madca

Niyet Ettim ALLAH (cc) Rizasi Icin..

BİR TEVBE HİKAYESİ

Bir komşumuzun yaşlıca olan babası kanser hastalığına yakalanmış ve ömrünün son demlerinde oldukça ağırlaşmıştı.
Birgün bir vekil kardeşimiz bize ziyarete gelmişti.Hal ve hatır dan kısa bir süre sonra müsaade isteyip gitmek istedi. Bizim içimizden göndermek gelmediği için kendisine oturmasını ve çay içeceğimizi söyleyerek oyalamaya çalıştık.Çaylar içildi ve kardeşimiz yine gitmek için müsaade istedi. Yine içimizden göndermek gelmediği için oturmasını ve yemek yiyeceğimizi söyleyerek yerine oturttuk. Yemek de yenmiş artık uyduracak bahane kalmamıştı ki bir telefon çaldı. Telefonda hasta olan komşunun kızı babasının çok ağırlaştığını ve sekerata girdiğini söylüyordu.

Vekil kardeşimizi neden tuttuğumuzun sebebi ortaya çıkmıştı. Birlikte hemen kalkıp komşunun evine gittik.
Baktık ki hastanın canı boğazına gelmiş hırlıyor ve şuuru tamamen kapanmış. Vekil kardeşimize "Hadi bakalım göster sanatını da bu kişiyi Sadat'a kavuştur" dedik.
Bunun üzerine vekil hastaya seslendi;

-"Amca, gözlerini aç da beni dinle" dedi.

Ölüm anındaki hasta o anda gözlerini açıp bize baktı ve vekil yine

-"Amca biraz doğrul otur da sana bir tevbe verelim" dedi.

Bunun üzerine hasta yattığı yerinden kalkıp yatağın içinde oturdu.Vekil kardeşimiz devam etti;

-"Benim söyleyeceklerimi tekrar et" dedi.Hasta başını sallayarak tasdik etti ve derinden gelen hırıltılı bir ses ile

-"Ya Rabbi ben pişmanım...." diyerek tevbeyi aldı. Tevbe biter bitmez yine yatağına yıkılarak sekerata geri döndü.

İşimiz bitmişti, evden müsaade isteyerek ayrıldık. Yolda vekil kardeşimize;

-"Çay, çorba bahane. Sadat seni burada vazifelendirmiş ve son anlarında bir müslümanın iman ile gitmesine vesile kıldılar" dedik.

Aradan iki saat geçtikten sonra hastanın vefat haberini aldık...

Artık sekiz şartını gasilhane de yapacaktı.Hem de ne 8 şart... Gassal lar kendisine gusül ettirecek ve ölüm rabıtasının da hakkını tam verenlerden olacaktı.

Gavs Hz.leri çok büyüktür, Allah'ın kendisine verdiği yetki ve sorumlulukları sonuna kadar ve en iyi şekilde kullanarak dedesinin Ümmetinin çobanlığını yapmakta ve sürüdekilerden hiçbirisini kurda köpeğe kaptırmamaktadır.

Allah cümlemize idrak edenlerden olmayı nasib etsin

 

Yazar Nasihatler.Net   

HADİM İLE SOHBET 1

Patrick bir Türk’le dost…Dostlukları hayli ilerlemiş…İkisi güzel arkadaş.
Türk’ün de namazla niyazla alakası yok. Beraber yer içerler, dünyanın zevkini tatmaya lezzetleriyle boşluklarını doldurmaya çalışırlar.
Bir gün iş yerinde sohbet ederlerken. Türk Antalya’nın güzelliğinden bahseder ve karar verirler. Bu yıl Antalya’da tatilimizi yapalım.

Aradan zaman geçer izin anı yaklaşır. Bir gün Patrick Türk dostuna izin zamanın yaklaştığını söyler. İzine hazırlanalım diye niyet ederler.

Birkaç gün sonra Türk genci bir sofinin vesilesiyle sofi olur. İzini Antalya değil Menzilde geçirmeye niyet alır. Bunu Patrik’e söyleyemez.

Üç gün sonra bir sohbet anında Patrick Türkiye’ye ne zaman gideceklerini sorar. Türk gencide Türkiye'ye gideceğini fakat kararlaştırdıkları Antalya’ya gitmeyeceğini söyler.

Patrick heyecanla üç gün önce gördüğü rüyayı anlatır. Senin gideceğin yeri biliyorum bende oraya gideceğim. Türk genci sofi merakla sorar….

Sen nereye gideceksin? Patrick; Senin gideceğin Menzil’e gideceğim. Rüyamda Nur yüzlü bir zat gelerek İslam’ı bana tebliğ etti ve kelime-i şehadeti telkin etti bende söyledim.

İsviçreli bir kardeşim anlatmıştı. İsmi S…. Patrik’in Müslüman olduğu günün gecesinde rüyamda zamanın Gavsını gördüm. Bana mesaj çekmiş. Mesajda şöyle yazıyordu

- S…. Avusturya’ya git falan adresteki Patrick’e İslam’ı öğret.

Ve S… gider emri yerine getirir. S… aslen İsviçreli fakat. Allah c.c Seydanın vesilesiyle kendisini İslam nuruyla nurlandırdıktan sonra o kadar hoş bir sofi olmuş ki.

İslam’a bağlılığı o kadar fazla olmuş ki. Ben onun haline bakıp kendimden utanır oldum. Hele rabıta yapışı…

Bizim gibi 3dakika 5 dakika değil….Hakkıyla rabıta yapıyor.

Mübarek bizi ziyarete geldiğinde onun rabıtasının bereketiyle caminin içi buram buram Menzil kokuyor. Kardeşim bu kadar olur. Hayranım kendisine. Gavsa olan muhabbetine.

İslam’a olan bağlılığına. Annesi babası eşinin annesi ve babası Hristiyan olduğu halde kendilerinin maddeye ihtiyacı olduğu halde hiçbir zaman anne ve babalarından madde taleb etmiyorlar. Dışardan dersler vererek rızıklarını temin ediyorlar.

Eşi ve kendisi din uğruna her zorluğa katlanıyorlar. Bu bana sahabi hayatını hatırlattı.

Selman-ı Farisi Hazretleri babası ateşperest olduğu halde hristiyanların mekanına uğramış. O dönemde tek tük tevhid akidesine bağlı hristiyanlar varmış onlara tabi olmuş.

Daha sonra bağlı bulunduğu kilisedeki papazın ölüm halinde fikrini alıp dini için Şam’a göçmüş. Şam’daki papazında ecelinin gelmesiyle tevhid akidesine bağlı bir papazın İskenderiye’de olduğunu duyarak oraya göçmüş.

Bir müddet sonra onunda hastalanmasıyla ondan kendisi gibi tevhid akidesine bağlı olan kimseyi sormuş. Anadolu’da Afyon bölgelerinde bulunan o zamanın üç büyük kentinden olan Amarium a gelip bir müddet orada yaşamış.

Ordaki son tevhid akidesine bağlı olan papazdan kendisine vasiyette bulunmasın ı istemiş. O da ahir zaman nebisinin Arabistan’da çıkacağını. Yanık taşlı bölgeden hurmalık bir bölgeye geçeceğini. Bugünkü Medine-i Münevvere işaret etmiş.

Selman-ı Farisi Hazretleri Arap kafilelerini beklemeye başlamış. Bir müddet sonra müjdeli haberi duymuş. Onların yanına vararak biraz malının olduğunu kendilerine vererek onu Arabistan’a götürmelerini istemiş. Onlarda teklifi kabul etmişler. Böylece Arabistan seferi başlamış.

Velhasıl yolda kendisine tuzak kurarak köle olarak satmışlar. Gelmişler Medine-i Münevvere’ye (o günkü adıyla Yesrib).

Selman-ı Farisi Hz.leri ahir zaman nebisini beklemeye başlamış…Devamı var

www.menzil.net den alınmışdır.

HADİM İLE SOHBET 2

MENZİL HİKAYELERİ
Velhasıl yolda kendisine tuzak kurarak köle olarak satmışlar. Gelmişler Medine-i Münevvere’ye (o günkü adıyla Yesrib).

Selman-ı Farisi Hz.leri ahir zaman nebisini beklemeye başlamış…

Ve birgün hurma toplarken, hurma ağacının altında efendisi ile yahudinin konuşmasını duyar. Kulak misafiri olur.

Ahir Zaman Nebisi’nin (sav) Kuba’ya geldiğini duyar. Heyecanla aşağıya iner. Nedir diye sorar. Seni ilgilendirmez ey köle diye efendisi yüzüne tokat vurur.

Selman-i Farisi Hazretlerini bir heyecan tutmuştur. Beklediği gün gelmiştir. Yıllardır hasreti ile yandığı Ahir Zaman Nebisi (sav) iyice kendisine yaklaşmıştır.

Hemen efendisinin haberi olmadan kendi parası ile biraz hurma satın alır. Kuba’ya vasıl olur.

Peygamber Efendimizi (sav) gördüğünde gözünü Mubarek Cemali’nden (sav) ayıramaz. Ahir Zaman Nebisi’nin (sav) alametlerinden birini öğrenmek için Rasurullah Efendimize (sav);

“Ya Rasurallah (sav)! Bu benim zekatımdır, kabul buyurun” der. Rasulullah Efendimiz (sav);

“Biz zekat kabul etmiyoruz” Sahabilere döner, “siz buyurun yiyin” der.

Birinci alamet zuhur etmiştir. Rasulullah Efendimiz (sav) Medine’yi şereflendirdiğinde bir sepet hurma alarak tekrar Huzur-u Rasul’e (sav) varır,

Ya Rasulallah (sav) bu hediyemdir der, Allah cc Rasulü (sav) hem kendisi yer, hem sahabilere ikram eder. İkinci alamette zuhur etmiştir.

Bir gün bir Sahabi’nin vefat ettiğini duyar. Selman-i Farisi’de oradadır. Rasulullah Efendimiz (sav) Kabr-i Şerife indiğinde mubarek sırtları açılır, Selman-i Farisi dikkatle Allah cc Rasulü’nün (sav) sırtına nazar eder.

Onun niyetini anlayan Peygamber Efendimiz (sav) biraz daha sırtlarını açarlar, Nübüvvet Mührünü gören Selman-i Farisi hazretleri artık şek ve şüphesi kalmadan şehadet getirerek İslam Nuru ile münevver olur.

Selman-i Farisi’yi (r.a.) anlatmak birkaç yazıda ne mümkün. O (r.a.) o kadar yüce bir şahsiyet ki, bir gün Sahabe-i Güzin aralarında oturup sohbet ederlerken geçmişlerini ya’d ederler.

Ben falan oğlu filanım, herkes ceddini sayar. Sıra Selman-i Farisi’ye (r.a) geldiğinde o göğsünü kabartarak “Bende İslam oğluyum, bende İslam oğluyum” diye gürler.

Sahabe-i Güzin bu İslam aşıkının bu halini görünce kendilerinden utanırlar.

“Selman bu, Selman bu” Allah cc Rasülünün (sav) “Selman benim ehl-i beytimdir” diye meth ettiği devletli.

Neyse biz kendi halimize dönelim. Şükür bizde gül bahçesinin dikeni değil miyiz?

Bize de diyorlar işte “sofi” diye. Hamd olsun, biliyorum “ene kofi” amma diyorlar ki sofi, binlerce hamd olsun.

Arş-i Alaya hamil melekler sayısınca hamd olsun. Rabbımın (cc) gökten indirdiği yağmurlar tanesince hamd olsun. Biz biliyoruz ki işlerimiz taklididir. Amma Büyükler buyurmuş; “Biz sofinin taklidine tahkik olarak kefiliz” diye.

Tomurcukta öyle söylemiş, Padişahın evladı, “sofinin niyeti amelinden hayırlıdır” diye.

O’nun da bir sözünü duydum, keyfim geldi hamd olsun. İnşallah buyurmuşlar; “Altıbuçuk milyarı kucaklamaya hazırlanıyoruz” Kim nasıl yorumlarsa yorumlasın.

Benim yorumum şu; Niyet ettik, bütün insanların Müslüman olması için, olmasa da ne gam. Biz niyet ettik, niyetimizin karşılığını Allah cc tan alacağız. Öyle demeğe getirmiş.

Bizim de niyetimiz o olmalı. Hani Seyyid Abdülhakim Hüseyni (k.s.) Hazretleri şöyle buyurmuşlar;

“Bir insanın tevbesinin kabulü, başka insanların tevbe etmesine vesile olmasıdır”
Şükrettim. İzindeyken sabahleyin evimden çıktım. Dedim

“Ya Rabbi! Hadi (Hidayet Eden) olan Sensin (cc) Ne olur bugün, hidayete vesile olma şerefini bize bahşet.

Yürüdüm o niyetle, bir bakkala uğradım. Selam-kelamdan sonra bizim kaçak tabir ettiğimiz ihvanlardan. Derken üç-beş kişi daha geldi, sohbetimiz koyulaştı.
Allah cc sorar dedim, neden zamanımızda böyle bir Zat gelmişte, nefsinizi teslim edip de islah etmediniz diye, derken birisi anlatmaya başladı.

Dedi hocam 35 sene içki içtim, ben buralı değilim, bi hatıramı anlatmak istiyorum. Buyur dedim.

Benim geniş bir salonum vardı. Gençlere bowling oyunu oynatıyordum, gece gündüz de içiyordum.

Bir gün öğretmen arkadaşın vesilesiyle Adıyaman’a gittim. Rahmetli Seyda Hazretlerini (k.s.) ziyaret ettim. Çok etkilendim. Geldim, o salonu kapatıp küçük bir çay ocağı açtım.

Evvelden cebimde hiç para olmazdı. O küçük çay ocağından Allah-ü Teala öyle bereket hasıl etti ki, çok para kazanıyordum.

Hani Ayet-i Celile’de Mevlamız (cc) öyle buyurmuyor mu;

“Siz bizim zikrimize dönerseniz, ummadığınız yerden rızık kapısı açarız”

Günlerim böyle geçiyordu, mutluydum. Evimde huzur vardı.

Derken bir gün yatsı namazını kıldım, caminin karşısında küçük bir meyhane vardı, herkes dağıldıktan sonra şeytan beni dürtmeye başladı. Yahu kim görecek, şuraya gireyim, birkaç kader atayım dedim. O niyetle meyhanenin kapısına vardım. Sanki bir el beni oraya götürüyordu, biliyordum ki şeytan ve nefis götürüyordu.

Kapıya gelince birden şok oldum, Seyda Hazretleri (k.s.) kapının önünde duruyordu.

Hemen daha aklım başıma gelmeden

“Özür dilerim gurban” deyip geri döndüm.

Sonra çay ocağına gelip dedim “yahu Menzil nere? Benim memleketim nere? Seyda’nın orada ne işi var?” anladım ki Seyda Hazretleri (k.s.) benim o pisliğe dönmemi istemiyor, şükrettim, ertesi gün gidip tevbemi tazeledim.
Aradan aylar geçti, hanımım açıktı, sosyete bir hayatı vardı. Aramızda huzursuzluk çıktı, beni terk etti. Bir müddet böyle kaldım. Kendisine ne kadar haberci göndermişsem gelmedi. Seyda Hazretlerine vardım, durumu arz ettim. Bana “istihare yap” dedi. Beyaz görürsen hayır, siyah görürsen o iş olmaz dedi. İnşallah beyaz görürsün dedi.

Memlekete döndüm. Çay ocağında yalnızdım, gece istihare yapıp yattım. Sabahleyin sabah namazını kılıp bir müddet daha yattım. O arada kapım şiddetle çalınmaya başladı. Erken saatte kimdir diye camdan baktım. Baktım hanımım ve annesi bembeyaz elbiseler giymiş, buyrun dedim, içeri aldım.

Biz dediler tekrar yuvayı düzeltmek istiyoruz. Ben içimden seviniyor, Seyda’ya teşekkürler ediyor, onlara da naz ediyordum. Bir müddet böyle devam etti, sonra hamd olsun, yuvamız tekrar düzeldi.

Ben bu Seyda’ya nasıl kurban olmayayım? Şükürler olsun o sofinin sohbeti bitti, oradaki cemaatte intisabını etti, bizde huzurlu olarak oradan ayrıldık. Hani evden çıkarken niye niyet etmiştik? Sofiler hep niyet edecek, hep niyet edecek., Allah cc için niyet edecek. Unutmayalım Abdülhakim Hüseyni Hazretleri (k.s.) ne buyurmuştu; “Bir insanın tevbesinin kabulü, başka insanların tevbesine vesile olması.

www.menzil.net den alınmışdır

UYANIK SOFİ

Yıllar önce bir sofi öğrencilik döneminin sonuna yaklaşmıştır. Yaklaşan üniversite sınavları sofinin karşısına beton duvar gibi dikilip sofiyi bunaltsa da çalışmaya devam eder. Bizim uyanık sofi zahiri çalışma ve gayretine bir de manevi destek istemektedir. Bunun için de nasıl yapsam diye kara kara düşünürken aklına bir fikir gelir. Hemen tüm ders kitaplarını toplayıp bir koliye doldurup otobüsle Menzil'e doğru yola çıkar.

Sultan Seyyid Muhammed Raşid Hz.leri henüz dünyayı terketmemiştir.Bizim sofi, kitap dolu koli ile camiye girip namazını kılar. Arkasından Seyda Hz.lerinin boş bir anını kollamaya başlar. Tam boşluğu yakaladığı anda kedi gibi çevik bir hamle ile koli ile birlikte huzura varır. Sofi müsaade isteyerek konuşmaya başlar;

-"Efendimiz, müsaade buyurursanız bir maruzatımız olacaktı"

Seyda Hz.leri de;

-"Söyle sofi" der.

Bizim sofi koliden bütün ders kitaplarını Seyda Hz.lerinin önüne sererek;

-"Efendim, ben bu sene üniversite sınavına gireceğim, sınavda sorular bu kitaplardan sorulacak. Himmetinizi istiyorum" der.

Seyda Hz.leri kitaplara şöyle bir bakıp bir tanesini eline alır ve rastgele bir yerini açıp;

-"Sofii, biz bunlardan anlamayız" deyip sofiye verir.

Sofi, Seyda Hz.lerinin kitabı açtığı yere hemen bir işaret koyar ve bir diğer kitabı uzatır. Seyda Hz.leri bu kitabı da alıp rastgele bir yerini açıp;

-"Eee sofii, Allah razı olsun biz bunlardan bir şey anlamıyoruz" deyip kitabı açık vaziyette sofiye iade eder. Açık kitabı hemen işaretleyen sofi bir diğerini uzatarak bu işi bütün kitaplar işaretleninceye kadar devam eder.

Aradan bir süre geçmişti. Seyda Hz.leri dünyayı terk etmiş ve yerini Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki Hz.lerine bırakmıştı.
Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki Hz.leri o sene Afyon dan dönüşte adet olduğu üzere Ankara - Pursaklar'a uğrayıp Seyyid Fevzeddin Hz.lerinin hanesinde misafir olmuştu. Biz de ziyaret için İstanbul dan Ankara'ya gitmiştik. Öğlen namazı için abdest almak üzere şadırvana girdiğimde bizim uyanık sofi ile burun buruna geldim.

-"Sofi, seneler önce kitaplarını Seyda Hz.lerine işaretletmiştin ne oldu sınav? "

Sofi gülümsedikten sonra;

-"Allah razı olsun, Seyda Hz.lerinin açıp verdiği yerleri tamamen ezberledim ve sınavda hepsi karşıma çıktığı için hiç sıkılmadan hepsini yaptım. Çok da iyi bir üniversiteyi kazandım"

İşte dostlar, bir Allah dostunun himmeti sadece ahiret için değil dünya işleri için de yetişir.

Evlatlarımızı mutlaka okutalım ve onları okumaya teşvik edelim. Sadat'ın himmeti mutlaka onlara yetişir.

Nasihatler.NET

SEYDA HAZRETLERİ MÜSADE ETMİYOR

-Kahvedeki sohbet bitti. Adap yapmak için sıraya girdik. Herşey sünnete uygundu. Adabımızı yaptık , sıra ölüm rabıtasına geldi. ALLAH cc. Külli nefsin zeigatul mevt .. Her canlı ölümü tadacaktır ayeti celilesi aklıma geldi. Peygamber efendimizin ölüm hakkındaki hadisleri ve diğer peygamberlerin Allaha vasıl olduklarında; mesela Musa a.s. ın :
-ya Musa ! ölümü nasıl buldun ?
- Ya Rabbi .. tava içerisine düşmüş bir kuş misali , uçmak ister uçamaz ,ölmek ister ölemez , aynen böyle yaşadım.
İbrahim halilullaha;
- Ya halilim Ölümü nasıl buldun
-Ya rabbi .. bir iğnenin deliğinden canımın çekildiğini hissettim…
peygamberler böyle ölüm acısı çekmişse ALLAH rasulü 300 kılıç darbesi demişse benim halim nice olur…
Beni bir korku sardı .. Binlerce istiğfarla adabımı yapıp yattım. İnşaAllah devam edeceğim…
Aklıma gelmişken bir sofinin ölümünü anlatayım..
Elhamdulillah müjdelerle dolu bir ölüm. Görev yaptığım beldede ümmi bir sofi vardı. Okuması yazması yoktu. Ölümünden 6 ay önce Menzile gidip intisab etmişti. Fatihayı biz öğrettik. Namaz kılmasını bilmiyordu.. biz öğrettik. Bu sofi 65-70 yaşları arasındaydı. 3-5 ay hatmemize devam etti. Birgün haber geldi, Mehmet amca sekaret olmuş. Önce doktora götürmüşler , tansiyonun sıfır olduğu artık hayat belirtilerinin kalmadığı götürün son nefeslerini evinde versin demiş…
Bize haber verdiler. Vardığımda herkesle ilgisini kesmişti. Yasin-i Şerif okuduk. Efendimize ve sadatlara hediye ettik. Tıbbın ölü dediği insanla 6.5 saat konuştuk. Elleriyle havadan bir şey almaya çalışıyordu, biliyordukki son anda insanın konuşması imanının halavetidir. Ve insan makamını görmeden ölmez. Dedimki Mehmet amca ne görüyorsun…
- Hocam sen görmüyormusun ?
-Benim gözüm kör kulağım sağır.. sen gördüklerini anlat.. Kimler var kimler yok . ?
-Hocam sadatların hepsi burda ..
-Kim burda ?
Hepsini saymaya başladı.. Seyda hz lerinden bahsetmedi.
-Dedim mehmet amca seyda hz. leri nerde ?
-Dedi hocam seyda hz leri sadatları getirdi.
-Başka ne var ne yok ?
-Kapı dışında uzun kulaklar var. Onlarda girmek istiyor ama sadatlar musade etmiyor..
-Onlar kimdir ? Seydaya sor dedim…
-Hocam onlar şeytanmış.. imanımı çalmaya gelmişler.. seyda hz. leri musade etmiyor. İnşaAllah imanlı öleceğim…

Bu arada ailesi baba baba diyerek seslendiler.. hiç birisine tepki vermedi. Sadece bizimle meşguldü… Bu bize sadatın bir ikramıydı. Birara gözünü karşıya dikti.
-Dedim kurban ne görüyorsun.
-Hocam şimdi şu anda cennetteki makamımı gösteriyorlar. Huriymiş.. bana işaret etmekte..
Şu hadisi şerif aklıma geldi. Kişi makamını görmeden ölmez.. Hamdettim. Mürşidin son anda sofisine yardımının ne kadar büyük olduğunu anladım. Daha anlatacak çok mesele var fakat kısa kesiyorum. Mehmet amca elini uzattı bir kitap açıyormuş gibi yaptı. Sordum..
-Şimdi ne yapıyorsun.
-Kuran okuyorum dedi.
-Nereyi okuyorsun ?
-Yasin suresini okuyorum.
-Mehmet amca sen okuma yazma bilmezsin .. Nasıl okuyorsun.. ?
-Hocam seyda hz. leri söylüyor ben okuyorum..
Tıppın ölü dediği mehmet amca tam 3.5 saat Kuran okudu hafız efendiler gibi. Bu işe çok şaşdım ve Mürşidi Kamil in ne kadar tasarruf ehli olduğunu ölüm halinde sofisine himmet ettiğini aynel yakin olarak gördüm. Allah’a olan teslimiyetim Rasulullaha ve onun varsileri Ehlullaha olan muhabbetim binlerce kat artmış oldu.

Alıntı : Menzil.net

Welcome

Recent Photos

 

Featured Products

No featured products

Recent Blog Entries

No recent entries

ziyaretçiler

free counters

Site Clock