacaktır.)

Öyleyse kimlerle arkadaş olmamız lâzım geldiğini, kimleri sevmemiz icap ettiğini bilmemiz lâzım; dolayısıyla Hazret’i sevmemiz, şeyhlerimizi sevmemiz, Sâdât-ı sevmemiz lâzımdır ki, ;Kıyamet gününde de onlarla beraber olup sevdiğimizden menfaat görmüş olalım.

Düşmanlarına bile iyilik yapan, onlara ihsanlarda bulunan Rabbü’l – Alemîn çok büyüktür. Kâfirler ki Allah’ın münkirleridir, Allah’ı inkar ederler, dolayısıyla Allah’ın düşmanlarıdırlar, onlara bile iyilik eden, mal veren, evlât veren, dünya keyfi ve zevki veren Rabbü’l – Alemîn nasıl olur da doslarına, yüzünü Allah’a çevirip onu seven kimselere iyilikde bulunmaz, onlara nimetler verip ihsan etmez?

İnsan kendisine fenalık eden, düşmanlık yapan kimselere, elinden geldiği kadar kötülük yapmak ister. Halbuki çok büyük olan Allah-u Teâlâ kendisini inkâr eden düşmanlarına bile ihsanlarda bulunurken, tabii ki dostlarına da ihsanlarda bulunacak, yüzünü ona çevirip onu sevenlere de ikramlarda bulunacaktır.

Her kim ki, Allah’a doğru bir adım atarsa, Allah da ona on adım yaklaşır. Her kim ki, yüzünü Allah’a döndürürse Allah da ona yüzünü döndürür. Fakat her kim Allah’a sırt çevirirse, şüphesiz Allah da ona sırt çevirir. Demek ki her şey insanın elindedir. Çünkü Allah-u Teâlâ insana cüz’i ihtiyar vermiş ve doğru yolu da göstermiştir. Doğru yolu tutup o yoldan giden herkes Allah’a kavuşur. Fakat eğri yoldan giden kimse ise kendini helâk etmiş olur. Böylece en büyük düşmanlığı kendi kendine yapmış olur. Haşa Allah kimseye kötülük yapmaz. Haşa Allah kimseye zulmetmez. İnsan kendi nefsine zulüm yapmakta, kendi nefsine kötülük etmektedir.

Dünya ve âhirette olan her şeyin, hâtırı için yaratıldığı Peygamber (A.S.V) her an için tâât ve ibadette bulunurdu. Peygamber (A.S.V) o kadar büyük halk edilmiştir ki, O’nun şefaati olmasa Kıyamet günü hiçbir Peygamber bile Cennete giremez. Hal böyle iken O’nun şefaati olmadan başkaları nasıl Cennete girebilir? Bütün Cennete girecekler ancak ve ancak O’nun şefaati neticesi Cennete girebileceklerdir. İşte bu kadar mükerrem yaratılmış olan Peygamber (A.S.V) devamlı olarak Allah’a tâât ve ibadette bulunurdu. O kadar ibadet ederdi ki, ibadetinin çokluğundan mübarek dizleri şişerdi. Bununla beraber Rabbü’l-Âlemîn :

(Emrolunduğun şekilde dosdoğru hareket et.)

… diye buyurmuştu. Bu hitap Peygamber ve şahsında bütün ümmete gelmektedir. Demek ki biz ümmet-i Peygamber (A.S.V) de Allah’ın emrettiği ve Peygamberin (A.S.V) tebliğ ettiği şekilde hareket etmemiz lâzımdır.

Öyleyse insan bu çok aziz ve kıymetli ömrünü Allah yolunda, Allah rızası uğrunda harcamazsa, salih amellerle tüketmezse çok yazık etmiş olur. Çünkü insanın bu kadar kıymet verdiği aziz ömrü, mutlaka ihtiyarlık gelip, hastalık gelip tükenecek, neticede de toprağın altına girecektir. Sonu böyle olunca, artık insan ömrünün ne kıymeti kalır? İnsan, ancak yüzünü Allah’a çevirip, O’nun dostluğunu kazanmak suretiyle ömrünü değerlendirebilir. Allah’ın fazlında nihayetsiz istifade eder; dünyada da rahat eder kabirde de rahat eder, haşirde de rahat eder ve nihayet Cennette ebedi rahata kavuşur.

Allah’ın emrine uymayan ise ebedi olarak zahmet çeker. İnsanın aklı vardır, deli değildir. Dünya işlerinde kimse insanı kolay kolay kandıramaz. Kimse kolay kolay hile yapamaz insana. Halbuki âhiret işinde aldanıyor. Şeytan hileler yaparak çok çabuk insanı kandırabiliyor. İnsanın Allah yolunda da akıllı olması icap eder. Nasıl dünya muamelesinde insan aldatılamıyorsa âhiret işinde de aldatılmamalıdır. Yüzünü Allah’a döndürmeyen kimse aslında delidir. Halbuki insan kendini çok akıllı zannetmektedir.

Bir zamanlar bir padişah vardı. Çok muazzam, mükellef bir köşk yaptırmıştı. İçinde her türlü dünya süsleriyle, ziynetleriyle donatmıştı. Bir gün o taraflara Allah dostlarından birinin yolu düştü. Padişah ihtimamla yaptırdığı sarayını o Allah dostlarından birinin yolu düştü. Padişah ihtimamla yaptırdığı sarayını o Allah dostuna da göstermiş, o Allah dostunu da sarayında gezdirmiş ve sormuştu : “Nasıl, sarayım güzel olmuş mu? Beğendin mi sarayımı? Allah dostu ona şu cevabı vermişti : “Padişahım, sarayında iki büyük ayıp var. Ben iki büyük ayıp gördüm sarayında.” Padişah bu cevaba sinirlenmiş, kızmış : “Nasıl olur da sarayımda iki büyük ayıp görebiliyorsun? Ben hiçbir noksan bırakmadım. Onu dünyanın altın ve gümüşlerini harcayarak süsledim. Senelerce emek verip bütün gücümü bu sarayın yapımında kullandım. Sen ise iki büyük ayıp gördüğünü söylüyorsun.” Allah dostu olan zat cevaben, “Darılmayın padişahım. Sizim sarayınızda gerçekten iki büyük ayıp vardır. Birincisi, yapılan saray birgün yıkılacak; bunca emek boşa gidecek. İkincisi ise bu sarayı binbir ihtimamla yapan zat da nihayet ölecek; sarayı bırakıp gidecek” deyince, padişah o zaman hakikatı görebilmiş, başlamış ağlamaya. “Çok doğru diyorsun.” demiş. “Gözümüz kör olmuştu, böyle bir gerçeği göremedik. O köşk, o saray yıkılacak. Sonunda toprağa karışacak. Ne kıymeti olabilir? Ve o saray ki yaptıran sahibi ölecek. Artık o neye yarar? Hakikat böyledir. Biz bu iki büyük ayıbını maalesef görememişiz.”

Şeyh Fethullah Verkanisi (K.S.) iki kardeştiler. Bir kendisi, diğeri kardeşi Şehmuz. Şeyh Fethullah kendisine yol olarak ilim tahsilini seçti. Medreseye gitti. Daha sonra Seyda-i Tâği Hazretlerine gidip ona intisab etti. Seydaya hizmette bulunarak sâdâtı Nakşibendî’nin arasına karıştı. Sâdât-ı Nakşibendî olduğu içindir ki, kıyamete kadar, bu tarikatı Nakşibendî durduğu müddetçe, onun amel defteri kapanmayacak; kıyamete kadar ismi anılacak, kazancı yazılmaya devam edecek.

Kardeşi Şehmuz ise aksine dünyaya yöneldi. O da dünya cihetinden ilerledi. O kadar zengin oldu ki, her vilâyette bir mağazasını bulmak mümkündü. Bankalarda o zamanın parasıyla, banknot hariç kırkbin altını vardı. Bu kadar zengindi. Fakat sonunda, bu kadar zenginliğine rağmen, kıtlık yıllarında açlıktan öldü. Hatta kefen alacak para bulamadıklarından yorganının yüzünü söküp ona kefen yaptılar. Bugün için ismi kayboldu. Hiç kimse Şehmuz diye birinin yaşayıp yaşamadığını bilmemektedir. İşte dünyanın sonu. Dünyaya bel bağlamanın neticesi. Bunca zenginliği kendisine fayda vermediği gibi, öldüğü zaman kefen bile bulamadı.

Kardeşi Şeyh Fethullah ise yüzünü Allah’a çevirdiği için Alah ona kerem etti, lütfetti ve onu Sâdât-ı Nakşibendî’nin arasına aldı. Kıyamete kadar ismi anılacak. Her gün ona belki onbin, belki de yirmibin Fatiha okunmaktadır. Nakşibendî yolu olduğu müddetçe, tâ kıyamete kadar böylece devam edecektir.

İşte böyle, Allah yolunda gidenlerin zahmetleri kaybolmaz. Dünyada da, âhirette de zahmetleri boşa gitmez.menfaatleri, ticaretleri ebedü’l ebed devam eder.

Keşif ehli bir kimse bir gün Gavsı Hizani’ye (K.S.A) gelip, “Kurban, kabristanımızda hristiyanlar vardır.” demiş. Gavs, “Nasıl, hristiyan var?” deyince, “Kurban kabristanda yüzleri değil de sırtları Kıbleye çevrilmiş olan mevtalar gördüm” karşılığını almış. Gavs (K.S.A) tebessüm ederek, “Hayır, onlar kâfir değil, müslümandırlar. Onların dünyaya karşı aşırı muhabbetleri olduğu için, melekler onların yüzünü Kıble’den çevirip sırtlarını Kıble’ye getirdiler. Dünyaya olan muhabbetleri yüzünden öyle oldular” buyurmuştur.

İnsanın sevgisinin tamamı Allah olmalı, Allah’tan gayri hiçbir şeye muhabbet beslememelidir. Çünkü Allah-u Teâlâ yalnız kendisinin sevilmesini, yalnız Zâtına muhabbet edilmesi arzu eder. Başka şeyin sevilmesine, başka şeye muhabbet beslenilmesine asla razı değildir.

Ancak Allah muhabbeti, Allah dostluğu, Allah sevgisi kazanıldıktan sonra insan her şeyden yana rahata kavuşur. Dünya da rahat olur; kabir de rahat olur; her şey, her şey rahat olur. Ebedi olarak rahata kavuşulur.

Kazançların en kârlısı Allah dostluğudur. Yüzünü Allah’a çevirip Allah dostluğu kazanan kimseye eziyet olmaz.

Nemrud’un ateşe atıp yakmak istediği İbrahim Peygamber (A.S) da Allah dostlarındandı. Nemrut dağlar kadar odun yığmış, ateş yakmıştı. Öyle bir ateş ki kimse yanaşmaya muktedir değildi. Onun için dağda bir mancınık kurup Hz.İbrahim’i mancınıkla ateşe attılar. İbrahim Peygamber ateşe atıldığı sırada Cenab-ı Hak, Cennetten bir taht getirtip ateşin içine kurdurdu. İbrahim (A.S) ateşin içinde oturdu da asla ateş onu yakamadı. Çünkü Rabbü’l - Âlemin ateşe, (Biz ateşe “Ey ateş, İbrahim’e selametli bir serinlik ol!” dedik) (Enbiya : 79) diye emir buyurmuştu. Ateş de yakmadı, yakamadı. Zaten yakan ateş değil ki. Yakan Allah’tır Ateş ise Rabbü’l – Âlemin’in vazifeli bir memurudur. Eğer ateş yakıcı olsaydı Hz.İbrahim’i de yakardı. Çünkü o da etten, kemikten, sinirden yaratılmıştı. Bizim gibi bir insandı. Halbuki olan zebaniler devamlı Cehennem’de ateştedirler. Ama ateş onlara zerre kadar zarar veremez. Rahatsız edemez onları. Demek ki yakan ateş değildir. Ateş ancak almış olduğu emre göre hareket eden bir memurdur sadece.

Meselâ, Seyyid Ahmed er-Rufâî (K.S.A) Hazretleri’nin tarikatinde olan müridleri de yanan tandırın içine girerler, fakat ateşten zarar görmezlerdi.



(1) Şafiî mezhebi fıkhı iktizasınca



http://www.menzil.net webmaster@menzil.net
Sitelerinde yayınlamak isteyenlerin kaynak belirtmeleri zorunludur !!

GAVS k.s dan RABITA tarifi....

Muhammed Raşid Hazretlerinin (k.s) sağlığında
kardeşi ve halifesi Abdülbaki Hazretlerine soruluyor:
- Seyidim, kitaplarda rabıtanın çeşit çeşit tarifleri yapılmış,
siz nasıl yapıyorsunuz?

Abdülbaki Hz. şöyle buyuruyor:
- Rabıta akşam namazından sonra yapılır.
15 dakikadan az olmaz, bir buçuk saate kadar uzayabilir.
Rabıta yapacak olan yüzünü kıbleye döner ,
otururken sağ ayağını sol ayağının altından çıkarır,
gözlerini yumar, 25 Estağfirullah çeker.
Estağfirullahlar ile günün ağırlıkları ve dünya didişmelerinden kirlenen kalbi temizlemeye başlar.
Daha sonra Sultanımızı azim, nurani ve latif makamda düşünür.
Mesela bir kürsüde durduğu yerin başından arş-ı ala’ya uzanan nurani bir sütun tasavvur eder.
Allah’ın rahmeti Sultanımızın başına nurani bir sütunla iner ve birleşir.
Mürid o nurani sütundan nurani bir ziyanın kılıç gibi kendi kalbine aktığını düşünür.
Kalpteki günahların mermere damlayan asit gibi
kalpte yara açtığını düşünerek bu nurun o yaralara merhem olup kalbi cilaladığına inanır.
Cilalaya cilalaya bir hafta rabıtanın içinde kaybolursa,
rabıtası yoğunluk kazanır ve o insan istikamet sahibi olur.
Tarikattan çıkmak istese de artık çıkamaz.

- Ya Seyidim, bir insanın rabıta zamanında bir işi olsa
bu rabıtayı sonra kaza mı edecek?

Şöyle cevap verdiler:
- Bizi birisi çağırırsa 25 Estağfirullah çekip gözümüzü açarız.
Giderken gözler açık olduğu halde rabıta devam eder.
Mecbur olmadıkça konuşmayız.
Elimiz işte olsa bile, gönlümüz rabıtada olur.

______________________________
nasihatler net ten alintidir.

hikmetli bir olay

Gavs- Sani Hz. (K.S.A.)Adana ya bir hasta gönderdi. orda ki görevli doktor kardeşimiiz de, emanet diye onla gayet iyi ilgilendi. (kendisi doktor) ancak gelen hasta o kadar rahatsız ki, ağrı kesici vuruyorlar 1-2 saat acısı diniyor ve yeniden bağırmaya başlıyor hasta kardeşimiz. 3 gün süren acı veren bir hastalık sonunda vefat ediyor. görevli doktor kardeşimiz diyor ki:” Allah Allah! biz insanlara son anda Sadatlar gelir, rahat ve huzurlu bir şekilde ölürsünüz diye anlatıyor. ama şu vefat eden kardeş acılar içinde ve bağırarak vefat etti. ve şunu ekliyor: ” bu kalp dedi ki, HİMMET BUNUN NERESİNDE?”
    dayanamadım ve Gavs-ı Sani hz lerine (k.s) dedim ki” Efendim! siz bize bir hasta gönderdiniz. Biz de elimizden geldiğikadar ilgilenmeye çalştık. ancak gönderdiğiniz hasta 3 gün boyunca o kadar acı çekti o kadar acı çekti ki ve bağıra bağıra vefat etti. bu kalp dedi ki, ” Himmet bunun nerseinde?” cevaben
GAVS-SANİ HZ. ”  O ZAYIF BİR KULDU. AMEL İŞLEYEMEYECEĞİ BİR YERE GİDİYORDU. SADATLAR İSTEDİLER Kİ YÜKSEK MAKAMLAR ELDE EDEREK GİTSİN!”
  Bunu duyunca aklıma şu hadis geldi.RESUL-İ KİBRİYA (SAV):
    ” ÖYLE MAKAMLAR VARDIR Kİ, HASTALIK VE GEÇİM SIKINTISI DIŞINDA HİÇ BİR ŞEYLE ELDE EDİLMEZLER!”
   SADATLAR BİZİM İMANIMIZ VE İİLİĞİMİZİ DÜŞÜNÜYR. BİZ BİR ŞEY İÇİN DUA İSTEDİĞİMİZDE, ONUN İLLA İSTEDİĞİMZİ ŞEKİLDE OLACAĞINI DÜŞÜNMEYELİM. İMAN VE MAKAM İÇİN NE GÜZELSE O OLACAK DEMEKTİR.

ALLAH BU KAPIDAN AYIRMASIN!

titlesohbet 1

add text, images, video, widgets, etc...

Bir gün bir sofi Seyyid Abdulbaki Hz. lerine (k.s) dediki;
Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?

Seyyid Abdulbaki Hz. leri (k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, sofi dedi;

- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar yaparsa ona fayda vermiyor.
- Dedi, bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.
- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.
- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.

sohbet 2

avs  Saninin sohbet hakkındaki sözleri

 

—Sofiler Sohbet muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır.

 

—Sofiler sohbeti rabıtayla dinlerlerse Rahmet zuhur eder.

 

—-Dergahlar’da vekiller bol  bol Tasavvufi sohbeti yapsınlar.

 

—-Bir vekilin sohbet yapması, islamı anlatması için illa Mola olması, alim olması şart değildir. kitaplardan Okuyabilir Hazırlık yaparak kitaplardan çıkardığı özeti okuya bilir.

 

—-Gavs  Sani Hz. lerine bir vesile ile sorduk;

“Sultanım cemaat çok kalabalık olduğu halde yapılan sohbetlerden bir feyiz ve muhabbet alamıyoruz. Bazen de üç beş kişilik bir ortamda yapılan sohbette çok daha fazla feyz ve muhabbet olduğunu müşahede ediyoruz. Acaba bunun nedenleri nelerdir?”

Gavs Hz. leri buyurdular ki;
“Bunun üç sebebi vardır, bu üç sebepten biri ya da bir kaçı zuhur edince o ortamdan feyiz ve muhabbet kesilir.”

“1-Ya sohbet eden kendi nefsinden konuşuyordur…Yani gafildir. Varlık duygusu ile konuşuyordur. Allah ın rahmetine, Sadatların himmetine yönelmemiştir.”

“2-Ya da cemaat aynı şekilde gaflet içindedir ve adabı gözetmeksizin mecliste bulunmaktadırlar. Yani kalpler dağınık beklentiler farklıdır. Allahın rahmetine, Sadatların feyzine yönelmemişlerdir.”

”3-Veyahut cemaat sohbette geçen konularda birbirlerinin eksiklerini görme gayreti içindedir. Yani şu şunun eksiği, bu da bunun eksiği gibi düşünerek herkesin topu birbirlerine atmasıdır.”

Sonra Gavs Hz. leri durdular ve üçüncü maddeyi işaretle buyurdular ki;
“Vallahi biz bundan nefret ediyoruz….”

—Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor

‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir’

   
–Gavs-ı sani hz. (k.s) neden sohbet etmiyor

Abilerimizden biri Gavs hz. ne sordu ( tanıyorum bu abimizi): ” Efendim, burada o kadar alim var, siz varsınız. insanlar da buraya ziyarete geliyorlar. İşleri yok. çay ocağında vs yerlerde vakit geçiriyorlar. Söyleseniz, alimler sohbet etse, siz sohebt etseniz…?”
GAVS-I SANİ HZ. sadece şunu söyledi:” HACI! BİZ KONUŞURSAK DOĞRUYU SÖYLERİZ!”

sohbet 3

GÜNAH
–“Günahlara meyil etmeyin.”
–“Günahlar seytanin gıdasıdır.
–” Üç günahı kebair sofinin mürşid’den yardım almasına engel olur,üç gıybet bir günahı kebair yapar ,işlenen dokuz gıybet üç günahı kebair yapar. işlenen üç günahı kebair mürşidden gelen himmeti keser, sofiden ervah ayrılmaz ,fakat sofiye manevi yardım yapamaz.elektirik olupda şartelin açık olmaması gibi ,onun için siz burdasınız en az ayda bir sekiz şart yapmanız gerekir.”
–“üç tane küçük günah işleyen bir büyük günah işlemiş gibi olur.ona gelen feyzi keser.”
–“Günah işleyenler kalplerini zayiflatıp seytani kuvvetlendirmis olurlar.
Seytani kuvvetli olanin dini zayif olur.Onun için haramlardan uzak durmalidir
–“Haramlar ve işlenen günahlar ise, şeytanın gıdasıdır. İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir.”
–“ Bu hizmetleri yaparken de kendinizi günahlardan muhafaza edeceksiniz. Yoksa su ateşi nasıl söndürüyor, yok ediyor, günahlar da sevapları yok ediyor.”
– Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur.
Son nefes
–“Biz ümmeti Muhammedin imanını kurtarmak için elimizden geleni yapıyoruz.”
-“-İnsana en lazım olan şey imandır. En mühim olan husus imandır ve insanın en mühim meseleside
sekeratta İmanla gidebilmesidir.insan imanla gittikten sonra ahirette işi kolaydır. Çünkü canabı hakkın
Yüz rahmeti vardır. Dünyaya bir rahmetini, ahirete doksandokuzu saklamış bu dünyadaki rahmetini
Tüm kullarına vermiş mümin fasık kafir hatta onu inkar edenede, ama doksan dokuz rahmetini mümin kullarına saklamıştır. insan Mümin olarak imanla göçerse orada işi çok kolaydır. Takva imanı kurur, ameli salihde onu kuvvetlendirir. Sekerat zordur. Ölüm anı tülbent nasıl böyle keralice tülbent bilgi vezneki dikenlerTemizlenirken( Ölüm anı tülbent nasıl dikenler özerinde alınmak istendiğinde) nasıl onu gerer ona onuDefoma eder. Aynen öylede ruh vücuttan çıkarken insan ızdırap çeker, açı çeker, sıkıntı duyar. Buda Yetmiyormuş gibi şeytan son nefeste ona insana musallat olur. En sevdiğinin kılığında gelir. Vefat etmiş olanlardan, o insana telkinde bulunur. Derki bak seni ne kadar sevdiğimi biliyorsun. Ben senden önce Gittim orada gördüm orda geçerli din Yahudilik dinidir. Gel sen o dine geç perişan olma. Onu kandırmaya çalışır ikna edemese Hıristiyanlığı teklif eder eğer yinede kandıramasa elinde bir bardak Su sekerattaki o acı çeken insana onu gösterir. O lisanı haliyle ondan bana su ver diye talep ettiğinde’de veririm ama başınla bana bir secde et diye onu imansız götürmeye çalışır.Neuzibillah içte bu Sıkıntılı ve şeytanın musallat olduğu esnada insan kalbinde iman hakikatleri ile ilgili bir nebze şüpheye Düşese, tereddüde düşse,inkara düşse bu hal üzere ölürse imansız gider. Bütün hayatı boşa gider.
Bu tasavvuf, bu sadatı kiram en büyük faydası son nefestedir. Sadatı kiram onların ervahı canabı hakkın izniyle sekareta mevtanın başına gelir. O mekanı şeytan terk eder kaçar ve insan iman üzere ölür. Canabı hakkın huzura varır.”

–“ Kim o Sadatların elini tutarsa, sekiz sartı yaparsa İlahi noterde bunlara, vekalet vermiş oluyor, İlahi noterde o Sadata vekaletname veriyor. Son nefeste ölürken imanla ölme vekaletnamesi, şeytana karsı yardım vekaletnamesı, kabirde sual melekleri gelince yardım vekaletnamesı, mahserde hesap verirken şefaat vekaletnamesı, sırattan gecerken yardım vekaletnamesi. O vekaletnameyle o zaat gelir şeytan kacar, melekler neden geldin dediğinde de Allah (c.c.) onun vekaletı var, Ben kabul ettım ona karısmayın der.O şekilde gerek son nefeste, gerek kabirde, gerek mahserde, gerek sıratta o vekaletnameyle gelirler, ümmeti Muhammede yardım ederler. Şart değil amma bu kadar da faydası var ne dersiniz buyurmus”
–“BUNLAR BİR SÜRÜDÜR BU SÜRÜNÜN SAHİBİ PEYGAMBERİMİZDİR. BİZDE ACİZANE BU SÜRÜNÜN ÇOBANIYIZ. SÜRÜNÜN HİÇ BİRİNİN ZAYİ OLMAMASI İÇİN ELİMİZDEN GELENİ YAPARIZ. YORULURSA SIRTIMIZDA TAŞIRIZ HASTA OLURSA İLAÇ VERİRİZ İYİLEŞTİRİRİZ İLLA ÖLÜCEKSE MUNDAR GİTMESİN DİYE KESERİZ ÇOK ŞÜKÜR BU POSTA OTURDUGUMUZDAN BERİ HİÇ BİRİNİ KURDA KAPTIRMADIK İMANSIZ GÖNDERMEDİK

sohbet
—Sofiler Sohbet muhabbet verir, muhabbet insana amel yaptırır.
—Sofiler sohbeti rabıtayla dinlerlerse Rahmet zuhur eder.
—-Dergahlar’da vekiller bol bol Tasavvufi sohbeti yapsınlar.
—-Bir vekilin sohbet yapması, islamı anlatması için illa Mola olması, alim olması şart değildir. kitaplardan Okuyabilir Hazırlık yaparak kitaplardan çıkardığı özeti okuya bilir.
—-Gavs Sani Hz. lerine bir vesile ile sorduk;
“Sultanım cemaat çok kalabalık olduğu halde yapılan sohbetlerden bir feyiz ve muhabbet alamıyoruz. Bazen de üç beş kişilik bir ortamda yapılan sohbette çok daha fazla feyz ve muhabbet olduğunu müşahede ediyoruz. Acaba bunun nedenleri nelerdir?”

Gavs Hz. leri buyurdular ki;
“Bunun üç sebebi vardır, bu üç sebepten biri ya da bir kaçı zuhur edince o ortamdan feyiz ve muhabbet kesilir.”

“1-Ya sohbet eden kendi nefsinden konuşuyordur…Yani gafildir. Varlık duygusu ile konuşuyordur. Allah ın rahmetine, Sadatların himmetine yönelmemiştir.”

“2-Ya da cemaat aynı şekilde gaflet içindedir ve adabı gözetmeksizin mecliste bulunmaktadırlar. Yani kalpler dağınık beklentiler farklıdır. Allahın rahmetine, Sadatların feyzine yönelmemişlerdir.”

”3-Veyahut cemaat sohbette geçen konularda birbirlerinin eksiklerini görme gayreti içindedir. Yani şu şunun eksiği, bu da bunun eksiği gibi düşünerek herkesin topu birbirlerine atmasıdır.”

Sonra Gavs Hz. leri durdular ve üçüncü maddeyi işaretle buyurdular ki;
“Vallahi biz bundan nefret ediyoruz….”

—Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor

‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir
–Gavs-ı sani hz. (k.s) neden sohbet etmiyor
Abilerimizden biri Gavs hz. ne sordu ( tanıyorum bu abimizi): ” Efendim, burada o kadar alim var, siz varsınız. insanlar da buraya ziyarete geliyorlar. İşleri yok. çay ocağında vs yerlerde vakit geçiriyorlar. Söyleseniz, alimler sohbet etse, siz sohebt etseniz…?”
GAVS-I SANİ HZ. sadece şunu söyledi:” HACI! BİZ KONUŞURSAK DOĞRUYU SÖYLERİZ!”

AMELİ SALİH
–“Ameli Salih Allahın (cc) emirleri yerine getirmektir.”
–“En büyük ameli Salih birlik ve beraberliktir.”
–“Bu asırda en kıymetli ameli Salih insanların imanını kurtarmak ve cehenneme Gitmelerine mani olmaktır.”
–“Takva imanı kurur, Ameli salihde onu kuvvetlendirir.”
–“ Küçük-büyük demeden Allah rızası için önünüze gelen hayırlı işleri(ameli Salih) yapın”.
NEFİS
– Nefs düşmandır, Düşman düşmana acımaz, düşmanda hiçbir zaman hayır istemez.daima
Kötülüğü ister Allahu teala buyurduki- “inne nefse le emmaretun bis’sui”Yusuf 53
Nefsi emare daima kötülüğü emr eder.
–Şeytan ve nefs çok büyük düşmandır. Kedi nasıl fareyi delikten gözetiyor nefes bile almıyor,
Ses çıkarmıyor fare kendisini bilmesin çıksın diye şeytan ve nefiste öyledir.şeytanda aynı kedi gibi nerede nokta görürse oradan vurur.
–Şeytanı kandıran nefistir. Allah Teala şeytana Adem’e (a.s) secde et diye emretti, hemen nefis devreye girip, Hayır sen daha kıymetli maddeden yaratıldın ,o çamurdan yaratıldı; sen nasıl ona secde ediyorsun diye onu emre itaatten alıkoydu ve helak etti
–Bu tarikatı nakşibendiyenin gayesi cihadtır. En büyük cihad nefs ve şeytan ilk önce insan kendi
Nefsine dikkat etmesi gerekir.
–Şeytan kurt gibidir en ufak bir sesten korkar kaçar, şeytan Allah zikir edilince orada duramaz siner kacar, ama nefis öyle değildir.
–“Bu kapıda kişinin ne kadar hizmet ettiğine değil nefsinin ne durumda olduğuna bakılır.”
-Baskalarina hizmet etmek isteyenler, kendilerini islah etsin yeter.
Çünkü nefsini islah eden kimse baskalarina fayda verebilir ve güzel
seyleri temsil edebilir.Sadat-i Kiram,nefislerini islah edip güzel ahlaki
elde ettikleri için Allah yolunda insanlara büyük fayda vermislerdir.
En büyük hizmet,güzel ahlakli ve edepli bir insan olmaktir.?
-İşlenen günahlar, insanın kalbini zayıflatır; onun düşmanı olan nefsi ve şeytanı kuvvetlendirir. Bu nedenle, insanın içinde kalp, nefis ve şeytan devamlı mücadele hâlindedir.
-Zikre devam ediniz, virde önem veriniz. Çünkü kalbin tek ilacı zikirdir. Kur?an okumak, salâvat çekmek, hizmet etmek sevaptır; fakat bunlar kalbe ilaç olmaz, nefsin çirkin sıfatlarını değiştirmez. Nefsi ancak zikir terbiye eder.?

RABITA
—Seyda hz buyurduki- üç çeşit Rabıta vardır.
1-Şeyhin Vucudunda kaybolmak.
2-Şeyhin suretini, karşısında düşünmek.
3- Şeyhin evini, bahçesini vb düşünmek.
–Soruldu- Akşam rabıtasında mürşidimizi hatırlayabildiğimiz en güzel şekilde rabıta yapabilirmiyiz?
Cevap: Size en güzel nasıl görünüyorsa öyle rabıta yapı
–Soruldu- Abdestsiz rabıta yapılabilir mi?
Cevap: Normal rabıtalarda olur. Akşam rabıtaları hariç
–Sofilerde ikide hastalik mevcuttur. bunlar

1-Benlik Hastaliği, Bunun ilaci Mürsid rabitasidir.

2-Tuli Emel Ilaci ise ölüm rabitasidir.

–Zikir çekmeyen Rabıta yapmayanı tanımıyoruz

–Gavsımız halifelik döneminde rabıta hakkında şunları söylemiş
sual: Seyidim, kitaplarda çeşitli rabıtalar tarif edilmiş, Siz nasıl yapıyorsunuz?

” Rabıta akşam namazından sonra yapılır 15 dakikadan az olmaz, birbuçuk saate kadar uzayabilir. Rabıta yapacak olan yüzünü kıbleye döner. Otururken sağ ayağını sol ayağının altından çıkarır. Gözlerini yumar. 25 estağfirullah çeker. Kendi sesini duyacak kadar söyler. Estağfirullah’lar ile, günün ağırlıkları ve dünya didişmelerinden kirlenen kalbini silmeye başlar. Daha sonra Sultanımızı azim, nurani ve latif bir
makamda düşünür. Mesela bir kürsüde. Durduğu yerin başından arş-ı alaya uzanan nurani bir sütun ile iner ve birleşir. Mürid, o nurani sütundan bir ziyanın kılıç gibi kendi kalbine aktığını düşünür. Kalpteki günahların, mermere damlayan asit gibi kalpte yara açtığını düşünerek, bu nurun o yaralara melhem olup kalbi cilalandırdığına inanır. Cilalaya cilalaya bir hafta kadar rabıtanın içinde kaybolursa rabıtası yoğunluk kazanır ve o insan istikamet sahibi olur. Tarikattan çıkmak istese de artık çıkamaz.
—Bir gün sordular- kurban rabıta yapmak için bir sofi oturur ama mürşidi hariç her şeyi düşünüyor
Bunda bir kazanç varmıdır.diye sordular Gavsı sani”Vardır” buyurdular sofi tekrar sorarak kurban
Ama sofi hiç mürşidini düşünmedi deyince Gavsı sani buyurduki—o sofi adab üzerine oturup ben
Rabıta yapacam demesi sadatların emri yerine getirmek içindir ve emre itaatte sofiye çok şey kazandırır
Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor

‘ Muhabbetin kaynağı dörttür
1.Mürşidi kamil ziyareti
2.Mürşidi kamil sohbeti
3.Rabıta
4.Virttir’
–“ Hatme,rabıta ve vird bizim yolumuzun esaslarıdır. bunlardan birini yapan kapımızın önündedir.İkisini yapanın eli elimizdedir.Üçünü yapanın eli cebimizdedir ne isterse alsın.”
–bir gün gavsımıza sofinin teki gitmiş vird kuyruğuna girmiş, virdini sorduktan sonra sormuş
- Ya Gavsım kalp tasfiyesi nasıl olur?
- “amel-i salih yapacaksınız, terketmeksizin hergün virdlerinizi çekeceksiniz, rabıta yapacaksınız ondan sonra her şey olur” buyurmuş
 

Beyaz Giyiyor

 Hızmetli bir sofi aradı menzilden…
Diyor ki;

Diyor ki;
“Vallahi hala beyazlar giyiyor…
Buna ne kadar dayanacağımı bilemiyorum…
O mübareği beyazlar içinde…
Kelebekler gibi görmeye artık tahammülüm kalmadı…
O’nu kem gözlerden de sakınır oldum…
Sanki bir şey olacakmışcasına…
Eee dedim gurbanım böyle de olmaz ki…
Bize de yazık…
Gel etme eyleme…
Çıkarıver şu beyazları…
Vallah sebebim olursun…
Artık ne dayanacak gücüm…
Ne de bakacak gözüm kaldı…
Bir insana ki beyaz bu kadar mı çok yakışır…
Gurbanın olayım…
Deyiver ki nasıl dayanayım…
Sarığın beyaz…
Sakalın  ki çoğu beyaz…
Cübben beyaz…
Etrafa saçtığın nur haleleri ki…
Beyazdan da beyaz…
Bittim ben gurban bittim…”

Gönül dagi

 gonuldagi
 

http://s1.dosya.cc/gonuldagi.mp3.html

Gönüldağı yağmur yağmur rahmet yağınca
Seydam sultanbizimle olunca
Dünya dolu düşman olsa hey
Hepsi vız gelir, hepsi vız gelir.

İnsanoğlu nasuh tövbe edince
Seydam sultan mürşid olunca
Dünya dolu günah olsahey
Hepsi affolur, hepsi affolur.

Talib yapar rabıta Seyyidimize
Seydam sultan efendimize
Kalbi dolu isyan olsa,bühtan olsa, küfür olsa
Tabib iyi eder,Seydam hoş eder.

Sofi yapar hatme vakti gelince
Seydam Sultan hazır olunca
Dünya dolu altın olsa, gümüş olsa ,zümrüt olsa
Tenezzül etmez, dönüp de bakmaz.

Kurban çeker virdin seher vaktinde
Seydam sultan himmeti ile
Olur sofi mevla ile
Kimseler bilmez, melekler görmez.

GAVSUL AZAM SEYYİD ABDULHAKİM EL HÜSEYNİ HAZRETLERİNDEN ===SOHBETLER===2. Sohbet

2. Sohbet









BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

İKİNCİ SOHBET



Gavs (K.S.A) bir sohbetlerinde şöyle buyurdular : “Eğer irşad etmek vaaz ve nisahatla olsaydı, çok güzel vaaz eden, nasihatta bulunan hocaların, mollaların etrafında cemaatlerin bulunması, onları irşad etmesi icap ederdi. Halbuki hiç de öyle değil” demek ki, bu iş zahiri değil. Bu iş, yani kulluğa davet vaaz ve nasihatla değildir. Ancak ve ancak sâdâtın manevi tasarrufu tesir ve irşada sebeptir. Yine Gavs (K.S.A) bir sohbetlerinde şöyle buyurdular : “ Bir şeyhe sormuşlar : (İşiniz nedir, sanatınız nedir, siz neyle meşgul oluyorsunuz?” diye. Demiş ki : (Bizim işimiz çözmek ve bağlamaktır.) (Nasıl çözmek ve bağlamak Kurban?) diye sorduklarında şöyle cevap vermiş : “Bize gelenlerin kalplerini dünyadan çözer, âhirete bağlarız.”



Gavs-i Hizani Hazretleri’nin huzurunda cezbe ve harareti çok kalabalık bir cemaat her zaman bulunurdu. Cezbe, hararet ve muhabbetin çokluğundan kimse huzurunda normal olarak oturamazdı. Halbuki Gavs (K.S.A) fazla sohbet de etmezdi; umumiyetle sükut ederdi. Fakat tasarrufu maneviydi. Manevi tasarrufta bulunurdu. Bir seferinde oğlu vaaz ve nasihat etmek için müsaade ister. Müsaade alır ve sohbete, vaaza başlar. Allah’tan bahs eder. Bir iki saat kadar vaaz eder. Hiç kimsede ses yok, muhabbet ve cezbe emaresi görülmez. Sohbet biter. Babası Gavs-i Hizani “Haydi, kalkın Kamet getirin” der demez, cemaatin içinde bir feryadu figan kopar. Gavs’in oğlu hayretle kalır: “İki saattir sohbet ediyorum, hiç kimsede ses yok. Babam (haydi, Kamet getirin) diyor. Bütün millet cezbeye kapılıyor.”



Bir tarihte Bitlis’ de Gavs’a itirazda bulunmuşlar: “Kim biliyor Gavs olduğunu; delili, alâmeti nedir? diye fikir serdetmişler. Orada hazır bulunan Bitlis müftüsü, “Ben biliyorum onun Gavs olduğunu. Delilim de şudur onun Gavslığına : Ben de âlimim, ilmim var. Bir şehrin müftüsüyüm. Ulu Cami’ye gidiyorum, bir iki saat vaaz ediyorum. Vaazım bitip camiden çıktığım zaman arkamdan bir iki kişi bile gelmiyor. Bastonumdan başka bana yoldaşlık eden bulunmuyor. Halbuki Şeyh AbdülHalim çok az sohbet edip de kalktığı zaman arkasından en az yüz kişi de beraber kalkıyor. Bu Gavslık alâmeti değil de ya nedir? biz âlimiz, bizim de ilmimiz var. Gerek halk yanında, gerekse resmi yerlerde sayılır ve seviliriz, itibarımız var. Ben vaaz ettiğimde camiden bastonumdan başka benimle çıkan olmuyor. Ama onun yüzlerce kişi peşindedir. Gavslık için bundan daha büyük delil olur mu?” diye itiraz edenleri ikna etmiş oldu.



İşte böyle… Eğer zahiri tasarrufta olsaydı, bunca kuvvetli vaizler, âlimler, gayet güzel vaaz ve nasihat ederek, Allah’ı anarak sohbet ederken bir çok kimseyi de irşad etmeleri gerekirdi. Halbuki öyle olmuyor. Çünkü irşad işi tamamen manevi tasarruftur.



İnsan tarikata girince bunları daha iyi anlıyor. Huyunun, ahlâkının değiştiğini; hiçbir cebir olmadan dünyadan kesilip âhirete bağlandığını, dünyadan soğuduğunu, Allah bahsi sohbetinin her şeyden daha şirin olduğunu, tâât ve ibadetin hoş geldiğini insan hemen hissediyor. Bütün bunlar da ancak manevi tasarrufla olur.



Seyda Abdurrahman Tâği Hazretleri henüz tarikat almamışken Gavs-i Hizani için; “hakikaten Gavs midir acaba? Bir ziyaretine gidipde baksam” diyor. Gitmeden de tasavvuf kitaplarını karıştırarak Gavslık alâmetlerini okuyor. O sırada Gavs-i Hizani (K.S) bir mollasını çağırıyor, “Evlâdım, diyor, var, Norşin’e doğru git, orada Abdurrahman’ı gör, kendisiyle görüşmek istediğimizi söyle, misafirlerim çoktur, onun için benim gitmem mümkün değil, lütfen kendisi buraya kadar zahmet etsin.” Molla derhal kalkıp Abdurrahman-i Tâği Hazretleri’nin köyünün yolunu tutuyor. Soruyor soruşturuyor, Hazret’i bulup geliş sebebini anlatıyor. Diyor ki: Beni Gavs gönderdi. Misafirlerinin çokluğundan kendisi gelemedi. Sizinle görüşmek istiyor, köyüne davet ediyor sizi.” Abdurrahman-ı Tâği Hz.”Vallahi ben de ziyaretine niyet etmiştim. Kal,sabah olsun, beraberce gideriz.” diyerek gelen mollayı o gece misafir ediyor.



Sabah yola beraberce çıkıyorlar. Gelmekte olduklarını Gavs haber alınca müridleriyle beraber karşılamağa çıkıyor ve köyün dışındaki bir tepenin üzerinde beklemeye koyuluyor. Abdurrahman-ı Tâği Hazretleri ise yolda gelirken tasavvuf kitaplarında gördüğü Gavslık alâmetlerinden “Yağmur yağınca Gavslar yağmurdan ıslanmaz” ibaresini düşünerek köye yaklaşmaktadırlar. Mevsim bahar, gökte en ufak bir bulut kümesi bile yok. Nihayet köye vasıl olup Gavs Hazretleri ile buluşuyorlar. Hemen orada tepenin üzerinde oturarak sohbete koyuluyorlar. Az bir zaman sonra gök gürleyip, şimşekler çakarak sağanak halinde yağmur yağmaya başlıyor. Oysa ki havada hiç bulut yoktu az evvel. Sığınılacak bir yer olmadığı için iyice ıslanıyorlar. Tam bu sırada Abdurrahman-ı Tâği Hazretleri’nin aklına tasavvuf kitaplarında gördüğü (Gavslar yağmurdan ıslanmazlar) ibaresi geliyor. Başını kaldırıp Gavs-i Hizani Hazretleri’ne baktığında ne görsün, üzerinde en ufak bir ıslaklık bile yok, sanki hiçbir yağmur yağmıyor. Gördüğü manzara karşısında kendinden geçip bir nara atarak derhal oradan uzaklaşıyor. Gavs-i Hizani’ye, “Kurban, Molla Abdurrahman gitti” denilince, “Bir şey olmaz, sâdâtın himmetiyle o tekrar gelir” buyuruyor. Hakikaten az bir zaman sonra tekrar geliyor, hem de bir daha geri dönmemek üzere. İşte böyle… Eğer manevi tasarruf, manevi kuvvet olmasaydı böyle bir teslimiyet, böyle bir bağlılık olmasına imkân bulunur muydu?



Hazret-i Norşini (Şeyh Muhammed Diyauddin) bir ara hastalanmış, bir müddet için cami’e gidememiş, evden çıkamamıştı. Bir magrip namazında, rabıtadan sonra haber gönderip mollaları eve çağırtmış. Bütün mollalar neşe içinde eve koşmuşlar. Öyle ya mürşidlerini uzun müddet görememişler, bir müddetten beri ondan uzak kalmışlar. Huzura varmışlar, Hazret müsaade verince oturmuşlar ve beklemişler. Hazretten ise hiç ses yok, zerre kadar kimseye iltifak etmiyor, sakin ve sessiz. Bir saat kadar oturduktan sonra Hazret, “Haydi, size müsaade verdim, gidebilirsiniz” diye mollaları gönderiyor. Huzurundan çıkan bazı mollalar üzüntülü üzüntülü konuşuyorlar : Sohbet olacak diye ne kadar sevinmiştik. Halbuki Hazret hiç konuşmadı. Nasıl geldiysek öyle de dönüyoruz, diye dertleşiyorlar. Bunları işiten Hazretin hanımı, çocuklarına, “Eyvah, ben Hazretin sâliklerini manevi tasarruf ehli zannederdim. Bilmiyordum ki onlar lâf u güzaf peşindedirler. Ben zannediyorum ki onlar manevi tasarruf peşinde koşanlardandır. Halbuki onlar lâf peşinde koşuyorlar. Bu durumda Allah’tan uzaktırlar. Hakiki Nakşibendî olmamışlar hâlâ” diyerek ağlıyor.



Çokları vardır ki şeyhlerinin huzurunda otururlar. Fakat şeyh hiç sohbet etmez. Ama lâzım gelen irşadı da sohbetsiz olarak yapar.” Onlar sohbet peşinde değiller.



Sohbet bir eğlencedir. Nasıl çocukları lâfla eğlendirir, lâfla kandırırlarsa sohbet de aynen onun gibi bir şeydir. Sohbet Cennetten bahsedip neşelendirmek, Cehennemden bahsedip korkutmak içindir. Üç – dört yaşlarındaki çocukları bazen korkutup bazen mükâfatlandırma gibi bir şey. İşte sohbet de sâlikler için böyledir. Bazen neşelendirir, bazen de hüzünlendirir, bazen Cennet bahsi ederek mesrur etmek suretiyle tâ Nakşibendîye Tarikati’ne alıştırıncaya kadar sohbet devam eder. Esasta, hakiki Nakşibendîlikte sohbet yoktu, Tarikat-i Nakşîbendi’de bir rükün mesabesinde olan sohbete pek kıymet verilmez. Sultanın pek kıymet verilmez sözleri manevi tasarruf cihetiyledir. İrşadın sohbetle değil, manevi tasarrufla olduğunun işaretidir. Şayet irşad sohbetle olsaydı, binlerce vaiz, hatip ve natıka sahibi kimselerin birer mürşid olup irşad makamında oturmaları icap ederdi. Halbuki hiç de öyle değil. Gavs-i Hizanî gibi zatların, çok az sohbetle çok geniş kitlelere irşad etmeleri irşadın zâhiri olan sohbetle değil, Batınî olan manevi tasarrufla olduğunun işaretidir. Sohbet ise manevi tasarrufa zemin hazırlayan, talipte alıcı gücü kuvvetlendiren bir vasıtadır.



İleride görüleceği gibi sohbet haşa inkâr edilmemekte, bilâkis teşvik ve tavsiye edilerek ehemmiyeti belirtilmektedir. Bütün tasarruf işleri, manevi olarak yapılır. Yeter ki talipte huzur olsun, rabıta huzuru bulunsun, lâf u güzaf aşığı olmasın.



Zaten bu zamanın insanlarını sâdâtın himmeti, manevi tasarruf olmadan düzeltmek çok zor. Çünkü fesat çoğalmış, her tarafı zorluk sarmış, sâdâtın himmeti, Peygamberin (S.A.V) himmeti olmadan muvaffak olmak mümkün değildir. Eğer bütün bu himmetler olmasa, Nakşîbendiye tasarrufu bulunması idi, bu zamanda Allah’ın yolunu tutmak mümkün olmazdı. Çünkü insanda bir kuvvet kalmamış. Eskiden insana musallat olan iki düşman vardı sadece; Nefs ve şeytandan başka bütün âlem, insanın dinine, imanına düşman olmuş, kuvveî maneviye olmasa, Nakşîbendi silsilesi ve onların himmeti bulunmasa mücadele edip muvaffak olmam mümkün olmaz. İnsan o güç ve tâkâti kendinde bulamaz.



Peygamberler (A.S) dahi insanın yardımına gelirler, manen yardımcı olup insanı desteklerler. Eğer onların da manevi kuvvet ve destekleri olmasaydı, bu zamanda hiç kimse yakasını kurtaramaz, imanını muhafaza edemez ve onu koruyamazdı.



Bu gerçekleri bilen insanın, Nakşîbendi Tarikatı Pâkistan’da, Hindistan’da, Yemen’de bile olsa, hiç durmadan oralara kadar koşup tarikat alması icap ederdi. İman hakikatini arayanlar Allah yolunda olmak, Allah dostluğunu kazanmak isteyenler bu zamanda tarikatın menfaatinin ne kadar çok olduğunu gayet iyi bilirler.



Şeyh Ahmed-i Haznevi (K.S.A) buyuruyor diyor ki ; Hazret’i (Şeyh Muhammed Diyaüddin) ziyarete gitmiştim. Hazret ata binmiş gidiyordu. Beni görünce atının başını kıstı ve yüzünü bana çevirdi. Beni yanına çağırarak şöyle buyurdu : “ Molla Ahmed, insanın şu kadar, zerre-i miskal kadar nefsi olsa o Allah’tan uzaktır” ve hayvanını sürerek yoluna devam etti.



İnsanın evini yıkan en büyük düşmanı nefsidir. Onun için insanın kendisinden haberi olmalı, nefsin tuzaklarına düşmemeye çalışmalıdır.



Nakşîbendi yolunun bütün çalışmaları nefsi öldürmek içindir. Nefis ölüp gittikten sonra her şey düzelmeye başlar.

Şah-ı Hazne (Şeyh Ahmed Haznevi) buyuruyor : Norşin’e gitmiştim. On beş – yirmi günden beri Hazretin evindeydim. Malûm, yemeğimiz darı ekmeği ve darı çorbasıydı. Birgün Hazret’i ziyarete Muş tarafından bir ağa gelmişti. Hazret’i ve mollalarını da yemeğe davet ediyordu. Hazret daveti kabul etti ve icabet edeceğini bildirdi. Benim de keyfim geldi, diyor Şah-ı Hazne, düşündüm, nasıl olsa bende ziyafete giderim, güzel yemekler yerim, diye nefsim çok zevklendi. Hemen, çarıklarımı, ıslansın da rahat giyeyim diye suya bıraktım. Nihayet hazret gitmek için, hazırlığını yaptı, ben de diğer mollalarla beraber hazırlandım. Hazret çıktı, yüzünü bana döndürüp : “Haydi gidiyoruz. Bütün mollalar benimle beraber gelsin, yalnız Molla Ahmed kalsın, o gelmeyecek” buyurdu. O zaman ben ayrıldım. Hazret’in niçin öyle dediğini anlamadım ve nefsime dönüp dedim ki : Bütün suç senindir. Sen güzel yemekler yerim, diye iştahlandın, güzel yemeklere tamah ettin. İşte bunun için Hazret seni götürmedi.



Yine Şah-ı Hazne anlatıyor : (Bir gün Hazret bana sordu : “Molla Ahmed sen yemeklerini nerede yiyorsun?” Dedim : “Sofilerle beraber yiyorum. Kurban”. Tekrar sordu : “Peki nerede yatıyorsun?” “Aşağı divanda yatıyorum, kurban” dedim. Hazret benim bu cevaplarımdan çok hoşlandı, keyfi geldi ve ferahlandı. Bana “Çok iyi yapıyorsun. Aşağı divan hoştur. Seyda orada sohbet ettiği, çok teveccühlerde bulunduğu için oranın nisbeti çok fazladır. Yukarı divan ise ağaların yeridir. Şeyh Alaâddin, Şeyh Mahmud-i Karaküyi gibi zatlar hep orada kalırlar. Yukarı divan ağalar yeri. Aşağı ise Seyda’nın divanıdır. Orada çok hatme, çok sohbet ve çok teveccüh yaptığı için nisbeti bol, çok hoş bir yer orası” dedi.)



İnsan nefsini bilmeli, eğer nefsini bilirse halk da ondan istifade eder.



Seyda-i Molla Ramazan anlatıyor : (Bir seferinde Hazret’in huzurunda bulunuyordum. Seyda-i Mezzin de oradaydı ve daha hatırlayamayacağım başkaları da vardı. Birden Hazret yüzünü bana çevirdi. “Molla Ramazan” dedi. “Buyur, kurban” dedim, “Haydi bana ço ço de bakayım” dedi. Ben utandım emrini yerine getirmedim. Bu sefer Seyda-i Mezzin’e dönüp, “Molla, hâlâ Molla Ramazan’da nefs var, henüz nefsini yenememiş” dedi. Bunun üzerine emrini yerine getirmediğimden dolayı çok pişmanlık duydum, çok üzüldüm. Kendi kendime bir daha ne emr ederse yapacağım, diye söz verdim. Ondan sonra emrini gözetlemeğe başladım.



Aradan bir iki hafta geçti. Ben ise bir emri olursa hemen yerine getireyim diye hep gözetliyorum. Bir ara bana döndü : “Molla Ramazan, bana biraz su getir” dedi. O kadar heyecanlandım ki bana Molla Ramazan kalk oyna dediğini zannettim. Hemen kalktım, raks etmeye başladım. Hazret o kadar güldü ki… Dedi, şuna bakın hele, ben su istiyorum o ise kalkmış oynuyor. O zaman yaptığım hatayı anladım. Ama böylece nefsim bir defa daha kırılmış oldu.



İnsanda nefs olmaması lâzım. Nefs insanda olduğu müddetçe kendini yok bilmelidir.



Bir seferinde Kadiri şeylerinden Molla Abdurrahman’ın bir sofisi Seyda’yı ziyarete gelmişti. Seyda sofiye; “Bize biraz Molla Abdurrahman Çoğreçi’nin sohbetinden söyle” dedi. Sofi ise: “Vallahi Kurban, aklımda hiç sohbet yok” deyince, Seyda “hiçbir şey de aklına gelmiyor mu?” diye sordu. Sofi biraz düşündü. Evet bir sohbeti hatırladım. Şeyhim derdi ki : “Gübre olunmadıkça su üstünde kalınmaz.” Bu söz Seyda’nın hoşuna çok gitti, çok keyfi geldi. “Vallahi, çok doğru bir söz, dedi, bundan daha güzel bir şey olmaz. Sözü doğrudur. İnsan nefsini gübre etmedikçe su üstünde kalamaz. Nefis olduğu müddetçe insan bir şey olamaz. Gübre hafif olduğu için suyun üstünde kalıyor, yükseliyor. İnsan nefsini hafif tuttukça yükselir, su üstünde kalır. Yok eğer insan ağır olursa suyun dibine batar. İnsanın nefsi olduğu müddetçe insan ağırdır, suyun dibine çöker.”. Seyda : “Bu sohbetten daha güzel bir şey yoktur. Bu çok büyük bir sohbettir” buyurdu ve kâhyasına dönüp, “Kesende ne kadar paran varsa bu sohbetin karşılığı olarak sofiye ver.” Kâhya baktı kesede beş altın mecidiye vardı. “Kurban beş mecidiye var” dedi. Seyda, hepsini sofiye vermesini emretti. Sofi almak istemedi, her ne kadar feryad ü figan edip ihtiyacı olmadığını beyan ettiyse de, Seyda, hayır alacaksın, senin bu sohbetin çok kıymetlidir. Gavs’ın başı için ne kadar para olsaydı kesede, tümünü sana verecektim” buyurdu.



Hakikaten insan nefsini gübre olarak mülâhaza etmedikçe su üstünde kalamaz. İnsan nefsini gördüğü müddetçe Rabbine kavuşamaz. Ne zaman nefsini öldürürse Allah’ına o zaman kavuşur.



İnsanı helâke götüren nefsidir. Firavun, Şeddad ve Kârun gibi ilâhlık davasında bulunanlar ve helâke gidenler, hep nefisleri yüzünden bu felâketlere uğradırlar, o hallere düştüler. Nefisleri büyüdü, büyüdü, sonunda ilâhlık davasına kalkıştı. Çünkü nefis kendinden üstün hiçbir varlığın bulunmasını istemez. Büyüyüp terakki edip elde etmek için hiçbir şey kalmayınca, haşa, Allah’lık davası etmeye başlar. İşte onlar da haddini aşmış, azgınlaşmış nefislerinin iddiasına uydular. Sanki Firavun kendisinin Allah olmadığını bilmiyor mu idi? Biliyordu tabii, söylediklerinin aslı olmadığını çok iyi biliyordu. Fakat maalesef büyüyen ve büyük iddialara kalkışan nefsine kendisi de uyuyordu. Çünkü nefsi, o kadar büyümüştü. Halbuki Firavun evveliyatında fakir bir kimseydi. Bir çobanın oğlu idi, babası çobandı. Kendisi ise bekçiydi. Bir gece inkilap yapıp padişahı öldürerek ve bir gecede padişahın sadık adamlarını ortadan kaldırmak suretiyle tahta geçtikten sonra nefsi azgınlaştı, büyüdü ve neticede başına büyük felâketler açtı.



İnsan biraz düşünsün ki Allah’ın azameti ve büyüklüğü karşısında ne kıymeti olabilir. İnsanın değeri, azamet-i Hüda karşısında bir pire kadar bile olamaz. Yaradılışına bir baksın neydi, nasıl meydana geldi, Allah (C.C.) kendini nasıl yarattı?



İşte böyle… İnsan kendi yaradılışını mülâhaza ederse azameti Hüda karşısında aczini daha iyi görüp daha iyi anlar. Nefsinin telkinatına kanıp kendini bir şey zannetmez.



Her şeyden evvel insanın kendini tanıması lâzım. Kendini tanımayan Allah’ı da tanımaz. Kişi kendini tanıması için evveliyatını düşünmesi lâzımdır. Allah’a karşı durumunu düşünmesi lâzımdır. Görecek ki insanın, azamet-i Hüda karşısında hiçbir kıymeti yoktur, bir pire kadar bile. İnsan kendi fakirliğini, aczini, biçareliğini görür ve bilirse Allah-u Teâlâ o zaman onu yükseltir, onu âli eder, ona mertebeler ihsan eder. Şayet insan kendini bir şey olmuş zannederse o insan yok sayılır.. insan kendini adam olarak görmemeli; nefsine bu payeyi vermemeli, vücudunu ve nefsini yok bilmelidir.



Her türlü günah, kullara yapılan zulüm ve hakaretin hepsi nefsten geliyor, onun büyüklük taslamasından ve kibrinden geliyor. Ne zaman ki insan fakirliğini, aczini, kendinden aşağı bir mahluk olmadığını (nefsani yönden) idrak etse, insanda kibir ve azamet kalmaz. İşte o zaman Allah’ın emirlerine göre hareket etmeye başlar.



Meselâ, insan bin kişilik bir kabilenin içinde tek başına bulunsa, onlara muhalefet etmeye, onlarla mücadele etmeye gücü yeter mi? Tabii ki yetmez. Onlara karşı biçare, kuvvetsiz ve zavallıdır. Dolayısıyla her emirlerine uymak mecburiyetinde kalır. Öyleyse azamet-i Hüda’ya karşı da insanın boynu bükük, mahzun olması lâzımdır. Kendinde kuvvet ve kudretin olmadığını bilmesi lâzımdır. Ve ona göre hareket etmesi her emre mutlaka uyması gerekir.



Allah dostları, Allah ehilleri, daima fakir ve mahzunlar arasında olmuştur. Sâdâtın nisbetleri fakir, nefissiz ve boynu büküklerin üzerine olmuş. Hulefa hep onlardan olmuştur.

Meselâ, Şah-i Hizne, o kadar fakir, abdal, kendi halinde imiş ki, diğer sofilerden hiç fark edilmezmiş, kimse kendini tanımazmış, molla olduğunu bile bilmezmiş. Ancak ârifler müstesna. Herkes onun garip bir sofi olarak bilir, değer bile vermezmiş. Hazret de öyleymiş.



Büyüklerin kendi nefisleri için hiç çalışmaları olmazmış. Hazret’in Şeyhi Şeyh Fethullah kışın karda kızağa biner, köylere irşada giderken Hazret’i çağırarak kendisini çekmesini istemiş. Bu duruma Seyda’nın bazı hülefa ve sâlikleri itiraz etmişler, Hazret, Şeyhinin oğludur, onun için hatırını hoş tutması, onu incitmemesi, ona hürmet etmesi lâzım olduğu halde, nasıl olur da o kızağa binip keyif sürerken Şeyhinin oğlu zahmet ve meşakkatla kızağını çekiyor, demişler. Duruma muttali olan Şeyh Fethullah : “Üstadım Seyda, oğlunu bana teslim etti ve ben de böyle hareket etmeyi uygun görüyorum. Yok eğer size teslim etmişse bildiğiniz gibi yapmakta serbestsiniz” buyuruyor.



Şeyh Fethullah bilmiyor muydu, Şeyhinin oğluna hürmet etmesi, önünden kalkıp arkası sıra gitmesi lâzımdır? Tabii ki biliyordu. Fakat Şeyhinin oğlu kendisine hizmet edip de manevi değer kazansın, diye böyle yapıyordu. Kendisi âdâp ve erkânı terk ederek, ziyanına razı olarak Şeyhinin oğlunun istifade etmesini, Allah’a ulaşmasını, menfaat görmesini istiyordu. Ziyanı bana, kârı ona olsun, diyordu. Nitekim öyle de oldu. Hazret’in birkaç senelik hizmetinden sonra, Şeyh Fethullah, Hazret’i çağırıp, “artık sen yetişmiş bulunuyorsun, buyur, babanın makamına geç ve irşada başla” diyerek irşad makamına oturtuyor.



İşte böyle… Allah yolu hizmetle kazanılır, abdallık ve fakirlikle elde edilir, ağalık, pehlivanlık ve padişahlıkla olmaz.



http://www.menzil.net webmaster@menzil.net
Sitelerinde yayınlamak isteyenlerin kaynak belirtmeleri zorunludur !!

Gavs Hz. lerinin Şiirleştirilmiş Sohbeti...

YARENLER


İyice  dinleyin  söz benim değil

Bu dünyaya biz  çok  aldandık  yarenler


Babanın  sözüdür  bu  kez benim  değil

Tutmazsak  narına  yandık  yarenler


Gittik  ellerinden  öptük  kaç  kere

Tuttu  tuttu  çıkardı  battık  kaç  kere


Hazineyi  bir  pula  sattık  kaç  kere

Yalancı  çobana  döndük  yarenler


ALLAH  rızasıyla  çıkıp  haneden

Taş  değil  tezek  ol  hadi  yeniden


Bizi  bize  koyan  bin  bahaneden

Gitti  hepsi  bire  indik  yarenler


Alçak  gönüllü ol dedi  kalpleri  kırma

Yumuşacık  konuş  sakın  bağırma

 
Yanlışın  peşine  düş  önüne  durma

Yinede   yanlışa  kandık  yarenler
 

ALLAH’ın  resulu  işi  buyurdu

Çağırdı  herkesi  bizi  duyurdu
 

Himmetle  bezedi bütün yeri  yurdu

Yine  nefise dayandık  yarenler
 

Kucaklaşın dedi  bitti kırgınlık

Mazide kalmıştır artık  dargınlık


Bir  ömür değil bu söz sanki  bir günlük

Hemen  hiddete  boyandık  yarenler.
 

Edep dedi  yürünmez  onsuz bu yolda

Niyet ALLAH  değilse  noksanlık  kulda
 

Sadakat temel taşı  bil bu  okulda

Onuda hep ondan  kıskandık  yarenler
 

Bir devlet kuşudur  kondu  başlara

Döndü  kahkahalar gözde yaşlara


İsteksizce sarılıp  biz bu işlere

Ölenede  dek bizim mi sandık  yarenler
 

Kimindir  harmanın  savrulduğu  yer

Diller ayrı ayrı  cahil  bu  beşer
 

Sevgiyi  kalplere koymazsak eğer

Dünyaya  ahireti  gömdük  yerenler

BUYURDULAR Kİ..."İFTİRA OLUR...!"

Gavs-ı Sani hz. lerine sordular;

-Gurban bazen sofiler muhabbet olsun diye Sadatlardan zuhretmemiş
hal ve sözler naklediyorlar. Kötü  bir niyetleri yok ancak Sadatlardan
zuhretmemiş veya değişik şekilde zuhretmiş sözler ve haller anlatılı-
yor. Bunun mahzuru varmıdır.?

Gavs-ı Sani hz. leri buyurdular;

-Sadatlardan zuhretmemiş hal ve sözleri sanki zuhretmiş gibi anlatmak
Sadatlara iftira olur.

 

bilvanis.net ten alintidir

GAVSIMIZ DAN

***GAVS-I SANİ HAZ.SON SOHBETLERİNDE BUYURDULARKİ !***

SOFİLERİN MUHABBETİ HOŞ ANCAK İKİ ŞEYDEN DOLAYI MAKAM ALAMIYORLAR.

***1- ABDESTLERİNİ GAFLETLE ALIYORLAR. SOFİ ABDESTİNİ HUŞU İÇERİSİNDE ALMASI LAZIM. TAHARETİNE DİKKAT ETMESİ LAZIMDIR.

***2- SOFİLER YEDİKLERİ YEMEKLERİNE DİKKAT ETMELERİ LAZIM. NİYETİ ALLAH İÇİN , HİZMET ETMEK İÇİN YEMEK OLURSA YEMEKTE İBADET OLUR.


***DEVAMINDA SOFİLERDE İKİDE HASTALIK MEVCUTTUR.***

***1- BENLİK HASTALIĞI , BUNUNDA İLACI MÜRŞİD RABITASIDIR.

***2- TULİ EMEL İLACI İSE ÖLÜM RABITASIDIR. BUNU ANLATIRKEN HZ.GAVS-IMIZ ELİYLE İŞARETEDİP BİTTİ HAYAT BUYURUYOR

 

bilvanis.net ten alintidir

matrak sofilerden bir demet

menzile giderkene kafile başkanı muzaffer amca anlattı, ALLAH ondan razı olsun:
    1.bir gün menzile kafile giderken otobüs yolda bozulmuş. saatlerce uğraşmışlar ama bir türlü yapamamışlar, sonra bir sofi "çekilin kurbanlar bi de ben bakayım" demiş..bizimkiler de "iyi hadi bak demişler" sanki yapabilecekmişsin der gibi.. bizimkinin eli değince iki dakkada tamir olmuş otobüs.. bizimkiler hayret içinde "yaw kurban nasıl yaptın, biz saatlerce uğraştık olmadı da" diye sormuşlar.bizimki oldukça tevazu içinde "ben motor ustasıyım" demiş. bu sefer "öyleydin de bizi bunca saat niye beklettin" demişler. bizim tevazu: "nefis olmasın diye" demiş..
   2.evli bi sofi çift varmış.adam karısına hiç güzel söz söylemezmiş.(tipik türk erkeği) karısı artık bi gün dayanamamış, ya sen niye beni hiç sevmiyosun, hiç güzel söz söylemiyosun, bi eline sağlık bile demiyosun demiş...adam: "ben nakşiyim de ondan" demiş..
   3.sultan Muhammed Raşid hz.(k.s)'nin URFALI bi sofisi Sultan'a sormuş: "kurban biz cennete gidince çiğ kögte yiyecek miyiz?" Mübarek gülümsemiş. Urfalı tekrar: "kurban peki biz mi hazırlayıp yiycez, yoksa hazır mı gelecek?" diye.. M.Raşid hz.lerini görenler, "Biz Seyda'nın ne ondan önce, ne ondan sonra bu kadar güldüğünü hatırlamıyoruz" demişler..
  4.yine sultan hz. leri (k.s) zamanında: mübarek sürgüne gönderilince sofilerden biri hasretine dayanamamış, mürşidine gitmenin bir yolunu aramış. gazeteci gibi gidecekmiş, fotoğraf makinesi boynunda, sakal bir karış, gitmiş.. kapıda asker çevirmiş, sormuş: "kimsin" sofi: "gazeteceyim inşALLAH" asker: "sofi misin?" sofi: "değilim kurban"

 

bilvanis.net ten alintidir

Sultanım Seyyid Abdulbaki Hz.lerine Hitaben(2)

Nasıl bir aşktır ki bu yaktı içimi ey Sultanım!

Unutamam seni o ilk gördüğüm günü... Unutamam öptüğüm cennetten güller toplayan o mübarek ellerini... Unutamam o nur yüzünle bebekler misali gülümsemeni... Unutamam elinde tutupta göğsüne bastığın reyhanları, gülleri... Unutamam seni görüpte ALLAH diye semaya yükselen bağrışları... Unutamam ALLAH'a yürüyen o nazlı adımlarını...

Oysa şimdi sana uzaktan bakıyor gözlerim Ey Sultanım!

Sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, o yumuşacık sesin duyulur kulaklara, "Esselamün Aleyküm..." derken melekler alır selamını bizlerden önce...

Sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, nazarın değer gözlerime, bir nur iner semadan göğsüme...

Sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, başlar kalplerde bir heyecan, durmaz akar yaşlar gözlerden...

Ve sen hane-i saadetten çıkıpta yürürken mihraba, ALLAH bakar arşdan o mübarek nazlı kuluna!!!
 
***********************************
İşte ayrılık vakti geldi, birazdan gideceğiz Menzil'den...

Peki şimdi ben senden nasıl ayrılacağım ey Sultanım, varıpta kimlerle avunacağım? Kim benim ellerimden tutup derdimi dinliycek, kime akıtacağım gözyaşlarımı senden başka...Hasretin içimi yakarken, ben sensiz nasıl yaşayacağım.. Senin gül yüzün dururken, ben kimin yüzüne bakacağım...

Aşığım ben sana........Delinim, Divanenim.......

Sen benim babamsın ben senin evladınım, hiç et tırnaktan ayrılırmı babam. Canım yanıyor babam canım yanıyor! ayırma beni yanından, karanlıklarda yalnız bırakma ne olur. Ne istersen yap ama, bu yetim kalbimi sensiz bırakmaaaa!

NE İSTERSEN YAP AMA, BU YETİM KALBİMİ SENSİZ BIRAKMAAAAA

 

bilvanis.net ten alintidir

MENZİLDEN GÜZEL BİR ANI!

Menzildeyiz... Günlerden salı, işte akşam ezanı okuyor. Mescidin dış kısmı itinayla hazırlanmış namaz için. Ezan bitiyor, büyük bir sessizlik var cemaat içinde, hepimiz hane-i saadetin kapısını gözlüyoruz. Minarede kuşlar var, güvencinler var, onlarda sanki Sultanımızın yolunu gözlüyor. O gelecek diye kalplerimiz heycanla çarpıyor...  

Ve işte çıkıyor hazret kapıdan, ALLAHım bu ne güzellik böyle! Üzerinde bembeyaz bir cüppe, mübarek ellerinde bir demet çiçek, ağır ağır yaklaşıyor. O yaklaştıkça başlarımız düşüyor önümüze edepten, utançtan... Kuşlar onu görünce kalkıyorlar kondukları yerlerden, sanki pervane olup dönüyorlar tepesinde.

Ve akşam ezanı bitiyordu, görevliler sesleniyordu, tövbe almak isteyen gelsin. İnsanlar tövbe alıyorlardı. Görevliler tekrar soruyordu başka tövbe almak isteyen varsa gelsin. Herkes tövbe almışdı. Bu sırada cemaatin arkalarından önlü arkalı iki tane küçük çocuk yaklaşıyordu sultanımıza doğru. Görevli sultanımızın arkasından eliyle işaret ediyordu çocuklara, geriye gidin diye. Fakat çocuklar yaklaşmaya devam ettiler, ve hazrete iyice yaklaşıp şöyle dediler, bize tövbe vermiyecekmisin!!?? Bütün cemaat o an bu olaya kilitlendi. Sultanımız başını kaldırıp o iki çocuğa bakdı, ve eliyle işaret ederek onları yanına çağırdı. Çocuklar gelip sultanımızın önüne diz çöktüler. Mübareğimiz onlara gülümsedi, ve o nurdan ellerini uzatıp çocukların minik ellerini avuçlarının içine aldı. Sonrasında tövbe verdi. Ancak bu öyle bir manzaraydı ki, salı günü menzilde olan arkadaşlar varsa bu anlattığımı mutlaka onlarda görmüşlerdir. Cemaatin büyük bölümü sultanımızın o iki çocuğa tövbe verişini görünce, cezbeye kapıldı. Çok büyük bir manevi hava vardı o an. Sultanım sana aşıktım, bir kez daha aşık oldum. ALLAH'a sonsuz şükürler olsun ki, senin gibi bir sultanımız var, bu pis dünyada!!!

 

bilvanis.net ten alintidir

Mürşidin İzni Olmadan Çekilen Virdin Zararları

Kurbanlar inşALLAH sizlere Menzilde Bir Sofinin zikirle ilgili  başından geçen
bir hadiseyi kendi ağzından dinleyelim.

yaklaşık on sene önce  bir gün görevlilerden birisi kurban ne kadar vird çekiyorsun diye sordu? 33.000 dedim. ohoo sen hala ordamısın. haftada bir gel senin virdini artırayım dedi. artıra artıra 65.000'e çıkardı. Bende bir haller olmaya başladı. Kendimi Mehdi zannetmeye başladım. Daha sonra çocuklarımı, kardeşlerimle birlikte çuvallarla un, şeker, fasulye, nohut alıp, bir mağaraya gittim. bekliyorum, bekliyorum. ortada bişey yok.

dedim bari gidip, mürşidime durumumu anlatayım. Gavsımıza durumumu anlattım. direk olarak bana şunu sordu. sofi ne kadar vird çekiyorsun? 65.000 dedim. Gavsımız sordu. senin virdini kim artırdı? kurban bir görevli artırdı, dedim. Dedi Sofi bundan sonra 33.000 çekeceksin. Ondan sonra her şey normale döndü.

Letaif virdini Mürşid yada artırma yetkisi verdiği kişiler hariç, kimsenin artırmaması gerektiğinin hikmetide ortaya çıkmış oluyor. O yüzden büyüklerimiz buyurmuş ki; mürşidin izni olmadan çekilen vird, fayda yerine zarar verir.

 

 

bilvanis.netten alintidir

HEEEPSİİİ ĞAAAYEEE BU DUUUR

HEEEPSİİİ ĞAAAYEEE BU DUUUR

Size bir kaç şey söyleyeceğim...
Bu Nakşibendi tarikatının gayesi ALLAH-u Teala'nın rızasıdır...Bu tarik-i alanın gayesi , emri bil maruf nehyi anil münkerdir....
ALLAH-u Teala'nın emrini yerine getirmek ,ALLAH-u Tealanın yasak ettiği hareketlerden uzak kalmaktır....Hepsi gaye budur....
Bu da insanın gaye kalbini nakşetmektir...Bu da ibadettir...ALLAHu Teala Kur'an- ı Kerimde böyle buyurmuş : "Ya ademoğulları,
şeytana tabi olmayın. O sizin düşmanınız , zahiren düşmanınızdır.Bize ibadet edin..."Bu ibadet etmek Tarikat-ı Müstakimdir....
Hepsi gaye odur...Gaye ALLAHu Tealanın emrini yerine getirmek , ALLAHu Tealanın yasak ettiğinden uzak kalmaktır...Hepsi gaye odur.
Bunu insan yaparsa Ameli Salih olur...Ameli Salih ise ALLAHu Tealanın rızasıdır...İşte bu Tarikat-ı Ala üzeinde duruyoruz....Bu tarikat-ı ala
nın gayesi ALLAHu Telanın rızasını almaktır...Ve ALLAHu Tealanın emrini yerine getirmektir...Bunun için de insan , üzerinde çalışması lazım...
Niyet koymak lazım....Sonra bütün ameller de niyetle olur.Niyet olmazsa o amel olmaz.İnsan abdest alırken niyet olması şarttır.İbadet
yaparken niyet olması şarttır...Bütün ameller de kalben olmalıdır.Gavsımız kaddesALLAHu esrarahum aliyye bu niyet üzeinden sohbet yapmıştı:
İnsan sabahleyin kalkarken , elbiseyi giyerken , bir iki dakika kalbinden niyet olması şarttır.Yarabbi , ben sizin için gidip çalışacağım , sonra insan mesleği neyse gidip çalışmak lazımdır,dünya işi de şarttır.ALLAHu Teala şart koymuş ama hayır yollarına gitsin şer değil.Sonra şer olursa insan mahvolur,
zarar görür ,felaket olur ve işte niyette lazım , hayr olmak için...Yarabbi ben sizin için gidip çalışacağım . Gayemiz bizim rızasını almaktır. Gaye bu çalışmak kendi rızkım için değildir..Razıkı mutlak sensin. Çalışsam çalışmasam bana vaadetmişsin  ben rızkını vereceğim diye söylemişsin. Aile efradımızı üzerimize vacib etmişsiniz Yarabbi bu ailemin ihtiyacını görmek için gidip çalışıyorum Yarabbi , bir de sevaplarımı arttırmak için gelen sevaplar için bu sevaplar için çalışıyorum Yarabbi. Böyle bir niyet ederse kalbinden sanki o insan camiye gidip ta akşam oluncaya kadar ALLAHu Tealaya ibadet yapmış olur. Doğru bu da ibadettir dünya değil , sonra dünya olursa ALLAHu Teala lanet getirir ona.Hadisi şeriftir Peygamber aleyissalatu vesselam buyurmuş :"Eddünya vema fiha melune illa zekerALLAHu" dünya ve bütün dünyanın içerisindekiler melundur . ALLAHu Teala lanet getirmiş. İnsan niyet ederse ALLAH rızası için bu hariçtir.İşte bu niyet onun içindir. Dünyanın melanetinin altın girme sakın. Daima kalbinden niyetini sağlam sürmek daima kontrol etmek daima  ALLAH rızası için yapmak , ki ibadet olsun. Ki o çalışmasını menfaat almak için lazımdır. Onun için niyetini kontrol etmek için niyet şarttır.ALLAHu Teala şartı koşmuş. Bunun için bizde daima kontrol altına alalım kalbimizi. Şeytana bırakmayalım nefse bırakmayalım. Sonra onlar düşmandır. Düşman düşmana acımaz. Düşmandan düşmana hayır gelmez. Daima kötülük ister. Sonra ALLAHu Teala Kur'an-ı Kerimde : "inne nefse leemmaretün bissui" diyor. Nefsi emmare insadan daima kötülük ister. Hayr istemez. Sonra düşmandır o da...E.. ALLAHu Teala insan bir dönerse ALLAHu Tealaya , ALLAHu Teala onun kademesine gelir . Bir insan ALLAHu Tealaya bir kademe gelirse ... ALLAHu Teala ona on kademe gelir...Sonra dünya çok pistir. İnsana çok zarar verir...Hatta Hazreti Aleyhissalatu Vesselam "...dünyanın mihnetini günahların anasıdır." Bütün günahlar ondan kaynaklanıyor dünyadan kendini muhafaza etmek şarttır. Dikkatli olacaksınız. Niyetini ALLAH rızası için gidip çalışmak lazım. Sonra çalışmakla çok büyük menfaat olur. Özellikle bu zamanda. Özellikle bu asırda gündüz gece çalışmak lazımdır. Çünkü biz gaye Peygamber Aleyhissalatu Vesselamın keyfini yerine getirmek içindir. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam kendi ümmetini çok severdi. Başka peygamberler gibi değildi. Sonra kıyamet günü bütün peygamberler ,sonra kıyamet günü ALLAHu Teala insan eziyet görmezse cennete giderse o cennet hoşuna gelmez. Eziyet görünce yorulunca insan rahat oturunca o rahatlık insanın hoşuna gider. Kıyamet günü ALLAHu Teala cehennemin gemlerini bırakıp bütün insanların üzerine geliyor. Gelince peygamberler arşı alaya arşın kendine ( sarılıp ) Yarabbi beni kurtarın ,Yarabbi beni kurtarın , diye bağırıyorlar. Sadece bizim Peygamberimiz Aleyhissalatu Vesselam Muhammed Aleyhissalatu Vesselam kalkıp Yarabbi benim ümmetimi kurtar diyor. Kendi nefsini istemiyor kendi ümmetini istiyor. Biz de onun için çalışmalıyız. Sonra çok sever. Başka ümmetler gibi değil. Bunun için onun keyfini getirelim. Sonra Peygamber Aleyhissalatu Vesselam ALLAHu Tealaya dua etti : Yarabbi benim ümmetimin ömrünü en kısa vermişsiniz Yarabbi. Sonra kıyamet yaklaşıyor. Ne kadar kötülük varsa kıyametin yaklaşmasından oluyor. Hem dünya çok kötü olmuş hem de zamanı çok kısadır , kısa zamanda vefat ediyorlar gidiyorlar sevabı da azdır. Kıyamet günü Peygamberlerin bazısından benim ümmetimin sevabı azdır diye utanıyorum Yarabbi. İsterizki ümmetimiz de biraz fazla olsun diye Yarabbi istiyorum. Hem onların zamanı kısa hem de en kötü zamanda yaşıyorlar hem de sevabı az oluyor ben utanıyorum diye dua etmiş. Onun için ALLAHu Teala Peygamber Aleyhissalatu Vesselam için ya da öteki Peygamberlerde bir günaöh bir günah idi.Bir hayır bir hayır idi. Bir hayır yaparsa bir hayır yazıyordu ALLAHu Teala buna da bir günah bir günah idi ama Peygamber Aleyhissalatu Vesselam hayrını fazlalaştırmak için ALLAHu Teala ona mükafat vermiş. Bir sevap on sevap yazdırır en az. Bazı sevaplar vardır bin sevap yazdırır binbeşyüz sevap yazdırır bir trilyon sevaplar da vardır.Bu sevaplar çoktur.O da ALLAHu Teala büyük nimet Peygamber Aleyhissalatu Vesselama vermiş. Onun için mesela insan  Mekke'de bir sevap yaparsa bir Lafzai Celal söyler sanki yüzbin sevap ALLAHu Teala ona yazdırıyor yani bire yüzbindir...Mekke'de Medine 'de bir bindir o kadar sevap oluyor. Bir kelime Lafzai Celal söylerse mekke de sanki yüzbin kelime söylemiştir. ALLAHu Teala yazdırıyor.Normal bizim herkes kendi memleketinde bir söylerse on yazdırıyor. Bir de ALLAHu Teala mesela kalp ALLAHu Tealaya mahsustur. ALLAHu Teala insanın kalbine bakar. Bu kalbe düşünce haram düşünceler olursa kötü düşünceler kalbine girerse ALLAHu Teala yazdırmaz. Sevap olursa yazdırır hayır olursa yazdırır ama günah olursa yazdırmaz. Sonra kalp ALLAHu Tealanın azametinin eliyle yazdırıyor kendi eliyle yazdırıyor. Bunun için ALLAHu Teala haram niyeti de yazdırmaz. Hayır sevabı yazdırır.Mesela insan niyet ederse Yarabbi ben sizin için bu şeyi yapacağım bu cami yapacağım bu Mekkeye gideceğim yahut hacca gideceğim böyle bir sevap niyet ederse yaparsa on yazdırır yapılmazsa bir yazdırır. Ama bir insan günaha niyet ederse ben filan adamı haşa öldüreceğim harekkette ediyor ama vuruşma olmuyor vuruşma olmazsa melekler yazmaz. Niyet ediyor ben filan adamı öldüreceğim filan adama zulm yapacağım filan adamı şöyle yapacağım harekette ediyor. Ama ALLAHu Teala yazdırmaz yaparsa da yazdırır yapmazsa yazdırmaz. Ama sevap olursa hemen niyet ederse yazdırır. Yaparsa on yazdırır yapmazsa bir yazdırır. Daima insanın kalbinde niyet olması şarttır. Yaparsa ALLAHu Teala sevabını verir yapmaza ALLAHu Teala onu mahrum etmez.Gavs k.s.a her sene hac niyeti yapıyoruz.  Daima niyetimiz ;kalbimiz bu sene gelince ben hacca gideceğim. Eğer ALLAHu Teala bize nasib ederse onu ALLAHu Teala yazdırır sevap. Nasib de olmazsa gene hac sevabını alır. Daima o niyetle insan bir şey yazdırır. Sizin geldiğinize çok memnun kaldık. ALLAH razı olsun. Yalnız sizden ricamız şudur : daima ALLAH rızası için çalışalım ALLAH rızası için yola gidelim. ALLAH rızası için kalpten niyet edelim. Ki ALLAHu Teala bu iyi şeyleri bize nasib etsin. Yani Türkiye'nin her yerinden geldiniz ALLAHu Teala her kademden ALLAHu Teala on sevap size yazdırır. Sonra bu niyet ALLAH rızası içindir. İnşALLAH başka şeyler olmasın . Bunları silip atmak lazım yani ALLAHu Tealanın rızası için olmayanları kaldırıp atalım ya da hayır olsun. Yalnız çalışmanızı istiyoruz ki Peygamber Aleyhisselatu vesselamın keyfi gelsin.Peygamber ( s.a.v) beyaz yüzle onun huzuruna gidelim beyaz yüzle onun keyfini getirelim. ALLAHu Teala Peygamber (s.a.v) için çok şeyler vermiş sonra büyük Peygamberlerden biridir...Sonra ALLAH-u Teala çok büyük bir makam vermiş. Böyle insanlardan böyle peygamberlerden onun gibi ALLAHu Teala makam vermemiş. En büyük peygamberlerden birisidir. Onun için ümmeti de böyle sadık olsun . Sonra bu Tariki Nakşibendi çok büyük bir atılımdır. Müstakimdir.Sonra en sadık yolsa Eba Bekir-i Sıddık (r.a)dur. O sıdkıyla gidiyor.  O sıdkıyla sadık olmak şarttır. Sadık olalım biz menfaat görelim Peygambe Aleyhissalatu Vesselamın....ALLAHu Teala bu Tarikati Müstakimden bizleri nasib etsin . Bu Tarikati Müstakim devam etsin ta kıyamete kadar. Bizi Aleyhisselatu Vesselamın şefaatinden ayırmasın. Bu Saadat-ı Nakşibendiye nin gölgesinden ayırmasın Peygamber Aleyhisselatu vesselamın yolundan ayırmasın. Saadatı Naksibendinin yolundan Tarikati Müstakimden ayırmasın. ALLAH yardımcınız olsun.İnşALLAH bizlerde sizlerde Peygamber (s.a.v) yolundan gidelim. Hepsi gaye odur onun için çalışalım hepsi onun için ileri götürelim zira biz çok büyük bir zarardayız.Kıyamet gününün en dehşetli en zahmet en tehlike zamanındayız. Bu tehlikeli zamanda çalışmak şarttır. Gündüz gece çalışacağız  sonra çalışmak ALLAHu Teala çok seviyor Saadatlar da seviyor.Onun için dünya değil de ahiret için çalışacağız ALLAHu Tealanın keyfine gitmek için nazarlarını beraber olmak için ALLAHu Teala bu yolu bu tarikati insanımıza nasib etsin. Yetmiş milyonu nasib etsin. ALLAH yardımcınız olsun. ALLAH muhafaza etsin. İnşALLAH kıyamet günü birlik beraberlik içinde oluruz. ALLAH yardımcınız olsun....
bilvanis.net ten alintidirModeratöre Bildir   Logged

BİR PENCERE AÇSANIZ DA SİZİ GÖRSEK...! (SIBYAN)

SIBYAN yazdı:

Hızmetlilerden biri anlatıyor;
ALLAH onların hızmetlerini makbul kılmıştır inşaALLAH." Dükkanların eski hali zama-
nında Hane-i Saadet tarafına açılan bir pencereden Gavs Hz. lerinin camiiye gi-
diş gelişini seyrederdik. Dükkanlar yıkılıp yenileri yapılınca artık o pencere yok-
tu. Ve biz onu göremeyecektik.

Vardım Gavs Hz. nin huzuruna. Mübarek seccadesinin üstünde arkası dönük hal-
de duruyordu. Dedim ki;
-Dükkanlar yapılıyor Sultanım biz sizi daha göremeyeceğiz. Gavs Hz.
-Haaah dedi. Ben devam ederek;
-Hani bir pencere açtırsanız da sizi oradan görebilsek dedim. Gavs Hz.leri;
-Niçin diye sordu. Ben de;
-Siz bizim güneşimizsiniz. Dedim. Sultan Hz.leri de tebessüm ederek elinin tersi ile;
-Eee hadi git biz size dua edeceğiz. Dedi.

Şimdi bana deseler ki var git Gavs Hz. lerine böyle söyle diye mümkün değil ki
asla gidip söyleyemem. Boğazıma sarılsalar söyle diye söyleyemem. Acemilik
cesareti işte."

 

sofı sorar GAvsımıza: Kurbanım....

Bir gün bir sofi Seyyid Abdulbaki Hz. lerine (k.s) dediki;
Kurban biz ilerleyemiyoruz, ne kadar zikir yapıyoruz vücudumuz uyanmıyor, gafletteyiz nasıl yapacağız ?

Seyyid Abdulbaki Hz. leri (k.s), bastonu koydu elini üzerine koydu, sofi dedi;

- Bir insan nazar ı haram yaparsa, ne kadar yaparsa ona fayda vermiyor.
- Dedi, bir insan, yirmi dört saat dünyayla meşgul olursa, alışveriş, insanlarla oturup kalkarsa, o insanın kalbi ne kadar zikir yaparsa fayda vermez.
- Bir insanın ailevi huzuru yoksa bu insanda ne kadar zikir yaparsa kalbine fayda vermez.
- Bir insan günah işlerse bu insan ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda yoktur. İnsan bu dört şeyi yaparsa, ne kadar zikir yaparsa yapsın fayda vermez. Terk ederse fayda verir.


menzıl netten alıntıdr

yazık oluyor bize

13- Mürşidinin çare bulması için iyi veya kötü tüm olayları ona açıklamalıdır. Çünkü mürşit doktor gibidir; müridin halini öğrendiğinde onun sorununu düzeltmeye ve iyileştirmeye çalışır. Bu nedenle nasıl olsa şeyhim benim sorunumu biliyor diye sorunu ona iletmemek doğru değildir. Çünkü bazen mürşit keşfinde yanılabilir. Velilerin keşfinde yanılması alimlerin içtihatda yanılması gibidir, yanılan da sevap kazanır. Şeriatın kurallarına uymadıkça keşiflere uyulmaz. Gerçek bile olsa bunlarla karar verilmez.
insan karışık bir yapıdır...

yani içinde  en uç iki şeyi barındıran..
birincisi en azgın ve düşmana dost olan nefis..
ikincisi rabbin emrinde olan ruh...

insan amel işleyemez günaha düşer çareyi bilir tevbe etmek, bir şekilde pişmanlıkla şeyhine yönelir...
saidi nursi haz der ki alimin helaki kendinden üstün  yoksanır ve günahıyle kalır,
halbu ki ilmi olmayan  sofi günah işleyince pirine koşar...

bizim asıl hastalığımız bu değil belki,
bizim hastalığımız ALLAHu alem hayır işler sevap kazançlar ve belli bir birikim sonrasında kendimizde olmayarak vehimlerin sonucunda bir yerlerde görmemiz kendimizi...

insan yaptığı amelinin ve çalışmasının semeresini de görür kendi içinde,ama nefis ve şeytan işte sen artık bir çok yeri geride bıraktın,sen artık bilmem nesin, filancanın  yanlışını görüyorsun falancanın hali ayan sana sen bir mevki ve makamdasın..
diyor ya işte bu bir sofi için daha tehlikelidir...

ve bu gibi kişilere asla ikaz da faide vermemektedir...
bu hale düşen kişi sadata kesinlikle halini arzetmelidir...


...........

biz her şeyimiz ile sadatı kirama teslim iken bir zamanlar(iddiamız bu idi)
şimdi bazı işleri beğenmiyor ve isyan ediyoruz..
aslında  şeytanın sureti haktan görünmesi tam burada ortaya çıkıyor..

beğenmediğimiz iş son tahlilde sadatın elinden çıksa da biz önceki bağlamların  haksızlıkla yapıldığını  ileri sürüp son  verilen kararı da nakıs buluyor ve şeyhimize itiraz ediyoruz aslında..

her nerede lursak olalım illaki bu bir imtihan olarak karşımıza çıkıyor, belki yakınlık ve teslimiyet iddiası bunu başımıza bela ediyor...
bir adem çok hizmet etmiştir, belki bizim bile  tevbemize sebeptir.okadar hizmet ehlidir ki,
o beldede elinden geçmeyen  olay kalmamış ve bu kardeşimiz her olayda dirayetini ispat etmiştir...
hatta bulunduğu yerin en eski  bağlısı olabilenler bile vardır...
şimdi genel yıkım burada oluyor.zaman içinde bazı yapı değişiklikleri belirli insanlardan  hizmetin genele yayılmasını  bir kişini her yere değil her kişinin bir yere ulaşarak hizmetin kökleşmesini ve hizmet içinde insanların gelişip  yolu benimsemesi ve yetişmesi sağlanmış oluyor...
işte bu raddede hizmeti eskiden beri omuzlayan kardeşimizde bir burukluk meydana geliyor ki bütün tasarrufat kendisinde ve bütün feyz ve bereket kendine akmakta gibidir önceleri ama işte sadatın  hizmeti yayması sonucu artık ancak belirli bir alanda hizmet verebilecek yada küsecektir.
halbuki ona buyur burada otur ve bize akıl ve tecrübeyle  yardımcı ol da denmektedir...
sdatın  kapısında dua erleri vardır..cepheden geri çekılen kişiler artık dua ordusundadırlar.. kimseden hizmet alınmıyor ki sonuçta.. hem biz herşeyi ALLAH için yapmıyor muyduk, hem sadat için değil miydi gayretimiz.. yapılacak işin başkasına havale edildiğinde nefsimiz ciyaklıyorsa demek ona da bir pay ayrılıyormuş...
kardeşlerimiz, abilerimiz bu şekilde yetiştiler ve onlara dönüşüm zor geldi,belik tecrübesiz ve maneviyattan eksik de görüldü yeni gelenler ama kontrol onlarda değildi bu zamana kadar işin tökezlemeden yükselerek ilerlemesi de bunu açık delilidir...
şimdi bize ağır gelen sevdiğimiz insanlara zülüm edilmiş hakkı gasbedilmiş gibi geliyor ve kendimizi sofilerden soyutlamış  bir vaziyette hizmetin dışına itiyor ve her şeyi sorgular hale geliyoruz.. ama her şeyi..
bazı memleketlerde bazı olaylar sadata kadar intikal etmiş ve biz de bu işin içinde bulunmuş biri olarak sadat kararını vermiş ve bize ağır gelmiştir..
halbu ki nedersen başımız üstüneydi daha düne kadar, kovsa gitmyecek öl dese ölecektik..
ne oldu? olan şu ; asıl işte baş rol oynayan sofi rahat, hatta sakin ve sessiz onu ALLAH için ve sadat için sevdiğini söyleyen ikinci ve üçüncü çoğul şahıslar ise nefislerinin mal bulmuş mağribi gibi olaya  atlaması vedidiklemesi sonucu hem o sofi zor duruma düşüyor hemde  onu sadat için sevdiğini söyleyenler...
burada nefislerimiz bize bir şey fısıldıyor;evet sadat dedi ama adamı sadata haksız yere şikayet ettiler...
sofiye düşen haksız da olsalar sadata intikal etmiş bir olayda şeyhin ağzından çıkan söz son söz olmalıdır...
yukarıdaki alıntılarda sofinin edeplerinde şeyhinin muradını kendi muradına tercih etmeli ve hiç bir şekilde itirz etmemelidir deniliyor..
artı madem ki insan şayhin kandırıldığını düşünüyor ozaman nasıl sofilik yapacak ve himmet isteyecek istimdat istiyecek.. madm bir olayı çözemeyecek durumdaysa şeyh..
ben bile anlayabiliyorsam ALLAH dostu kamil bir  mürşid nasıl anlayamaz bukadar da nefsin oyununa düşmemeli.. anlamış ve öyle karar vermiştir ki büyük bir ihtimalle senin"sadat için her şey " sözünü denemiştir...
elek dönüyor zaman eriyor.. sadatın bile tasarrufatını sorgular hale getiriyor iç çıkmazlarımız...
eğer gerçekten haklıysak er bir sofi sdatın önüne diz çöker ve sultanım bu olay böyle böyle oldu sofiye haksızlık yapıldı der..ama görülecek ki bu düşünceye hemen kovacağız ve diyeceğiz ki "sadatın makamında  böyle bir söz edilir mi ne kadar  küçük bir mesele"
işte nefsin kıvırması  ve "seni boğamam  gidersen" demesidir bu...

biz kendimizle oynuyoruz...
hayatımızı zindan ediyor, küçük meseleleri beynimizin orta yrnden hayatımızın orta yerine döküyor ve sorumlu olduğumuz eşimizi ihmal ediyor ,çocuğumuzu ihmal ediyor, nekadar üzerimize yük verilmişse bırakıyor sadece bir meselenin analiziyle hayatımızı perişan ediyoruz...
günah işleyene değil hayır işleyene sdatın mürşid olması, günah işleyenin ağlaması ibadet edenin kibirinden sevimlidir ALLAHa, ondan  bize daha çok mürşid gerekli..
bizim yolumuz daha çok kesiliyor...
biz sadata muhtacız yolumuzu  kesenlere karşı...
bizi bizden korusun diye..

biz bişey değiliz sadece güneşe tutulmadı amellerimiz kiri pası görünmüyor okadar...

 

bilvanis.net ten alintidir

uykucu

Sabah namazı yaklaşıyor, görevliler tek tek herkesi uyandırıyor... Uyumayanlarda var örtülerinin altında vird çekiyorlar... O sırada yeni bir kafile giriş yapıyor Menzile, herkes abdesthaneye koşuyor, tam bu sırada mübarek beldeden ezan-ı muhammedi yükseliyor...Binlerce sofi mescide dolup sesiz ve derin bir bekleyişe geçiyorlar...Görevliler geliyor "Sofiler ALLAH razı olsun, bu arayı boş bırakalım, Sultanımız geçecek" diyorlar... Diğer yandan ise Sultan'ın rahlesi, minderi, yaslanacağı yastığı itina ile hazırlanıyor...Ezan-ı Muhammed'i bitiyor, cemaat büyük bir sessizlik içinde hane-i saadetin kapısını gözlüyor, görevli kapıdan işaret ettiğinde ise herkes ayağa kalkıyor, hane-i saadetin kapısından önce seyyidlerimiz çıkıyor ve hemen adaba geçiyorlar...Kalpleri yerinden çıkacak gibi çarpan sofilerin beklediği an geliyor... Hazret kapıdan dışarıya adımını atıyor, onu gören sofiler nurundan cezbeye kapılıp ALLAH diye bağırıyorlar...Gavslık makamını tasdik ediyorlar....Hazret ağır ağır yaklaşırken, sofilerin yüzlerine bakıyor... Ve o yumuşacık  huzur veren sesiyle "Esselaaaaamün Aleyküm" diye selam veriyor.  Bu mübarek sesi duyupta yerinden zıplayan sofilerde oluyor...Sultan nazlı nazlı mihraba yürüyüpte yerini aldığında, namaz için kamet getiriliyor, kamet tam biterken Sultanımızın yeniden o mübarek ve gönüllere huzur veren sesi duyuluyor. Ezan duasını okuyor "ALLAHümme Rabbe Hazihi'd-da'veti't-tamme..."Namazın ardından görevliler sesleniyor :"Kurban tövbe almak isteyen varsa gelsin" Ve Sultanımızın hani eli öpülürken yine görevliler uyarıyor "Sadat'ın elini sıkmadan yavaşca tutun, bir kere öpün..." Ve dertlilerin derdi dinleniyor, herkes derdini anlatıyor... Sultanımız her dertlinin derdini itina ile dinliyor, önce rahlenin üzerinden müberek ellerini uzatıp dertlinin ellerini tutuyor, mübarek başını ona doğru yaklaştırıp kulağına söylemesini istiyor, kimsenin derdinden dolayı gönlünün incinmesini istemiyor...Yerinden kalkıpta hane-i saadetine çekilirken, mutlaka kapıda onbeş yirmi sofi hazır oluyor, ve o daha evine girmeden müberek ellerini öpmek istiyorlar... Ve bir diğer namaz vaktine kadar hasret dolu bir bekleyiş başlıyor...

bilvanis.net ten alintidir

SULTANIM SEYYİD ABDULBAKİ'ye HİTABEN

SULTANIM'a HİTABEN

Bir bayram günüydü Menziline varmıştım... Hasretle gözlerim seni aramıştı, hane-i saadetinin önünde bekliyordum belki çıkarsın diye, çıkarda belki bir şey söylersin diye! Dalmıştı gözlerim hayaline, o an menzilinde bulunan binlerce insanında gözleri dalmıştı o hayale! Herkes seni bekliyordu, her göz seni arıyordu. Öyle dolmuştu ki özlemin içime, kalbim feryat ediyordu SULTANIM gel artık diye.... Ve açılmıştı kapın çıkmıştı önden seyyitlerin, daha sen çıkmadan gül kokun dolmuştu içime.. Gözlerim hala kapındaydı.. Ve işte ağır ağır geliyordun... Bir elinde asan bir elinde güllerin yaklaşıyordun. Kapıdan dışarıya adımını attın ve başını kaldırıp gök yüzüne baktın, bir şeyler söylüyordu mübarek dudakların... Sonra tekrar yürümeye başladın, yanımıza kadar yaklaştın "esselaaaaaamün aleyküm verahmetullaaaahi veberakütüh" diye selam verirken yüzlerimize bakıyordun.. Bakışların içimizi deliyordu sanki SULTANIM! Heybetle duruyordu zahirin, merhametle doluydu kalbin. Hani bir çocuk getirip koymuşlardı mescidinizin kapısına, 6 veya 7 yaşlarındaydı, özürlüydü, felçliydi, nefes almakta zorlanıyordu..Siz tam mescide girerken görmüştünüz o çocuğu yerde yatıyordu, gözlerini dikmiş öylece bakıyordu..Durdunuz, mübarek bakışlarınızı onun yüzüne çevirdiniz, babası geldi koşarak yanınıza, eğildiniz bir şeyler söyledi kulağınıza... Ve siz ellerinizi açtınız yüce makamlara, belli ki çok üzülmüştünüz o çaresiz yavrucağa, merhamet dalga dalga mübarek gözlerinizi ıslatmıştı, o an yanınızda bulunan herkes sizinle beraber ağlaşmıştı... Kuran okumak için yere oturuyordunuz, ellerinizle cübbenizi tutup her yerinizi örtüyordunuz, biz ayakta durup büyük bir zevkle mübarek yüzünüze bakıyorduk, bir ara başınızı kaldırıp yüzlerimize nazar etmiştin sonrada mübarek ellerinizle işaret ederek oturun demiştin...Biz oturuyorduk, siz bir müddet daha kutsal kitabı okuyup daha sonra tefekküre dalıyordunuz.. Unutmuyorum SULTANIM o halinizi unutmuyorum, bir eliniz dizinizin üzerinde, bir eliniz yanağınızda ve gözleriniz kapalıydı, kim bilir hangi alemlerde dolaşıyordunuz, kim bilir hangi sırlara vakıf oluyordunuz...Kim bilir SULTANIM belki de ceddin RESULULLAH'laydın...

 Ben kapında bir kıtmirim SULTANIM, uzattım başımı bekliyorum okşarmısın diye...Senin için gözlerimden akan yaşları silermisin diye.. Ama ben biliyorum sen SULTANSIN, sana bağlı kıtmirini yalnız bırakmazsın.. Her gece yatağıma girdiğimde o gül yüzün gelir hayalime, gözyaşlarım dökülür yastığımın üzerine, bazen anlamaz eziyet ederler bana, seni düşünürüm ağlarım, SULTANIM ne olur gel, himmet diye...Duyarım kulaklarımda sesini, SABRET SOFİM SADAT'LAR SENİNLE DİYE......!

bilvanis.net ten alintidir

BUYURDULAR Kİ "BİZİM İŞİMİZ DUA ETMEK.."

BİZİM İŞİMİZ DUA ETMEK

Dostlardan biri anlatıyor;

Görevimize son verilince yeni bir iş tumak ve halimizi arzetmek için
Gavs hz. nin huzuruna koştuk mahzun, çaresiz...

Hane-i Saadetin girişinde bekledim ki daha teferruatlı bir şekilde ko-
nuşmak fırsatımız olsun.

Namaz çıkışı geldiler bizi görünce teveccüh buyurdular ve,
-Haah dediler.

Dedim ki;
-Sultanım bir dünyalık meselemiz vardır ki müsade buyurursanız ar-
zedeyim.

Dediler ki;
-Nedir bu dünyalık meseleler? Bir taraftan da tebessüm buyuruyor-
lardı.

Dedim;
-Sultanım bir işim yoktur ki çalışsam şöyle şöyle de fırsatlar vardır
ancak ne yapacağıma da karar veremedim. Ne iş yapmamı buyurur-
sunuz.

Çevrelerinde bulunan Seyyidlerime ve hızmetlilere tebessüm buyu-
rarak baktılar ve dediler ki;
-Bizim işimiz bu değil, bizim işimiz dua etmek.

İçimden geçirdim ki "Sultanım eğer bu sizin işiniz değil ise ben kime
gider halimi arzederim"

Buyurdular ki;
-Yapacak çoook iş var...! Git ara ve gez de bak...!

Ben hemen ısrar ederek sordum;
-Sultanım lütfedin ne iş yapayım?

Baktılar ki hakikaten üzgün ve çaresiz bir haldeyim merhamet buyur-
dular. Bir taraftan sırtımı, diğer taraftan da göğsümü sıvazlayarak,te-
bessüm buyurup dediler ki;

-Kendi işin olsun, kendin yap (bir traraftan da yapmamız gereken işi
el hareketleri ile tarif buyuruyorlardı) ufak ufak başla, yavaş yavaş ar-
tırırsınız.

Mübarek ellerini öpüp sevinç içinde huzurlarından ayrıldım o hal ile çok
ağladım. Babasının şefekkat ve merhametlerine nail olan tüysüz bebeler
gibi bütün sıkıntı ve hüznüm yok oldu.

"Bizim işimiz bu değil" sözleri üzerine çok düşündüm. Himmet ile aklıma
gelenler; ALLAHh Teala yarattığının rızkına kefildir o verilmiştir bizim işi-
miz aramak çalışmak ve ibadet ile O na dua etmektir.

bilvanis.net ten alintidir

MOLLA ABDULGAFUR ANLATIR...

Gavsı Kasrevinin müezzini Molla Abdurrahmanın kardeşi Molla Abdul Gafur anlatır...

Gavsı Kasrevi ve Molla AbdulGafur bir gün yol kenarına oturmuşlar araba bekliyorlar. Molla AbdulGafur her araba sesi duyduğunda yola fırlıyor ama kimse durmuyor. Bunun üzerine Gavsı Kasrevi Molla AbulGafura bari dersimizi yapalım...

Başlıyorlar derse. Ama Molla AbdulGafur yine ara ara yola çıkıp geleni gideni durdurmaya çalışıyor...

Gavsı Kasrevi Hazretleri Molla AbdulGafura ben sana söylediğim zaman yola çık buyuruyor.

Dersin sonlarına yaklaşıyorlar..Mübarek buyuruyor hadi şimdi çık yola...

Mola AbdulGafur yola çıkıyor daha elini bile kaldırmadan bir kamyon tam önlerine gelip duruyor..Gavs Hz. leri ve Molla AbdulGafur arka kasaya biniyorlar ve hareket ediyorlar...

Yolculuk bitiyor..Kamyondan iniyorlar...Araba şöförü kasketli birisi...Gavsı Kasreviye yaklaşıyor...Karşılıklı birbirlerinin ellerini ziyaret ediyorlar...

Araba gittikten sonra Gavsı Kasrevi Diyor ki:

Molla AbdulGafur niye ziyaret etmedin şöförü?

Molla AbdulGafur diyor..Kurbannn o kimdi ki?

----Molla AbdulGafur O kutuplardandır fakat kendisi bilmiyor.....

Ben ona işaret gönderdim Bitlisin delikli taşın oralardaydı ve hemen buraya geldi.......




 x  x  x  x  x
GAVSI KASREVİ HZ. LERİ BUYURUYOR......

Benim ALLAH c.c ile aram bozulsa Hazret yapar ama Hazretle aram bozulursa kim yapacak.....???

 bilvanis.net ten alintidir


 

Bu kapıda, aileden biri olsun, sufi olsun, niyeti ALLAH rızası olup sadatların yoluna, adap ve işaretlerine samimi olarak uyan kimse zarar etmaz, hayırdan mahrum olmaz, ayağı kaymaz, üzülmez, kendi başına terkedilmez. Ama kim, nefsiyle hareket eder, sadatların muradının tersine giderse, kendisine göre "iyi niyetliyim, yaptığımı hayır için yapıyorum" dese de onun işi hayra çıkmaz, karı zararını kurtarmaz. O kimse ALLAH katında kendini savunacak bir delil de bulamaz.

Seyda  Hazretleri (rah.) vefat ettiği zaman, babam (Gavs-ı Sani hazretleri) bütün halifeleri çağırdı, hiçbir tarihte bu yapılmamış, Onlara şöyle dedi:

"Ben size irşad izni veriyorum, gidin ümmet-i Muhammed'i irşad edin. Seyda hazretlerinin sizin üzerinde çok emeği var, size çok emek vermiştir. Gidin ümmet-i Muhammed'in hidayetine vesile olun, sizden tek ricam Kur'an, Sünnet ve adaptan ayrılmayın. Bir de size gelen sufilere söyleyin, Menzil'e bizim ziyaretimize gelmesinler, bizden size gelenlere de, Bizim ziyaretimize gelmeyin, Menzil'e gidin! diye söyleyin."
Gavsımız Seyyid Abdulbaki hazretleri geçenlerde bir sohbetinde, "Sufilik günlerimde o kadar İstanbul'a gittim geldim, mürşidimden izin almadığım için kendi başıma Eyüp Sultan'a gitmedim" buyurdu.

Eyüp Sultan sahabe-i kiramdır. Gavsımız, "Belki zarar görürüm diye hiçbir yere, türbelere izinsiz gitmedim" dedi. Onlar bu kadar adap üzerinde hassasiyet gösteriyorlar.

Hayat Dengemiz



(ALLAHh razı olsun...
Altı çizili kısımda anlatılan, herkesin kendi mürşidine tabi olması
gerektiğidir irşad edicinin de buna dikkat etmesi gerektiği vurgu-
lanmış Gavsım tarafından. İyi anlamak lazım. SIBYAN.)

bilvanis.net ten alintidir

HIZMETLİLERE ÖZEL SOHBET


 

Geliverdiler cami içindeki divana, hepimizi topladıktan sonra, hemencecik önümüze oturuverdiler müthiş bir adab ile. Bir müddet
mübarek gözlerini kapatıp öylece kaldılar. Ya Rabbi bu nasıl bir oturuş, bu nasıl bir adab. Biz kendi adab tutuşumuzdan hayalar eyledik başımız dizlerimizin üzerine düşüverdi. Mübarek gözlerini açtıklarında sanki bambaşka bir alemden bakar gibiydiler ve sohbet buyurdular;


" BU TARİK İ ALANIN GAYESİ ALLAH RIZASIDIR.BU KAPI SIDDIK KAPISIDIR.EN BÜYÜK HALİFEDEN GELİR EBU BEKİR İ SIDDIK'TAN.ÇEŞİTLİ TARİKLER DE VARDIR AMA BU KAPI AYRIDIR.MESELA KADİRİ TARİKATİ HZ ALİ DEN GELİR.
 
ESKİDEN PEYGAMBERLERE SAFİ DERLERDİ ŞİMDİ İSE SİZLERE SOFİLERE DİYORLAR.BURADAN GELİYOR YANİ SOFİ.HER KİM ALLAH RIZASI İÇİN HACCA GİTMEYE NİYET EDERSE VE GİDERSE ON HAC SEVABI YAZILIR.AMA GİDEMEZSE BİR HAC SEVABI ALIR.BİR KİŞİ SEVAP İŞLEMEYE NİYET ETSE YAPSA DA YAPMASA DA YAZILIR.

AMA GÜNAH ÖYLE DEĞİL YAPARSA YAZILIR.YAPMASA YAZILMAZ.ESKİDEN PEYGAMBERLERE TEVRAT ZEBUR İNCİL GELDİ AMA BU NİMET SADECEE ALLAH RESULUNE VERİLDİ.

BU ÇOK BÜYÜK BİR NİMETTİR.

GAYE ALLAH RIZASIDIR.KİŞİ DÜNYA TELAŞINA DÜŞMEMESİ GEREKİR.AHİRET İÇİN DE PARA LAZIMDIR.BU PARA AMELİ SALİHTİR.KİM AHİRETİN PEŞİNE DÜŞERSE DÜNYA PEŞİNDEN GELİR.KİM DÜNYASININ PEİŞİNDEN GİDERSE AHİRET PEŞİNDEN GELMEZ.ONUN İÇİN HATMEYDİ VİRTTİ RABITAYDI NAMAZDI BUNLARI YAPMAK GEREKİR.

BURADA ŞEYTAN ÇOK UĞRAŞIR HEMEN VESVESE VERİR KAPILMAYIN BUNUN HAKKINDA DA AYET VARDIR.(NAS SURESİ ÜSTÜNE BASA BASA OKUDU) BİR İNSANIN PARASI OLSA BAŞBAKANIN YANINA YA DA REİSİ CUMHURUN YANINA GİDEBİLİR AMA PARASI OLMASA KİMSE BIRAKMAZ.

AHİRET İÇİN DE BU BÖYLEDİR AMELİ SALİH OLMAZSA KİMSE SİZİN YANINIZA VARMAZ KİMSE SİZE GÖZÜNÜ AÇMAZ.BİR BABANIN AİLESİNİN GEÇİMİNİ SAĞLAMASI İÇİN DÜNYADA ÇALIŞMASI VACİBTİR.EVDEN ÇIKTIĞINDA ALLAH RIZASI İÇİN BU VACİBATI YERİNE GETİRMEK İÇİN ÇALIŞMASI GEREKİR.O GÜN NE VERİLMİŞSE YA DA VERİLMEMİŞSE ODUR.ÇALIŞMASI GEREKİR.VE HER İŞ İÇİN BİR KAÇ DAKİKA ALLAH RIZASI İÇİN NİYET ETMESİ GEREKİR.

BİZİM İŞİMİZ ALLAH RIZASIDIR.DU TARİK İ ALA RASULULLAH TANDIR.BİZ SEVAPLARINIZA ORTAĞIZ GÜNAHLARINIZA DEĞİLİZ.ONUN İÇİN DİKKAT EDELİM.
 
DÜKKANLARDA ÇALIŞIRKEN CEMAATE ÖNEM VERİN BAKTINIZ Kİ İŞ AKSIYOR SIRAYLA GİDİN OLMAZSA ORADA CEMAAT YAPIN Kİ CEMAAT ÇOK ÖNEMLİDİR.ORUCA BAĞLI BAZI DURUMLARDA SEFERİ OLMAK GİBİ O ORUÇ TUTULMAYABİLİR AMA NAMAZ ÖYLE DEĞİLDİR.ÖYLE Kİ BİR İNSAN DENİZDE BOĞULUYOR OLSA AMA AKLI BAŞINDA OLSA VAKİT GEÇECEK OLSA O KİŞİ O NAMAZI KILMAK ZORUNDADIR.İMAİLE HAL İLE HAREKETLERLE NAMAZINI KILMASI GEREKİR.
 
GAVS HZ.LERİ BUYURUYOR Kİ İNSANOĞĞLU ÇOK AHMAKTIR.Bİ KİŞİ DESE Kİ DELİĞİ GÖSTERİP O DELİKTEN YILAN ÇIKACAK DESE İNSAN ELİNİ O DELİĞE BİLE BİLE SOKAR.O KADAR PEYGAMBER 125.000 PEYGAMBER GELDİ AMA İNSAN O DELİĞE PARMAĞINI SOKUYOR.BUNUN İÇİN DİKKAT ETMEK GEREKİR.GAYE ALLAH RIZASI İÇİN OLMESİ GEREKİR.

SEVABIN BİLE ŞARTLARI VARDIR.NASIL Kİ ABDESTİN NAMAZIN ŞARTLARI VARDIR KABUL OLMASI İÇİN ÖYLE...AMA GÜNAHIN YOKTUR HEMEN YAZILIR....ALLAHU TEALA SİZLERİ SEVMİŞ BU KAPIDA HİZMETÇİ YAĞMIŞ  NİYETİNİZ ALLAH RIZASI İÇİN OLSUN.Kİ NAMAZLARINIZI HATMENİZİ VİRDİNİZİ RABITANIZA DİKKAT EDİN.NİYETİNİZE DİKKAT EDİN BOZMAYIN.ŞAHSINIZA SÖYLEMİYORUM SİZ GİDERSİNİZ BAŞKASI GÖNDERİLİR.,BİZ SİDEN RAZIYIZ İNŞAALLAH ALLAH DA SİZDEN RAZI OLSUN.ALLAH GÖNLÜNÜZE DÜNYA SEVGİSİNİ SOKMASIN.ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN.
 
KİM BİR İŞE ORTAK OLUR DA ON MİLYON KAZANIR BEŞ MİLYON BİRİNE DİĞERİNE BEŞ MİLYON VERİLİR.AMA ALLAH RIZASI İÇİN OLAN AMELLERDE ÖYLE DEĞİLDİR ON MİLYON SİZE VERİLİR ON MİLYON BİZE VERİLİR HİÇ AZALMAZ TA RASULULLAH A KADAR GİDER.BİZ AMELLERİNİZE SEVAPLARINIZA ORTAĞIZ GÜNAHLARINIZA DEĞİLİZ.BİR İNSAN YÜZ SENE YAŞAMAZ BU DEVİRDE AMA YAŞADIĞINI VARSAY ON BEŞ YIL ÇOCUKLUĞUNA GİDER HİÇBİR ŞEY ANLAMAZ.GERİYE NE KALIR 85 ONUN YARISINI DA UYUYARAK GEÇİRİR KALIR OTUZ ( MOLLA GIYAS İÇERİ GİRDİ 85 İN YARISINI SORDU MOLLA GIYAS DA BOCALADI BİRAZ.SOFİLERDEN BİRİ 42 CİVARI DEDİ SONRA MUBAREK BİZE DÖNEREK BİZ DÜNYA İŞLERİNDEN ANLAMAYIZ SİZLER BU İŞİ YAPTIĞINIZ İÇİN DAHA İYİ BİLİRSİNİZ HESAP İŞİNİ DEDİ) BOŞ GEÇİRMEMEK LAZIM.
 
BU TARİK İ ALA GEMDİR HANİ ATI AHIRDA BESLERSİNİZ O AT YETİŞİR BESLENİR ÇOK GÜÇLÜ KUVVETLİ OLUR.O ATI DIŞARI ÇIKARDIĞINIZDA O ATA GEM VURMAZSANIZ AĞZINIZDAN  O SİZİ PARÇALAR.SİZE SALDIRIR.SİZ DE DÜNYADA BU İPİ SAĞLAM TUTUN Kİ KAYBOLMAYIN SALDIRMASIN YOKSA PARÇALAR"



(Caminin içinde divanda yapılmıştır yakın  bir zamanda)

bilvanis.net ten alintidir

KABAK SOFİ

Sofinin biri ALLAH ın lutfU olarak güzel bir mertebeye erer.Sofi ise artık kendini ALLAH a adar,solugu berberde alır,saçını usturaya vurmasını söyler,berber sofinin kafasının yarısına gelmişken ebucehil kılıklı biri gelip içeri girer ve ;
 - KAL ULAN KABAK BEN TRAŞ OLUCAM der ve sofinin kafasına bir tokat atar.
 eee  sofi olmak kolay degil sofi sukunet eder.Bu zulumkar adam ise traşı bitene kadar habire sofiye KABAK,SEN BÖYLESİN SEN ŞÖYLESİN diye agır hakaretler eder ama sofiden gık çıkmaz.Adamın tarşı bitmiş tam giderken sofinin yarıkel kafasına bir tane daha tokat atar.
 Bizim ebucehil kılık lı adam tam dükkandan çıkarken yukarı yolunbaşında eskimiş bir atarabasının demiri kopar ve hızla aşagıdogru gelir ve bizim ebucehilin karnına HAŞIRT diye saplanır ve oracıkta ölüverir.
 Meger bizim berberde güzel insanmış.Sofiye dönüp şöyle der
-Sofi bu çok olmadımı?
Bzim kabak sofi ise lafı özetler
-VALLAHİ KURBAN BEN BU ADAMA BEDDUA ETMEDİM HATTA ALLAH TAN AFFI İÇİN DUA ETTİM.BEN KIZMADIM AMA KABAGIN SAHİBİ KIZMIŞSA ONA BEN KARIŞAMAM.

 

bilvanis.net ten alintidir

Gavs-ı Sani'den Bir Sohbet

SABIRLA AMEL ETMEK

Gavs Hz.leri (k.e.) hatme-i haceganı yaptırdıktan sonra gözlerini kapatıp
biraz bekledikten sonra buyurdular;
"Sofiler size bir şey anlatacağım"
*
*
*
Bu yol tertemizdir, bembeyazdır leke kabul etmez.
Biz Şafi mezhebine göre amel ediyoruz. Bizim Şafi mezhebinin en büyük
alimi İbni Hacerdir. O kadar büyük alimdir ki, o kadar büyüktür. O ilim
öğrenirken çok çalışıyordu, çok gayret ediyordu amma anlamıyordu. Ma-
dem ki öğrenemiyorum, o zaman yaşlı anneme ve babama hizmet edeyim
onlara bakayım diye niyetlenip, bu nniyetini Seydaya söylemek için yanına
çıktı.

Seydaya "Gurban ben çok çalışıyorum, çok gayret ediyorum amma bir
türlü anlayamıyorum. İzin verirseniz bari gidip memleketteki yaşlı ve
hasta olan anne ve babama hizmet edeyim." dedi.

Seyda da O na;
"Doğru sen çok çalıştın, çok gayret ettin. Biz de senin için gayret ettik
çalıştık amma olmadı. Madem ki öyle gidebilirsin." diye O na izin verdi.

İbni Hacer yola çıktı. Bir süre yürüdükten sonra yoruldu. Yakında kayalık
gölgelik bir yere dinlenmek için oturdu. Dinlenirken yukarıya baktı. Yuka-
rıdan damlayan su damlalarının sert bir taş üstüne damlayarak o taşı del-
diğini gördü. O büyük, acayip sert taştı. Bu su damlaları böyle sert bir
taşı deldiğine göre ben de anlayabilirim diye düşündü ve tekrar Seyda-
sının yanına dönüp başından geçenleri anlattı. Devam edip Şafi mezhebi-
nin en büyük alimlerinden birisi oldu. Onun fetvası üzerine fetva veren de
yoktur.

Bu su damlaları yumuşak ve kuvvetsizdir amma devamlıdır. Çok çalışmak
ve çok gayret etmek lazım. Takvayla amel etmek sadık olmak lazım.
TAKVANIN OLDUĞU YERDE FETVAYA GEREK YOKTUR.

Eskiden insanlar az amel ederek ALLAH a c.c. ulaşıyorlardı. Şimdi çok çalış-
mak, gayret etmek, devam etmek, sadık olmak lazım.

Resulullah a.s.v. "Dünya ve içindekiler melundur, lanetlenmiştir" dedi.
ALLAH c.c. için niyetlenenler ve ALLAH c.c. çalışanlar hariçtir. Evinizde sabah-
leyin elbisenizi giyerken rızık kazanmak için değil ALLAH c.c. için niyetlenin.

YA RABBİ! BİZ SENİN İÇİN, SENİN RIZAN İÇİN ÇIKIYORUZ. HANE HAL-
KININ RIZKINI ÜZERİMİZE VACİB KILDIN. BU VACİBİ YERİNE GETİRMEK
İÇİN ÇIKIYORUZ. SEN RIZKA KEFİLSİN. RIZKIMIZI VERECEKSİN.

(Haşa O c.c. nun sözünde yalan olmaz.

 

bilvanis.net ten alintidir

HALA BEYAZ GİYİYOR YAW...:(..!

BİZE DE YAZIK...

Hızmetli bir sofi aradı menzilden...
Diyor ki;

"VALLAHi hala beyazlar giyiyor...
Buna ne kadar dayanacağımı bilemiyorum...
O mübareği beyazlar içinde...
Kelebekler gibi görmeye artık tahammülüm kalmadı...
O'nu kem gözlerden de sakınır oldum...
Sanki bir şey olacakmışcasına...
Eee dedim gurbanım böyle de olmaz ki...
Bize de yazık...
Gel etme eyleme...
Çıkarıver şu beyazları...
VALLAH sebebim olursun...
Artık ne dayanacak gücüm...
Ne de bakacak gözüm kaldı...
Bir insana ki beyaz bu kadar mı çok yakışır...
Gurbanın olayım...
Deyiver ki nasıl dayanayım...
Sarığın beyaz...
Sakalın  ki çoğu beyaz...
Cübben beyaz...
Etrafa saçtığın nur haleleri ki...
Beyazdan da beyaz...
Bittim ben gurban bittim..."


İşte böylece anlatıp durdu gurbanlar dövsem mi idi aceb..)
Vesselam.

bilvanis.net ten alintiidir

GAVS HAZ. K.S. SOHBETİ


 

"Bazan dünyanın işleri o kadar ağırlaşır ki, insan altından kalkamaz. Bunun için insan, ALLAH'ın dostlarıyla irtibat kurmalı, devamlı onlara yönelmelidir. Gönüldeki imanın feryadını yükseltmeli ki, evliyaların ve dolayısıyla peygamberlerin ondan haberi olsun".

Gavs-ı Sani (k.s)

Gavs-ı Sani Hz.leri buyurdular ki;

Hızlı giden takla atar...
Yavaş giden geri kalır...
İtidal olmalıdır...

 
  Euzü billâhimineşşeytànirracîm.
Bismillâhirrahmânirrahîm.  

(Gavs hz. k.s. bir sohbetinde şöyle buyuruyor seyda hz. diyorki Muhabbetin kaynağı dörttür 1.Mürşidi kamil ziyareti 2.Mürşidi kamil sohbeti 3.Rabıta 4.Virttir)
   
 
   Mürşidi kamil ALLAH dostlarını sık sık ziyaret edip onların nazarı altına girip verdikleri dersleri yapmalıyız onlar bu kapıda profosördürler doktor hekimdirler kişi nasılki hastalanıp bi doktora gidiyor doktor onu muayene ettikten sonra onun hastalığını kişinin hastalığının ne olduğunu söylüyor kişiye reçete yazıp ona bu ilaçları al kullan 1 ay 6 ay sonra yine gel muayeneye diyor kişi gidip ilacı kullanıyor ve iyileşiyor iyleşmese gelip doktora hekime benim hastalığım iyleşmedi diyor hekimde onu muayene ediyor ve yine reçete yazıyor al kullan diyor kişi muayeneye gitti muayene oldu hekim ilaç yazdı ve gidip ilaçlarını kullanmadı o kişi ne olur iyleşemez derdine hastalığına deva bulamaz işte ALLAH dostları mürşidi kamilller bizleri tedavi ediyorlar ilaç yazıyorlar biz ne yapıyoruz o ilaçları alıp kullanıyoruz şifamızı buluyoruz biz kullanmassak bu ilaçları hastalığımız iyleşmez deva bulamayız. Mürşidi kamil sohbetlerini dinleyip onların muhabetini kazanmalıyız mürşidi kamil sohbetini dinlersek birçok feyda buluruz onların söyledikleri her kelimede okyanuslar kadar ilim vardır onlar Rabbul Aleminden Resuli Ekrem efendimiz hz. Muhammed Mustafa a.s.v. dan sohbetler ederler onların yaşayışını bize yaşatırlar biz onların adap edep ve sohbetlerine titizlik gösterip yapmalıyız Rabıtanın faydası, müridin, şeyhinin yanında bulunmadığı zamanlarda, ondan faydalanması   rabıta edip Mürşidimizi herzaman yanımızdaymış gibi düşünürsek onu rabıta edersek bize şeytan ve nefisten bi zerar gelmez çünki ALLAH dostlarının olduğu yerlere şeytan gelemez onlar nefisi terbiye ederler ne olur muhabet gelir oraya  virt çekip ALLAHı zikr edip muhabeti yakalamalıyız Rab'bimizin rızasını kaznanıp kendimizi Rabbimize sevdirmeliyiz.- ALLAH bir kulunu sevdiği zaman, cibril'i çağırıp "ben falan kulumu seviyorum, sen de onu sev!" der. cibril de onu sever ve sonra gökyüzünde şöyle seslenir: "ALLAH, falan kimseyi seviyor, siz de onu sevin!" bundan sonra göklerdeki bütün melekler onu sever. Sonra o kul yeryüzünde de herkes tarafından sevilip kabul görür." (müslim) işte ALLAH c.c. sevmek onu çokça anıp zikretmekle olur.

RUHLARIN TANIŞMASI

Temiz ruhlar, Yüce ALLAH’a aşıktır. Onlar yerde gökte Yüce ALLAH’a ait şeyler arar, sevgiyi yoklar, ihlâsı koklar, Arş’a kimden ne çıktığına bakarlar. Oraya kim yönelmişse onu sever, tanır ve kendisine dua ederler. Böylece ruhlar o iklimde tanışmış olurlar. Bu durumu Efendimiz s.a.v. şöyle ifade buyurmuşlardır: “İki müminin ruhu bir günlük mesafede karşılaşıp tanışır. Halbuki onlar birbirlerini zahiren hiç görmemişlerdir.” (Buharî)

Herim b. Hayyan rh.a. anlatır:

“Veysel Karanî Hazretleri’ni görmek için Kûfe’ye gittim. Tek arzum kendisiyle görüşmek ve hayır duasını almaktı. Onu öğle vakti Fırat kenarında abdest alırken buldum. Kendisini ilk defa görüyordum. Anlatılan vasıflarından onu tanıdım. Yanına vardım, selam verdim. O da selamımı aldı ve:

- ALLAH sana rahmet etsin. Nasılsın ey Herim b. Hayyan? dedi. Ben, benim ve babamım ismini nereden bildi diye hayret ettim. Kendisine:

- ALLAH sana rahmet etsin, benim ve babamın ismini nereden bildin? Bundan önce seni hiç görmemiştim, dedim. Biraz sükût etti ve:

- Bana senin ve babanın ismini her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olan ALLAH bildirdi. Nefsim seninle konuşurken ruhum senin ruhunu tanıdı. Hiç şüphesiz bedenler birbiri ile tanışıp kaynaştığı gibi, ruhlar da ALLAH sevgisiyle birbirlerini tanırlar ve severler. Zahiren hiç karşılaşmamış, tanışmamış olsalar ve oturdukları yerler çok uzak da olsa bu böyledir, dedi. (İbnu Asakir, Tarihu Dımaşk; Ebu Nuaym, Hilye; Zehebî, Siyeru A’lâmi’n-Nübelâ)

İrşad kutbu Gavs-ı Sani Hazretleri bu mühim konuya şöyle işaret etmiştir: “Nice insanlar vardır ki, devamlı evliyanın yanında bulunur; fakat niyeti ALLAH rızası değildir. O kimse evliyadan çok uzaktır. Bazı insanlar ise bedeniyle evliyadan çok uzakta bulunur, fakat kalbi ALLAH rızasına aşıktır, ihlâs üzere yaşar. Veliler o kimseyi tanır ve severler. Halbuki o kimse evliyayı hiç görmemiştir


KASRİARİFANDAN ALINTI

 

MUHABBET KIRINTILARI

Masamın üzerinde küçücük bir kavanoz var...
İçinde de teberrüken Gavs hz. lerinin sofrasından gelen yiyecekler var...
Arkadaşlara ikram ediyorum kırıntılar halinde bir, bir...
Kala kala geriye kabuklar ve posalar kalmış tabiri caizse...
Çook zaman öylece kaldılar artık kimselere de ikram etmiyorum ki dursunlar diye...

Bir gün bir derviş geliverdi yanımıza, bembeyaz olmuş sakalları ve çakmak çakmak gözleri ile
deruni bakışlarla etrafını süzen. Kavanozun ahvalinden zahiren haberi olmayan. Hasbihalden
sonra biz işimize devam ettik. O pür dikkat kavanoza bakmaya başladı bir taraftan da kaça-
mak bakışlarla bizi süzerek. Hesapta çaktırmadan biz de onu izliyoruz. Gözleri sulandı hareket-
leri daha bir heyecanlandı. Artık yerinde duramaz bir hal almıştı. Göz ucuyle izliyoruz. Dayana-
madı birden kavanozu kaptığı gibi içindekileri eline boşaltıverdi ve ağzına boca etti...Bir taraf-
tan muhabbetten hem gülüp hem de ağlayarak... Sonra da kavanozu dahi cebine attı...

Ben artık gülmekten ne yapacağımı şaşırmıştım... Bir müddet birbirimize bakarak öylece muhab-
bete daldık hiiiç konuşmadan hemi güldük hemi de ağladık.. Yüzünde muhabbetten güller gibi
haleler açılmıştı.

Ya Rabbi nasıl bir sevgi, nasıl bir muhabbet...

bilvanis.net ten alintidir

Nefsin Kollarını ve Bacaklarını Kesin..!


 

Zikirle Nefsin Kollarını Ve Bacaklarını Kesin.

Dostlardan biri anlatıyor...
Alnımda müthiş bri burulma ve sıkışma vardı. Ancak ağrı değildi. Ne
olduğu konusunda bir fikrim de yoktu doğrusu.

Menzilde bir hızmet sonrasında verilen çay molası esnasında görevliler-
den biri;
-Gurbanlar dedi virdinizi çekiniz. Virdin ne kadar büyük önemi olduğu-
ğunu anlamaya çalışalım inşaALLAH. Nefs benzer bir pislik böceğine ki
onun bir çok kolları ve bacakları vardır. Bu kollar ve bacakları ile vü-
cudun her bir yanını sarmıştır. Gövdesi ise alındadır. İnsan zikir yaptı-
ğı zaman onun kollarını ve bacaklarını vücudun en ücra köşesinden i-
tibaren kesmeye başlar. Zikir devam ettikce o kesilen kollarını ve ba-
caklarını toplar...Nihayet alın bölgesinde kalır ve orada ıslah olur.

Ben bunları dinleyince Gavs Hz. ile konuşmam ve halimi arzetmem
gerektiğini anladım. Hemencecik gidip virdimi ve hallimi arzeyledim.
Mübarek değişik bir ihtimam göstererek dedi ki;
-Virdini dayanabildiğin kadar çek ve durumundan da muhakkak bize
haber ver.
Gurbanlar vird ile (zikir) bedende nasıl bir temizlik ve ıslahat yapıldı-
ğını iyi anlamak lazım. Mübarekler vird (zikir) çekmeyenlerin mutlaka
vird almasını ve çekmesini istiyorlar.

bilvanis.net ten alintidir

19 ağustos depreminde......

19 ağustos depreminde olay bi olayı anlatayım ins bismillah
Gölcükte sofi bir çift varmıs ve sofi hep hatuna dermis ki hatun ben ölünce beni menzile götür oraya göm dermis hatunda kurban ben tek basıma seni nasıl götüreyim kimse bilmiyor bizim sofi oldugumuza diyormus sonra iste 19 ağustos depremi olmus ve bu sofi evlerinin altındakı fırının içine düsmüss ve yanarak ölmüs hatunu sofiyi yüzüğünden tanıyabilmis ve sofinin yanan kemiklerini bi toraya koyuyorlar ve hatuna veriyorlar tam o sıradada hatunun aklına sofinin dediği gelmis ve vakıf aracılıyla köye haber salmıs ve mübarek gelsin buyurmus hatun kafile ile gitmis köye ve mübarek kendi elleri ile sofinin kemiklerini yıkamıs  x  sonra kefenlemisssss ve sofiler bu vefat eden sofiyi kabre koydular.

(Yüzük sofiye Mübarek tarafından hediye edilmişti. Anlatılan kişi sofi
Harmancı Arif adıyla bilinen bir emekli askerdir bizim de aile dostu-
muzdur

. Eşi dahi İstanbul da deniz kazasında Anneleri kurtarırken ve-
fat etmiş ve Menzile defnetilmiştir. SIBYAN)

bilvanis.net ten alintidir

KERAMETLE GELEN İSİM

 

 

Bir  bebek  doğdu.ALLAHın izniyle...bir  erkek   bebek....anna-baba  kararlı  isim  Menzilden  istenecek...ama  ogünlerde  giden yok....bideee   valide  tutturmuş  dedesinin  ismini   koyun  diyee...ona  da  bişey diyemiyorlar  kırılacak  diyee....7. gün  gelince   koyacağız  ismini   sürpriz  deyip  oyalıyorlar...bu  arada  ne  yapsınlar????????????sonunda   bir vekil  bacı  aracılığı  ile   annelere   sordurmaya   karar  veriyorlar....bacıda   diyor  nasip  olursa  sorarız  ..bekleyinn....vee o günün akşamı   tel  çalıyor....arayan  vekil  bacııı..diyor   sorduk  elhamdülillah....anneye  ilettik   isim  ne  olsun  diyee...dedi   kurban  Seyda  yanımdadır  dur  ona sorayım.....ve  diyor   anneyle  Mübareğin konuşmalarını  duydum....söylenen  isim   şuyduu.....Mübarek  .......olsun dedi....ve  anne-baba  şoktaaa......çünkü  gelen  isim  aynı  zamanda   validenin   istediği  bebeğin   dedesinin   ismiiiiii......ya  işte  BU YOL  OKADAR   İNCE...HEM  VALİDENİN   GÖNLÜ  OLUYOR  HEMM  ANNE  BABA  MURADINA  KAVUŞUYOR.......inşALLAH  ahirettede   umduklarımıza  nail  olmak   dileği  ve  duasıyla.....DUABÜKE...... x

_______________________
Bilvanis.net ten alintidir

demlik

GÖTÜRÜN YOKSA ÖLDÜRECEĞİM...!

Ankaradayız...
Dostlardan biri anlattı...
O zaman kafileler Hacı Bayram Türbesi önünden kalkıyordu...
Bazen olurdu yedi sekiz otobüs kalkardı Ankara dan...

Bir gün kafilelerin hareket etmesine yakın bir kadın, yanında bir adamı
tartaklayarak getirdi kafilelerin olduğu yere...

Dedi "Bunu alın götürün usandım artık...!"

Baktık ki adam sarhoş ve "Gitmeeeem" diye feryad ettikce...
Kadın "Gideceksiiin" diye karşılık veriyordu.

Kadına "Bacım dedik bu adam gitmek istemiyor. Bu iş zorla olmaz rızası
yok gel vazgeç ısrar etme."

Kadın"Olmaz gidecek dedi. Ben onun içkisinden de eziyyetlerinden de
usandım artık. Ya bunu alın götürün, yada ben onu öldürürüm..."

Baktık ki bacımın gözü dönmüş ve kararlı bu işi daha fazla uzatmadan
adamı karga tulumba attık rabaya...Biraz sıkıntılı bir yolculuk oldu amma
vardık menzile...

Oraya varınca adam uslandı. Vardı bir güzel tevbesini aldı...Şartlarını da
orada yaptı ve camiide yattı...

Sabah cenaze var dediler...Acaba kim bu devletlü diye gıpta ile birbiri-
mize baktık...Sorduk soruşturduk, araştırdık ki bizim getirdiğimiz sarhoş
imiş...!

Öylece birbirimize bakakaldık bir müddet...Daha dün burun kıvırarak
baktığımız bu sarhoştu işte...Hep arzusu ile yanıp tutuştuğumuz şu
kutlu nasip onu bulmuştu...Sadatlar herkese ayırmaksızın hizmet götü-
rüyorlar ki hidayet ALLAH tandır (c.c.). Hani diyorlar ya hızmetin küçük-
lüğüne büyüklüğüne bakmayınız ve zayi etmeyiniz...Fırsatlar ganimet
gibidir kıymetini biliniz...Bazen bir kuş bazen de bir karınca hidayetinize
nasip olabilir

Belki de hakikate götüren ecir çok büyük zannettiğiniz sevaplarınızda
değil de çok küçük görüp önemsemediğiniz amellerinizdedir...Nihayetinde
böbürlenmemek gerektir.

Mübarek cenazeyi yıkattırdı, kefenlettirdi, namazını kıldırdı Rabbine
havale etti...

Dostlardan biri ağladı ve dedi ki; "Bu gün için bana bundan daha büyük
bir ders, daha büyük bir ibret yoktur...Kimseyi hor ve hakir görmeye-
ceğim...!

_____________________

Bilvanis.net ten alintidir

SIBYAN

GAVS HZ. LERİ İLE DR. AHMED ÇAĞIL IN SOHBETİ

GAVS HZ. LERİ İLE DR. AHMED ÇAĞIL IN SOHBETİ
S: Sofiler birbirinin elini öpmekte veya mal kaçırır gibi elini dokundurup çekmektedir. Bu konudaki emri şerifiniz nedir?
C: İznim yok, adabsızlıktır.

S: Markad-ı Şerif'in ziyaret adabı nasıldır?
C: Mürşidiniz önünüzde olacak ve rabıtayla gidecek. Yasin Fatiha ve İhlas okunacak.

S: Merkad-i Şerife Manen Pirimiz ile gittiğimize göre, Gavs ve Seyda Hazretlerinden Pirimize bizim hakkımızda rica etmesini talep edebilir miyiz?
C: Evet

S: Kazaya kalmıs namazı olan şahsın Evvabin veya teheccüd namazlarını kaza namazı niyetiyle kılabili mi?
C: Mollalara sor.

S: Hanefi mezhebinde olan sofiler Kamed'den sonra ellerini kaldırarak ezan duası okuyabilir mi?
C: Okuyabilir.

S: Dar gelirli sofiler için dergahta yardım toplanabilir mi?
C: Olabilir. Suistimal olmayacak.

S: Menzile giden otobüs tamamen sofilerle dolu ise, otobüs hareket halindeyken Kalbi zikir(vird) çekebilir mi?
C: Kalbi zikir olmaz. otobüste çekemez.

S: Amelini bitirmeyen sofiler Kelim-i Tevhid çekemiyor. Sofi olmayan kimseler Kelim-i Tevhid çekebilir mi?
C: Olmaz.

S: Vekil ne zamandan ne zamana kadar tövbe ve tarikatını tazelemelidir?
C: Sofi gibidir. her zaman yapabilir.

S: Evvabin namazını kılmadan rabıta yapsa, sonradan aklına gelip, rabıtadan sonra Evvabin kılsa olur mu?
C: Birşey olmaz.

S: işi çok olan sofiler Evvabin namazını kılmadıklarını bildiriyorlar.
C: Adabsızlık olmaz. Sevab alamaz.

S: otobüsten Menzile iner inmez Seyyidlerimiz veya orada ikamet eden sofilerle karşılaşınca, Seyyidlerimizin elini öpmek mecburiyeti hasıl olmaktadır. Duyduğumuza göre ilk defa Mürşidin eli öpülür diyorlar. Bu durumda ne yapmamız lazım gelir.
C: Birşey olmaz. mahsuru yoktur.

S: Kalbi zikir yaparken; sekiz Fatihayı okuyup hediye ettikten ve 500 veya 700 tesbih çekmeden önce Virde ara verilse, Fatihalar yeniden okunacak ve virde yenien başlanacak denilmektedir?
C:Fatihaları okuyup kalkarsa tekrar başa dönecek. Zikre başlayıp en az 3 veya 5 adet ALLAH derse kaldığı yerden devam eder.

S: Teypde kaside dinleyerek vird çekebilir mi?
C: Çekebilir.

S: Vird çekerken mazeretsiz olarak bir yere dayanmakta mahsur var mıdır?
C: Birşey olmaz.

S: Akşam rabıtasında mürşidimizi hatırlayabildiğimiz en güzel şekilde rabıta yapabilirmiyiz?
C: Size en güzel nasıl görünüyorsa öyle rabıta yapın.

S: Bazı dergahlarda yasin-i şerif okunmaktadır izin almak gerekirmi miktarı ne kadar olmalıdır?
C: Vird haline getirmeksizin olabilir (miktar söylemediler)

S. Vekil amme ve mülk surelerini ezbere bilmiyor fakat hatme-i hacegan duasını ezbere biliyor. Sofilerin içinde hatme-i hacegan duasını ezbere bile var ise hatmeyi kim idare eder.
C: Bilen.

S: Askerlikte tesbih çekemeyen sofiler ne yapmalıdır?
C: Fırsat buldukca çekmelidir.

S: Seyyid olmayıpta seyyidim diyene nasıl davranmalıdır?
C: Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hatırı için idare edin.

S: Cezbeli sofilerin imamlık yapmaları olurmu?
C: Tutabiliyorsa iyi olur. Mümkün değilse imamlık yapmasın.

S: Camiye gitmeksizin dergahlarda sofilerle cemaat olunup namaz kılınabilirmi?
C: Cami iyidir. Fitne olmaz ise dergahlarda kılınabilir.

S: Telefonla usta sofilere tevbe verilebilirmi sekiz şart adabı anlatılabilirmi?
C: Hayır

S: Vekiller sofilerin virdini azaltabilirmi?
C: Azaltabilir.

S: Hatme-i haceganı idare edenin abdesti bozulursa ne lazım gelir?
C: Silsile başlamamış ise yerine birini oturdur. Silsile başlamış ise devam eder.

S: Hanefi mezhebinde olan sofiler mutabaat niyeti ile evlerinde veya dergahlarda çorapsız namaz kılabilirlermi?
C: Her sofi kendi mezhebine göre amel etmelidir.

S: Camilerde salat-u selam getirilirken sofiler buna katılabilirmmi?
C: Sessizce katılabilirler.

S:Hanefi mezhebinde olan sofiler, mutabaat niyetiyle, beş vakit namazda Saadat'ın tesbihatını uygulayabilirler mi?
C: Uygulayabilir. evet.

S: Herhangi bir sofi herhangi bir vekile (ben tesbihimi çekemiyorum, tesbihimi geri al) desene yapmak lazım gelir?
C: Mümkünse çeksin, bu durumda vekil tedbir alır.

S: Yeni sofiler/ yeni vekiller, usta sofilerden/usta vekillerden sıra bulup, Sadat'a söyleyecekleri konuları söyleyememekten şikayetçidirler?
C: Zikir ile ilgili soruları vekillere arzedebilirler.

S: Abdestsiz rabıta yapılabilir mi?
C: Normal rabıtalar olur. Akşam rabıtaları hariç.

S: Menzile giderken veya Menzil'den dönerken Ş.Urfa ve Konya'ya ziyaretler olabilir mi?
C: Dönüşte izin alarak gidebilir.

__________________
Bilvanis.net ten alintidir

SIBYAN

Gavsın Ameline Ortaksın Eğer SOFİ isen

 

 

2006 Hacc’ında

Mehmet Yarbay Arafat’ta Gavs-ı Sani Hazretleri’ni arar. Gavs Hazretleri

kendisine:

- “Bizi de duanıza ortak ediniz..” buyurur.

   Mehmet Yarbay:

- “Kurban biz sizsiz dua etmiyoruz ki siz bizi duanıza ortak edin..” der.  

   Bunun üzerine Hazreti Gavs şöyle buyurur:

- “Biz sofileri yalnızca duamıza değil bütün amellerimize ortak ettik!..”

_____________________

Bilvanis.net ten alintidir

07erol

Nisbet

Dostlardan birir anlatıyor;
Her cuma günü olduğu gibi mübarek menzil topraklarında bulunduğumuz
bu cuma da Gavs hz. leri ziyaretlerini yapmak üzere merkad ın yolunu
tuttular. O ne yürüyüş ve o ne adab Ya Rabbi. Merkad ın bahçesinden gi-
rişleri, adabla süzülüşleri ve huzura iki büklüm varışları...

O güzeller güzeli Gavs ım merkadın içine özenle serilmiş yumuşacık halısı-
nın üzerine adabla diz çökmüş rahlelerinin üzerindeki kuran ı okuyorlar.
Mübarek yüzlerindeki nur halelerine dalmış kendimizden geçmiş dinliyor..
dinliyoruz...

Öylesine bir nisbet kokusu sardı ki merkadın içini dayanılacak gibi değil.
Hiç bir çiçek ve hiç bir kokuda böylesine bir huzur, böylesine bir huşu duy-
mak mümkün değildir.

Bu kokular içinde mübareğin o tatlı sesine öylesine dalmışımki hiç bir şeyin
farkında olmadan o mest-i perişan halim ile yanımdaki sofiye dönerek şöy
le mırıldanmışım...

-Ne güzel bir ses ve ne güzel bir okuyuş değilmi gurban...? Deyivermişim.

O anda o sofi ve sesimi duyan diğerleri taaccüb ve şaşkınlıkla yüzüme bak
tılar...baktılar...ve;

-Gurban ALLAHh razı olsun da Gavs hz.leri sesli kuran okumuyorlarki ses-
siz okuyorlar biz de duymuyoruz....!

Öylesine utandım, öylesine mahçub oldum ki ne yapacağımı bilemez bir
hal ile kalakaldım.

Yetimlerin nazı ile gelsem kapına
Nail olsam engin merhametine
Bir hakirki muhtaç Şahlar Şahına
Ol nisbetler meftun bereketine.

 

Bilvanis.net ten alintidir

SIBYAN

SULTANIM BENDE AKILMI BIRAKTIN...

Dostlardan biri anlatıyor;
Gavs-ı Sani Hz. leri inşaat yapımı sırasında yapılan çalışmaları
teftiş buyuruyorlar. Cübbesi ile, sarığı ile, mübarek ellerinde a-
saları ile geziyorlar sofilerin arasında. Herkesler gayrete gelmiş
başka bir aşk ile kazma ve kürek sallıyorlar mübareğin teveccüh-
lerini kazanmak için.

Salına salına geliverdiler bir sofinin yanıbaşına. Kazma ile kazmakta
olduğu çukura bakarak tebessüm buyurdular. Sofi, Gavs hz. lerini
yanıbaşında görünce heyecanlanıverdi. Çıkarmaya çalışmakta oldu-
ğu boruyu da çıkarabilecek kazma darbesini bir türlü istenilen yere
isabet ettiremiyordu. Ter basmıştı hasılıkelam. Mübarek o muhteşem
tebessümleri ile buyurdular sofiye yardımcı olmak için;

-Sofi ALLAHh razı olsun kazmayı şuraya vur...

Sofi habire aynı yere vuruyor bir türlü isabet ettiremiyor buyurulan
yere. Gavs hz. leri biliyor tabii ki sofinin o heyecanlı halini. Bir taraf-
tan yanındakilere tebessüm ederek diğer taraftan da sofiye nazire
yaparcasına.

-Sofi ALLAH razı olsun sen de akıl kalmamışmıdır kazmayı ha şuraya
vursan ya...

Sofi o telaşlı ve heyecanlı amma illa bir muhabbet hali ile mahçub
dönüverdi Gavs'ıma ve deyiverdi...

-Sultanım bende akıl mı bıraktın...? Aklım başımdan gidiverdi.

Gavs hz. leri güller gibi tebessüm buyurdular yanındakilerle beraber.

Bir tebessümüne ki meftun aşıklar
Gayrı dünya ile malı neylesin
Yusufu Züleyha gibi şaşıklar
Yele verdi canı, aklı neylesin

_______________________
Bilvanis.net ten alintidir

SIBYAN

 

 

Müslümanların emellerini (maksadlarını) kendisinde toplayan,kurtulmuş olanların kutbu,müttakilerin tutanağı,tevekkül edicilerin vesilesi,müslümanlara cömertlik ve kerametsahibi,mütevazilere muhabbeti çok olan,şeriatın ve nakşibendi tarikatının sahibi,efendim,şeyhim,dayanağım,bağlandığım,güvencim üzerine olan ve sebebi iftiharım,her türlü yardımı kendisinden aldığım,iki göz bebeğim,efendimiz şeyhi kamil ve mükemmil serverimiz,Bilvanisli Hazreti Şeyh Esseyyid Gavsı Sani ... Elhüseyni Buhari (k.s)


KASRİARİFANDAN ALINTI

___________________
Bilvanis.net ten alintidir

bilal_yilan

Asil Bakış, Asil Görüş...

ÖYLE BİR BAKIVER Kİ GÖRESİN

Dostlardan biri anlatıyor;

Yıllarca görüşemediğim bir okul arkadaşım vardı, bir vesile ile tekrar görüşmek nasib oldu. Menzile gitmek istediklerini,
ailece gidebilirmiyiz talebinde bulundular. Eee "tilkiye tavuk sorulurmu" bayıldık tabi bu işe ve derhal yola revan olduk.

Vardığımızda dikkatlice etrafı incelemeye başladı meraklı ve öğrenmek isteyen bir iştiyak ile. Hızmet etmek istediklerini
söylediler. Böyle bir imkanın olup olmadığını sordular. Tam o anda da eskilerden bir dost hızmet gurubu ile inşaat işinde
çalışıyorlardı. Bizi de davet ettiler. Biz de "isteyene verilir" nimetine şükür ile varıverdik davet edilen yere. Kırkbeş dere-
ceye varan sıcağın altında müthiş bir muhabbet ile çalışan sofilerin yanına vardık, onlara bir bir bakıverdi ve;
-Bunlar kimdir ne için çalışıyorlar? dedi.
-Kurban bunların kimi öğretmen kimi müdür kimi emekli kimi amir...kendileri için bir fırsat buldular ki ahiretlikleri olsun. Sırf
ALLAH rızası için hızmet ediyorlar. Buraya dünyanın her bir tarafından insanlar gelir. Gavs Hz. leri buyurur ki "İnsanlar akın
akın bir kucak para harcayarak buraya ALLAH içün geliyorlar biz de onlara hızmet edelim, onları rahat ettirelim ki ALLAH içün
amelleri olsun"

Şaşkın bir amma ibret alıcı bakışlarla inceledi ve;
-Şunlara bak yaaa. Sırtlarında parça parça olmuş eski püskü elbiseler, güneşten enseleri meşin gibi olmuş sanki doğuştan
amele bunlar nasıl bir aşk ile çalışıyorlar... dedi paçaları sıvadı ve kendine bir kürek ve bir el arabası bularak o sıcağın altın-
da kum çekmeye başladı. Halbu ki kendileri devletin hatırı sayılır bir makamında idiler. Hiiiç nefs yapmadan amele gibi
çalıştılar.


Sonra onu çorba içerken seyrettim yanında dokuz yaşlarında çocuğu ile... Sonra tevbe alırken...Sonra adab yaparken...
Yanlarında çocuğu ile beraberce. Birbirlerine şartları anlata anlata... Ya Rabbiiii... Sonra kaç kez markad da kuran okurken... x

-Yaaa burda nasıl bir huzur, nasıl bir sükunet var böyle deyiverdi dalgın dalgın bakarak... x

Mübarek olsun dedim. Mübarek olsun...bize de dua ediverin... x

Gül yüzün dönme benden
Ölürüm geçmem senden
Kapına kul olayım
Selamın kesme benden

Gül dikeyim bağlara
Sarılsın yapraklara
Kurban olayım Gavs ım
Bastığın topraklara.
 x

__________________

Bilvanis.net

SIBYAN

ziyaretçiler

free counters

Site Clock