" Talep şan değildir. Razı ol, şan da senin, nam da senin.
Varlığını bilinmezlik toprağına göm.
Gömülmeyen şey uç verip büyümez.
Dünya suretlerinin bulaştığı ayna nasıl parlar?
Huzura girmeden önce tevbe sularında yıkan.
Kader teneffüs ettiğin her nefeste seninle.
Eylerden, eylere seyahat edip durma.
Kendine uzaktan bakmayı öğren.
Bir dolap beygirine benziyorsun;
öyle ahmak, öyle hüzün verici.
Hicret ve niyetin kimin için?
Bir gece yarısı uyandığında yatağından kalk,
şöyle yıldızlara bir bak. Düşün!
Madem ki içinde bulunduğun yer,
konuştuğun kimse sana feyz vermiyor;terke mani olan ne?
Ölüme ağlama, kalbe bak.
Hata ve isyan ile pişman, ibadet ve taat ile neşveli değilsen,
zaten ölüsün!"
, kalbin elçisidir. Onu vazifelendirir, araştırmaya gönderir.
Güzel ve manzaralı bir şey bulmuşsa, memnuniyet duyar.
Fakat göz, çoğu defa kalbin başını belaya sokar.
Zira öyle güzellikleri, haber verir ki; ne hepsini elde etmeye, ne de ayrılıklarına tahammüle kalbin gücü yeter.
Bakışlarını Allah'ın rızası haricinde salıverenlerin hasretleri, devamlı olur.
Çünkü bakmak, sevgiyi netice verir.
Ve kalb, bir alakaya sahip olur.
Sonra bu alaka kuvvetlenir; vurgunluk derecesine varir ve kalbi kaplar.
Göz bakmaya devam ettikçe vurgunluk hali kalbden ayrılmayacak bir sevgi halini alır.
Sonra bu aşırı sevgi aşka döner ve çılgınlık halini alır.
Artık kalb, köle olmuştur ve layık olmayana kulluk yapmaya başlar.
Bütün bunlar, bakmanın cinayetleridir.
Bir emir iken, şimdi bir esirdir o.
Kalb, düştüğü haller için, gözden dert yanar.
Göz ise "Ben senin memurundum", der. "
Bana vazife veren sen degil miydin?"
Bütün bunlar, Allah'ın sevgi ve bağlılığından boş kalan kalblerin belasıdır.
Kalb Allah'ı sevmek için yaratılmıştır.
Bu yüzden sevgilisi "O" değilse, kulluğu başkasınadır.
İbn-i Cevzi
mustafa1968